Son Dakika Haberler

BU NE BE? KAN GÖVDEYİ GÖTÜRÜYOR!

BU NE BE? KAN GÖVDEYİ GÖTÜRÜYOR!
Okunma : 52 views Yorum Yap

ibalci_99Bu ne be? Kan gövdeyi götürüyor! Her sabah uyandığımızda bu sözleri söylemekten kendimizi alamazdık. Ya gazete okumayacak, radyo dinlemeyecek ya da televizyon izlemeyecektik. Bunlardan her hangi birine baktığınızda karşılaşacağınız tablo, bolca akıtılan kanların kimlere ait olduğunu öğrenmekti…

Bugün kendilerine siyasi değer bakımından fiyat biçemediğimiz Merhum Ecevit, Merhum Erbakan, Merhum Türkeş ve halen yaşam mücadelesini devam ettiren Demirel. Siyasi yaşamlarında doğru dürüst siyaset yapabilselerdi, ülkeyi sizden bizden, sağcı, solcu, komünist, ümmetçi şeklinde kırk parçaya bölmeselerdi; siyaseti yönlendiren sivil toplum kuruluşları dış güçlerin oyuncağı olmasa, içtekti kötü niyet ve çıkarcılarla dirsek teması yapmasa, işçiler bölünmese, öğretmenler TÖS ve MÖS olarak ayrılmasalar tek sendika altında mücadele edecekler, emniyet teşkilatında polisler Pol-Der, Pol-Bir diye ikiye ayrılmayacaktı. Hatta ülkenin gözbebeği ordu da bundan etkilenmeyecekti…

1961 Anayasası ile kendisini hürriyet havasının içinde bulan halkın önüne, hiç gerek yok iken iktidara geçen siyasiler tarafından, hürriyetlerine ( söz, yazma ve seyahat) engel konulmasaydı, iki söz söyledi diye gençlerin üzerine acımasızca gidilmeseydi, eleştiri yazan yazarların yazma haklarının elinden alınması bir yana hapse atılmasalardı, ülke insanın sizden bizden diye ayrışmasına müsaade edilmeseydi asla siyasi ortam gerilmeyecekti. Eğer ülkenin anlı şanlı sanayicileri, işadamları hükümetten korkmasa, yoktan yere aşırı fiyatları halka yansıtmasa, ellerinde aranan her türlü ihtiyaç maddesi olmasına rağmen yok demeselerdi, karaborsa olmayacak, enflasyon yükselmeyecek ortam o kadar gerilmeyecekti…

Gençlerin, sendikaların alabildiğine hürriyet havasından, görev başındaki siyasiler rahatsız olmasalardı ortam yine bu derece gerilmezdi… Küçük bir olaya gelen polis olayları bastıracak yerde taraflı hareketle muhatapları tahrik etmese de esas görevlerini yapsa, askerin gelmesi ile muhatapların askerlere gösterdiği iyi niyet ve sevgi onlara da gösterilir, gruplar o denli gerilmezdi.

Sabah evden eşini ve çocuğunu yolcu eden annelerin, akşama hangi kötü haber gelecek beklentisi olmasaydı, sadece mutfaktaki yangınla ilgilenecek ve ortam yine gerilmeyecekti. Elinde sprey ya da fırçalarla duvarlara slogan yazan gençlerin üzerine insan gibi gidilseydi, ortam yine o kadar gerilmezdi. Israrla sağcı ve solcu gençler birbirine kırdırılmasaydı ortam yumuşardı.

