Son Dakika Haberler

İSLAM VARLIĞINI O’NA BORÇLU.Dr.Ahmet BEKAROĞLU

İSLAM VARLIĞINI O’NA BORÇLU.Dr.Ahmet BEKAROĞLU
Okunma : 92 views Yorum Yap

DEĞİŞİM
Dr. Ahmet BEKAROĞLIU
İSLAM VARLIĞINI O’NA BORÇLU
 
Selçukluların büyük hükümdarı Sultan Alparslan’ ın Anadolu’yu İslam’la şereflendirdiği26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ve 30 Ağustos Zafer Bayramını içeren Ağustos Ayı ile 12 Mart 1921 İstiklal Marşının kabulü ve 18 Mart Çanakkale Zaferinin içeren Mart Ayından çok etkilenir hatta değişik duygulara kapılırım.
İstiklal Marşı okunurken gerekli özenin gösterilmediği, saygı duruşunda titiz davranılmadığı içerikli, ‘Yazmak Zorunda Kaldım’ başlıklı makalemde şehitlik konusuna kısaca değinmiş ve aynen şunları söylemiştim. ‘İstiklal Marşı okunduğu sırada geçtiğimiz saygı duruşu bana göre; bu toprakları geçmişten günümüze kanları ile kırmızıya bezeyen şehitlerimiz ve bu sırada aynı kahramanlığı gösteren gazilerimize’ dir. Çünkü onlar kendilerini bizim adımıza feda ediyor ve biz; onlar sayesinde yiyip, içip, nefes alıp yaşıyoruz.Kur’an-ı Kerim’de Zümer Suresi’nin 30. ayetinde; ‘Muhakkak ki sen öleceksin, onlar da ölecekler’ diye peygamberimiz ve insanların fani oldukları anlatılırken, şehitler için ise; ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Aksine onlar yaşıyorlar ancak siz bunu anlamıyorsunuz’ (Bakara,2/154); ‘Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilakis onlar yaşıyorlar. Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde rableri onları rızıklandırmaktadır’ (Al-i İmran, 3/169-170) buyrulmuştur. Hz. Peygamber de, ‘şehid olan kişiye hemen cennetteki makamı gösterilir, başına yaldızlı bir taç konulur, akrabasından da yetmiş kişiye şefaat yetkisi verilir kendisine. Cennete giren hiçbir kimse geri dönmek istemez. Ancak şehit cennete girdiğinde gördüğü ilgi ve ikram karşısında on defa dünyaya geri dönüp yeniden şehit olup tekrar cennete girmek ister” buyuruyor.‘Kimlerin şehit olduğu?’ konusuna da Hz. Peygamber açıklık getiriyor. ‘Allah adının yücelmesi, vatan, bayrak, aile, can gibi kutsal değerler için çarpışırken canını kaybeden kişi şehit’ tir. Tabii ki bu sırada sağ kalanlar da; ‘Gazi’dir. Elbette ki, oğlunu şehit verdikten sonra, ‘bir tane iki tane daha feda olsun, vatan sağ olsun’ diyebilen; anne –  baba da şehit mertebesinde, gazi mertebesindedir.
Şehitliğin Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in hadislerinde aldığı övgüyü özetlebelirttikten sonra şimdi de doksan sekizinci yıldönümünü yaşadığımız Çanakkale Savaşı’nın biraz da tahliline geçelim. Çanakkale’yi sanki biz sadece; 18 Mart 1915 olarak algılıyoruz. Oysa bu muharebe çok önemli ama, bu savaş aynı zamanda 30 Ağustos 19222 de sona eren Milli Mücadele yani Kurtuluş Savaşının başlangıcıdır. O kadar önemli ki, dakikada bir metre kareye altı bin merminin düştüğü bir savaş. Atatürk’te yarbay rütbesi ile tümen komutanı olduğu ve askerlerine, ‘size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum’ diyerek yıldızlaştığı savaştır Çanakkale.  Adeta bir dünya karmasından oluşan düşman ordusunun derdi ne idi?Avustralya’dan bile burada gelip savaşanların amacı ne idi? İstanbul Tıp Fakültesinin mezun vermediği, en genç nüfusumuzu kaybettiğimiz ve hemen hemen her evden şehit verdiğimiz bir savaşın verildiği yerdir Çanakkale. Buna Mehmet Akif açıklama getiriyor.
