Son Dakika Haberler

AĞLARSA ANAM AĞLAR GERİSİ YALAN AĞLAR!

AĞLARSA ANAM AĞLAR GERİSİ YALAN AĞLAR!
Okunma : 140 views Yorum Yap

ibalci_99Üzerinde önemle durulacak bir atasözüdür. Şahit olduğum bir olaydan bu atasözünün doğruluğuna inandım. Babam 1942 yılında vefat etti. O tarihte 7 yaşındaydım. Eylül ayı idi zannedersem. İlkokula yeni başlamıştık, bana İstanbul’dan (Cağaloğlu) (O zaman İstanbul diyorduk), kitap ve defteri getirecekti. Erkenden kalkmış ve gitmişti. Harp zamanı ekmek karne, kahvaltılık yok, üst baş perişan. Annemin ifadesine göre iki zeytin ve iki lokma ekmek yemişti kahvaltı olarak. Ben dönüşünü dört gözle bekledim, gelecek bana okuma kitabı, defter kalem getirecek diye. Ama ertesi gün gele gele ölüm haberi geldi. Cenazeye gittik. Topkapı mezarlığına defnedildi. Aydı iki defa cuma günleri annem, beni de yanına alıp Topkapı Mezarlığına babamı ziyarete gitti. Her seferinde de mezarlık bekçisine tatlı götürmeyi ihmal etmedi. Annem mezar başında durur Yasin okur, dua yapar ve ağlayarak eve dönerdi. Bu durum 1954/1955 yılına kadar devam etti. Bir cuma günü yine gittik! Gittik ama mezarlığı bulamadık, yerinde yoktu, her taraf toz dumandı. Adnan Menderes hükümeti aldığı bir kararla buradaki mezarlıkların büyük bir bölümünü yol-cadde yapmak için yıkmıştı. Elbette ki gömülen kişilerin yakınlarına tebligat çıkarılmıştı ama biz böyle bir tebligat almamıştık. O tarihten sonra babamın mezarını bir daha bulamadık. Annem babamın öldüğü tarihten bu yana her gün ağlamaya devam edip durdu. Bir gün sordum kendisine “Anne ölenle ölünmüyor, bunca yıl geçti neden bu kadar ağlıyorsun?” diye sordum. Kısa bir cümle ile cevap verdi bana “Oğlum sen anlamazsın, benim dağım yıkıldı, dağın altında kaldım, eziliyorum”… Yıllar yılları kovaladı. Annemle beraber biz de yaşlanıyoruz tabii… 1982 de Salih Ağabeyim (Namı diğer Efe Salih) hastalandı. Hastaneye kaldırdık, üç gün sonra vefat etti.. Anneme zorla söyledik. Tabii ki her anne gibi yeri göğü inletti ağlamakla… Sakinleşemiyordu, sabah akşam, gece gündüz ağlıyordu. Şöyle dedim “Anne yıllarca ağladın babam geri geldi mi? Ağlaman neyi değiştirecek?” Yine kısa bir cümle ile bana yanıt verdi. “Oğlum, baban öldü dağım yıkıldı altında kaldım ama ölmedim. Şimdi ben yıkıldım, ben öldüm. Evlat acısını tatmanı istemem, yaşamak zor”… Nitekim iki buçuk yıl sonra annemi kaybettik…

Bunu neden yazdım, ne gereği vardı kendimizden bahsetmenin. Ama gerekli gördüm işte. Annelerin fedakarlığı hiç bir şeye benzemez. Benzemiyor, benzetilemiyor. Hangi insan, bir yakını için kendisini bilerek ölüme atar. Hangi insan gözü kapalı ölüme atlar. Bunu bir tek anneler yapar. İşte size bir örnek:

Ordu’da yaşan Özbek Ailesinin iki yaşındaki bebekleri apartmanın üçüncü katındaki dairelerinin penceresinden düştü. Anne Aylin’in bir anda dünyası karardı ve çocuğunu yakalayabilirim düşünce ve inancı ile kendisini pencereden aşağıya bıraktı. Bütün emeli çocuğunu yere düşmeden yakalamak, kendisi ölse de çocuğunu kurtarmaktı. Anne ile oğlu 6 metre yükseklikte beton zemine çakıldı. Cani veren Allah, yaşatacak olan yine Allah’tı. Mucize gerçekleşti ve anne oğul ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Bir kaç gün hastanede tedavi gördükten sonra taburcu oldular, evlerinde bakımları yapılıyor.

Elleri öpülesi, ayakları yıkanıp suyu içilesi anneler. Sizin hakkınız ödenir mi? Ödenmez. Bütün anneler böyle midir? İstisnalar olsa da gerçeği değiştirmez ki! İşte olay ortada. Anneler siz bin yaşayın, tasasız, eziyetsiz huzurlu yaşayın, dualarınızı da evlatlarınızdan eksik etmeyin. Allah sizlerden razı olsun…

Yüce Yaradan Kur’an-ı Kerim’ dekti ayetinde “Anneleriniz, babalarınız için öf bile demeyin” derken şüphesiz bu tür olayları hatırlatıyordu. Hz. Peygamber (CC) de “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadisi ile insanları uyararak annelerin önemine dikkat çekiyordu. Allah annelerimizden razı olsun…

İbrahim Balcı