Ülkemi severim diyen vatan hainleri, nereden olursa olsun ülkeye kaçak silah taşıyarak gençleri silahlandırmasaydı o korkunç kanlı olaylar meydana gelmezdi. MİT’ in sivil ve asker kanadı, kimin etkisi altında olursa olsun halkı birbirine kırdıracak eylemlerin içinde olmasaydı ortam gerilmeyecekti. İlk siyasi cinayetlerden biri olan bir vatandaşın öldürülmesinde kullanılan iki üsteğmene ait silah bulunduğu halde silahın sahipleri adalete teslim edilseydi ortam yine gerilmeyecekti…

Ülke karmaşanın içinde yüzerken, sağlam kalan tek kuruluş ordu idi… Her gün 10 ile 30 arasında ölüm haberi alan Türk halkının tek arzusu ordunun duruma el koymasıydı. Aynı şekilde TBMM de görev yapan milletvekillerinin çoğunun beklentisi de böyleydi. Hatta eski anlı şanlı siyasilerde aynı beklenti içindeydiler… Sıradan halk evde, kahvede, maçta, nişanda, düğünde toplanılan her yerde bu beklentiyi ifade etmekten geri kalmıyordu. Buna seyirci kalınabilir miydi?

Yıllarca devam eden sıkıyönetimler bıktırıcı hal almıştı… Olağanüstü haller ve sıkıyönetim mahkemeleri; sıkıyönetim mahkemelerinde acımasız yargılamalar ve ağır ceza kararları ve arka arkaya gelen idamlar, haklı haksız pırlanta gibi çocukların darağacında sallandırılmaları olmasa ortam bu kadar gerilmezdi…

Şehirlerin kurtarılmış bölge haline getirilmeleri. Kurtarılmış bölgelerde meydana gelen faili meçhul cinayetler, bunları yapan gizli örgütler ya da kirli eller bu çirkin oyunu oynamasalardı ortam yine gerilmez, ülkenin genel havası BENİ KURTAR’a dönüşmezdi. Ülkeyi kim kurtaracaktı? Elbette ki siyasiler değil! Keşke siyasiler kurtarabilse, kurtarabilmek için bir araya geldiler ve Milliyetçi Cephe Hükümetlerini kurdular ama ülkeyi çok daha kötü böldüler ve kan golünü kan deresine dönüştürdüler… Milliyetçi Cephe Hükümeti derde çare olabilseydi ortam gerilmez ve SON’a gelinmezdi.

Nihayet halkın beklediği oldu ve Ordu Yönetim’e el koydu. Genel Kurmay Başkanı Org. Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Kumandanı Org. Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Kumandanı Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri kumandanı Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun konseyi oluşturdu. Yani halkın beklediği oldu…

Sonuçları ağır olan siyasi eylemler, öldürmeler bıçak gibi kesildi. Nedeni malum. Siyasi partiler, liderleri ya da yetkilileri orduya baskı uygulayamadılar… Ordu siyasi baskıları kabul etmedi ve olayların üzerine inatla giderek olayları önledi.

Olaya el koyan yani darbe yapan Ordu idi, küçük bir teşkilat değil. Tepeden tırnağa kurallarla donatılmış bir kuruluş… Mahremiyeti vardı, gizliliği vardı, kudsiyeti vardı, dokunulmazlığı vardı. Erişilmesi güç onuru vardı. Görevde olduğu sürece hesap vermesi söz konusu değildi. Tek yapacakları şey, siyasi gerginliği ortadan kaldırmak, karmaşayı yok etmek, siyasi tartışmaları en aza indirmek, sokak kavgalarına son vermek, sağ-sol çatışmasını ortadan kaldırmak, ayrımcılığa son vermek, kurtarılmış bölgeleri, mahalle, ilçe ve hatta şehirleri normal yaşama döndürmek, daha doğrusu istikrar sağlamak, demokrasiyi geri getirmekti…