‘Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i,
Bedr’ in arslanları ancak bu kadar şanlı idi’
Akif’e göre İslam’ın var ya da yok olması anlamında iki tane muharebe var. Bunlardan ilki Bedir Muharebesi, ikincisi de Çanakkale Savaşı’dır. Hz. Peygamber Bedir Muharebesine Allah’ın izni ile savunma amaçlı katılmak zorunda kalmadan önce, ‘Ya  Rab. Bu orduyu zafere ulaştırmazsan, vallahi sana ibadet edecek bir kişi bile kalmaz’ demiş ve müslümanlarbu muharebeden zaferle çıkmışlardı. Akif’e göre Çanakkale ve Milli Mücadele sadece Anadolu’nun haçlıların kem gözlerinden kurtarılması değil, aynı zamanda Kabe’nin de haçlıların yıkımından korunmasıdır. Yani şer güçler Anadolu’ yu geçebilselerdi; bununla yetinmeyecek bir de gidip ‘tek Allah inancının anlatıldığı İslam’ın simgesi olan Kabe’ yi de yerle bir edeceklerdi’.  Bu nedenle yazımın başlığını, ‘İslam Varlığını Ona Borçlu’ diye attım. Mehmet Akif şehitleri övmekte o kadar haklı ki;
‘Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın.
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın’​
mısraları ile şehitlere hayranlığına devam ediyor.
Günümüzde şehitler için hatim programları düzenleniyor ve onların menüleri ile bir öğün geçirelim deniyor. Bu; bana göre yeterli değil ve biraz da komik. Ben kimim ki, şehitlere hatim okuyacağım. Onların bize değil, bizim onlara ihtiyacımız var. Çünkü Hz. Peygamber,‘şehitler peygamberlerle aynı muameleyi göreceklerdir’ müjdesi ile ahiret’te şehitlerin makamını ilan etmiştir. Mehmet Akif,
‘Ey şehit oğlu şehit. İsteme benden makber
Sana aguşunu açmış duruyor peygamber’
mısraları ile, peygamberimizin kucağını açarak onları beklediğini belirtiyor. Şehitleri anmak; canlarını vererek bize emanet ettikleri bu toprakları aynı doğrultuda korumak, bu topraklar üzerinde onlara layık olarak yaşamakla olur. Eski üst düzey bir komutanın ağzından televizyonda dinlediğim, ‘ben Çanakkale’ ye her gittiğimde şehitlerle konuşur gibi olurum’sözünde anlattığı duyarlılığa ulaşmak lazım. Bir Japon aydının; ‘biz yeni nesli Hiroşima’ya getirir, ülkemiz için çalışmadıklarında aynı manzarayı yaşama tehlikesini onların beyinlerine kazımak isteriz. Türkler de gençliğini Çanakkale’ye getirerek orayı gezdirsinler’ diyor.Bazıları yanında Muhammed İkbale de atfedilir. O diyor ki; “Mahşer Günü Alah’ın huzuruna çıktığımda bana soracak. ‘Neyine güvenerek geldin? ‘Namazın, orucun vs. ibadetlerini tamamen ifa ettin mi?’ Ben de bu soruya cevap olarak, ‘hayır’ derim. ‘Peki öyle ise, neyine güveniyorsun?’ diye rabbim sorduğunda, ‘ibadetlerim eksik ama, Müslüman Türklerin Çanakkale’de tek Allah inancının olduğu İslam’ın var ya da yok olma adına akıttığı kanı gördüm. O’na güveniyorum’ cevabını veririm”.
Her şeyimizi borçlu olduğumuz şehitlerin, onların anne-babaları ve yakınları önünde saygı ile eğiliyorum.