Son Dakika Haberler

EFSANELER. İbrahim Balcı

EFSANELER. İbrahim Balcı
Okunma : 90 views Yorum Yap

ibalci_99Merak bu ya, düştük yollara Suat Uysallar arkadaşımla beraber, yazmaya çalıştım Sarıyer’i… Hem de üç aydan fazla sürdü çabamız. Aşiyan’dan başladık, Kısırkaya’dan çıktık. Gezmedik mahalle bırakmadık. Eski dostları aradık ama inci tanesi gibi ya bir ya da iki kişi ancak bulabildik. Diğerleri “Bir faslı hazandır” misali yaprak yaprak dökülüp gittiler. Ama onların çiğnedikleri merdivenler hala yerli yerinde. Yollar, merdivenler insanlara inat yıpransa da hepten yitip gitmiyor. Bir de zorla ayakta duran eski yapılar; köşk, yalı ve evler… Hepsinin esrarengiz geçmişi vardır bunların… Ya beklenmedik ölümler, intiharlar, iflaslar ya da çağa damga vurmalar. Hele şu koylar yok mu? İstinye, Tarabya, Büyükdere ve Büyükliman koyları binlerce anıyı gemi demirler gibi suyun derinlerinde demirlemişlerdir mutlaka… Hele dalgıçlar batık aramaya başlasınlar nelerle karşılaşacakları ortaya çıkar… Belki de yüzlerce yıl önce kaybolmuş insanların iskeletleri ile görüşme imkânı bulurlar.

Dedim ya merak bu, devasa ağaçların durumları nedir? Düşünebiliyor musunuz bin yaşın üzerinde bir Çınarı ya da yaşı veya hastalığı nedeni ile içi mağaraya dönen ağacı… Belki de öfkesinden için için kendisini yiyip bitirmiştir de zavallı duruma gelmiştir ulu çınar. Bilezikçi çiftliğindeki Yorgun Çınar ile Uyuyan Çınar’ın geçmişi hakkında bilgi edinmek az şey midir? Neden Yorgun Çınar demişler ya da neden Uyuyan Çınar diğer bir tanımlama ile Ahtapot Çınar demişler… Kesinlikle bunların bir efsanesi vardır. Bir bileni bulmaya çalışıyorum, ya kısmet deyip..

Araştırırsan bulursun derler, doğrudur. Arayan belasını da buluyor Mevlâsını da… Ben de araştırmış ve Rumeli Kavak’taki Sevda Çınarı’nın (Kale kapısı yanındaki) efsanesini bulup derlemiştim. Yayınladığım da bazı itirazların geldiğini de biliyorum. Hiç böyle bir şey duymadık diye… Ama aradan çok geçmedi, yeni bir efsanesi çıktı Sevda Çınarı’nın. Bari bunu da aktarayım da itiraz edenler bir güzel çoğalsın. Varsın “Hayır” ya da “Olmaz” diyenler olsun, İrfan Terzi ile Varol Ayıdn’ı bulmak zor değil, Yaparız dörtlü toplantı, dökeriz eteğimizdeki taşları halleşir, helalleşiriz güle oynaya…

İster misiniz bu efsane çuk otursun da Sevda Çınar’ı ölüm yemeden ziyaretgâh haline gelsin… Neden olmasın? Rumeli Kavak deyip geçmemek lazım bir zamanlar Telli Baba ile o denli tepe noktaya yükselmişti ki Telli Baba için tüm söylenceler gerçek kabul edilir olmuştu… Oysa Telli Babanın kabrinde yatanın kadın mı erkek mi olduğu daha belli bile değil. Baba denildiğine göre erkek olması gerekir. O zaman kabir üzerine neden normal bildiğimiz iplik, tire tel yok da gelin teli var? Demek ki efsane bu her şey oluyor…

Okuyalım bakalım neymiş SEVDA ÇINARI’nın efsanesi…

Meryem daha ilk görüşte vurulur Merdan’a. İşte yıllardır beklediği, yolunu
gözlediği budur. Rüyalarında gördüğü, bir türlü rastlaşamadığı budur.
Masallarının kahramanı, hayallerinin sultanı bu’dur.

Orada öylece çakılıp kalır Meryem.