12 Eylül Darbesi ile işbaşına gelen askeri yönetim bütün bunları, becerileri oranında yapmaya çalıştı, yaptı… Hemen her şeyi doğru yaptı demek elbette ki mümkün değil. Onların da hataları oldu. Çoğu kez acımasızca davrandılar, zor kullandılar. İdam cezalarını infazda aceleci oldular… İnsanları fişleme yoluna gittiler. Binlerce dava açıldı, binlerce kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişisi idam edildi (26 siyasi suçlu, 23 adi suçlu ve 1 de Asala militanı), 259 idam dosyası meclise gönderildi. Binlerce insan işten çıkarıldı. İşkenceden ölenler oldu, kuşkulu ölümler oldu, filmler yasaklandı, derneklerin faaliyetlerine son verildi, siyasi partiler kapatıldı, liderleri gözetim altına alındı, 31 gazeteci hapse atıldı, 3 gazeteci öldürüldü, hapiste ölenler, açlık grevinde ölenler, çatışmada ölenler oldu intihar edenler bulundu…

Askeri yönetimin iyi tarafı da vardı, kötü tarafı da! İyi tarafı atılımı yapar, olayları önler kısa sürede görevine dönerse, ağır bıktırıcı önlemler almazsa başarılı olur.

12 Eylül darbesini yapanlar hiç şüphesiz iyi niyetli kişilerdi. İyi niyetli olmasalardı yeni bir anayasa ile meydana çıkmaz ve demokrasiye dönmezlerdi. Askeri yönetim olarak kalırlardı. Yaptıkları anayasa hala yürürlükte olduğuna ve yüzde 92 gibi büyük farkla kabul gördüğüne göre iyi niyetli hareket ettikleri görülür. Ama hata yaptıkları da ortada…

Aradan kırk yıldan fazla geçtikten, birçok anayasa değişikliği yapıldıktan ve sayısız yasalar çıkarıldıktan sonra 12 Eylül Darbesi yapanların yargılanması yolu açıldı ve yargılandılar. Sağ kalan iki konsey Üyesi Eski Gen. Kur. Başkanı ve Cumhurbaşkanı Org. Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Kumandanı Org. Tahsin Şahinkaya idama mahkûm edildiler… Kenan Evren 97, Tahsin Şahinkaya ise 89 yaşında… Neden yargıladınız, neden idam kararı verdi mahkemeler? Kime gözdağı veriyorsunuz? Unutmayınız, 12 Eylül sonrası Sıkıyönetim mahkemeleri çok daha adildi. Çok daha adil yargılama yaptı. Yargılananlara alabildiğine savunma hakkı verildi… Yargılananlar istedikleri gibi konuştular, öz fikirlerini saklama ihtiyacı duymadan açıkladılar hatta değişik ideolojilere mensup olanlar düşünceleri doğrultusunda, propaganda koksa da konuşmalarını açık yüreklilikle ve istedikleri gibi yaptılar…

Ya Balyoz, Ergenekon, Casusluk, Poyrazköy davalarında düzmece CD ler, sahte imzalı belgeler, yüzlerce, binlerce uyduruk iddialarla yüzlerce insan suçlanırken, çoğuna kendilerine savunma hakkı bile verilmedi, sözleri kesildi, söz verilse de konuşmaları üç beş dakika ile sınırlandırıldı. Demek isterim ki bu davaları gören mahkemeler ismi gibi özel işlerde kullanılır mahkeme olmaktan kurtulamadılar. İşte Anaya Mahkemesinin verdiği kararlarla da bu Özel Yetkili Mahkemelerin keyfi karalar verdiği anlaşılmış oldu.

Ama esas olan şu: 12 Eylül Darbesi nedeni ile kırk yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen geriye dönük yargılama oluyorsa, ülkeyi yangın yerine çeviren, bölünme noktasına getiren, orduyu budayan, kendi zenginini yaradan, özelleştirme adı altında cumhuriyetin bütün kazanımlarını satan, rüşvet, yolsuzluk ve suistimali sanki normal davranışmış havasına sokan, yandaşları ve kendilerini aklamak için çoğunlukta bulundukları meclisi alabildiğine kullanan, cumhuriyet çocuğu olmasına rağmen Cumhuriyete ve kurucusuna saldırmaktan geri kalmayanlar, yarın geriye dönüş olarak kendi çıkardıkları yasalarla yargılanacak duruma gelirlerse şaşmam..

Demek istediğim budur

İbrahim Balcı