Merdan; Esmer- uzun boylu, yakışıklı ve kaytan bıyıklı bir Osmanlı Sipahisidir.O sırada çınarın dibindeki kale kapısında nöbettedir. Boğazın Karadeniz çıkışındaki bu stratejik kaleye de yeni gelmiştir. Meryem, ona göre kızıl bukleli saçları, iri yeşil gözleriyle bir melek gibi göklerden sanki bir anda aşağıyainivermiştir. İkisi de bu rastlantıya şaşkındır. Çünkü Merdan da Meryemin düşündüklerini düşünmekte, hissettiklerini hissetmektedir. İkisinin bakışlarıbirbirleriyle kenetlenirken yüreklerine aşk ateşi de çoktan düşüvermiştir.

O günden sonra Merdanın kapı nöbetleri artmaya başlar. Tabii Meryemin
de bu kapı önünden geçerek sahildeki balıkçı babasına gitmeleri de…
Gözler başka bir şey görmez, akıllar başka bir şey düşünmez olur.
Karasevda ikisini de vurmuştur.

Bir ay sonra mehtapsız bir gece vakti iki aşık bu çınarın kovuğunda buluşur. Zaman durur ve iki sevgili orada tek vücut olur. Boğaziçi’nin yosun, balık, çiçek kokan ve insanı aşk sarhoşu yapan vahşi doğası bir süreliğine onların cenneti olur.

Ama burası küçük bir yerdir. İşin daha da kötüsü Merdan evlidir. Savaşta ölen ağabeyinin eşiyle evlendirilmiş, yeğenlerini çocukları kabul etmiş, bu saçma geleneklere de isyan etmiştir. Dolayısıyla Meryem’e kadar gerçek aşkı hiç tatmamış Merdan için de zor bir durumdur.

Derken çınarın içindeki gizli buluşmalar artar. Tabii köydeki fısıldaşmalarda…

Dedikodular kale komutanının kulağına kadar gidince komutan, bir olayın
çıkmasını ve saraydan duyulmasını önlemek için Merdanı Midilli Adasına atar. Merdan oradan da savaşa gönderilecek ve bir daha geri dönmeyecektir.

Merdan’ın Midilliye gidişiyle dünyası kararır Meryem’in. Yemeden içmeden kesilir. Bazen çınarın içine girer gizli gözyaşları döker. Artık baba evi de, Köy’de dar gelmektedir Meryem’e. Sonraki günler hep bir ümitle ve Hep beklemekle geçer.

Rumeli Kavağı Köyünde günler- aylar geçer. Yaz geçer-bahar geçer. Meryem sürekli ufku ve boğazdan geçen yelkenlileri gözlemekte, limana Midilliden gelebilecek gemileri beklemektedir. Bu arada Meryem iyice sararmış-solmuş, onun bu karşılıksız aşkı köyde dillere destan olmuştur. Merdan gelmez. Oysa giderken söz vermiştir Merdan. Bekle beni mutlaka döneceğim demiştir. Dönüp seni götüreceğim demiştir. Ümitle bekler Meryem. İnsan içine çıkamaması, üstelik hamile olması, kimsenin yüzüne bakamaması, ailenin ve köyün onu dışlaması ve de kalbinin sürekli kanayan yarası, yer bitirir Meryem’i.

Ve bir gün gelir, bütün umutlar biter. Umutların bittiği anda ise yaşamın ve dünyanın bir anlamı kalmaz Meryem için. Dalgaların fırtınalarla coştuğu, beyaz karların savrulduğu soğuk bir gece vakti çınarın içine son kez girer Meryem. Merdanın kovuklara sinmiş kokularını özlemle içine çeker. Son gözyaşlarını döker ve orada ayak bilek damarlarını keser.

Ertesi gün köy halkı al kanlara boyanmış bembeyaz giysileri içinde bulurlar Meryem’i. O, artık sonsuz uykusundadır ve belki de ruhuyla Merdan’ın yanındadır.

Derler ki; Bu olaydan sonra Çınar üzüntüsünden çatlamış ve iki gövdeye
ayrılmıştır. Bunlardan kaleye bakan taraftaki gövde Merdan’dır, Köye bakan taraftaki ise Meryem’dir.

Yine derler ki; Bu iki gövde her fırtınada birbirlerine sarılmakta ve tek vücut olmaktadır.

Başka bir söylenceye göre de sevenlerin, hele yeni gelinlerin bir elleriyle
Merdan’a, diğer elleriyle Meryem’e dokunmaları halinde, ikisinin tekrar
birleştiğine inanılır, birleştirenlerin de sonsuza dek mutlu olacakları
varsayılırmış.
İbrahim Balcı