Son Dakika Haberler

CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLADIK, İbrahim Balcı

CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLADIK, İbrahim Balcı
Okunma : 48 views Yorum Yap


ibalci            Milli Bayramların kutlanmaları iktidarca en aza indirgendiği herkesin malûmudur. İki üç yıldan beri kutlamalar adeta zordaki yapılır gibi. Derneklerin ve halkın Atatürk heykellerine çelenk koymaları bile yasaklanarak resmi kutlamalardan çıkarıldı.

            Resmi kutlamalarda Örneğin, Sarıyer’de, kutlamalara Kaymakamlık, Garnizon Komutanlığı ve Belediye Başkanlığı törenle çelenk koyabiliyor. Aynı uygulama Valiliklerde de böyle.  Nedense halkın kutlamalara katılması, derneklerin üyelerini temsilen kutlamalara katılması önlenmek istenmekte! Aklın alabileceği bir şey değil. Dernekler ve halk Atatürk heykellerine ancak resmi tören sona erdikten sonra çelenk koyabiliyorlar. Bu da Kaymakamların tutumuna bağlı, isterse mani olabiliyor.

            Bu olay Türkiye genelinde böyle… Kaç Milli Bayramımız var: Cumhuriyet bayramı, 23 Nisan Çocuk ve Egemenlik bayramı ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı ve 30 Ağustos Zafer Bayramı… Bayramlardan biri dünyada çocuklara adanmış tek bayramdır, bir diğer dünyada gençlere adanmış tek bayramdır. Bir diğeri Şanlı Ordunun ve diğeri de Ülkenin Bağımsızlığının timsali olan CUMHURİYET bayramıdır.

            Bu bayramları kutlamak son birkaç yıldan beri en aza indirgendi.  Halkın heyecanı küllendirilmek istenmektedir. Ordu kendi, zaferini simgeleyen 30 Ağustos Zafer Bayramını bile eskisi gibi kutlayamamakta, bayramın bayram havasından uzaklaştırılması istenmektedir. Cumhuriyet Bayramı da bazı çevreleri rahatsız ediyordu olmalı ki, kutlamaların en aza indirilmesi, fazla gösteri yapılmadan geçiştirilmesi istenmekteydi.

            Neden acaba? Nedenleri saymakla bitmez. En akla gelen Ulus bilincinin ümmet bilincine dönüştürülmesi için gerekeni yapmak. Oysa bu millet ulus bilinci içinde, dini bütün halkı ile CUMHURİYET’in ilanını büyük zaferler kazanarak sağlamıştı. Ama artık gelinen nokta Ulus bilincini unutturmak, tamamen ümmet ve kavim bilinci içinde biat edilecek bir toplum meydana getirmekti. Bunun gerçekleşmesi için de ulusal bilincin yok edilmesi gerekiyordu. O halde ulusal bilincin kaynağı olan Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Bayramı, 19 Mayıs Bayramı ve hatta 10 Kasım Atatürk’ü anma törenlerinin yapılmaması, yapılsa bile, ilgiden uzak tutulması ve unutturulması için gereken yapılmalıydı. Yapıldı da kısa bir süre içinde hayli ilerleme kaydedildi. Ama üst üste gelen özelleştirmeler, ülke topraklarının yabancılara satılması, komşularla hırlaşmak ve hepsine düşman olmak; bütün bunlar yetmiyormuş gibi Cumhuriyet’in kurucularının devamlı yerilmesi, onlara ayyaş denilerek hakaret edilmesi, aleyhlerinde yayınlar yapılması ve ağır sözlerle Laik Cumhuriyete saldırılması; ordunun uydurma davalarla budanması bardağı taşıran damlalar oldu. Hele hele masum bir olay olarak başlayan Gezi Direnişine gösterilen anormal tepki, bu tepkiye karşı Türkiye genelinde yaygınlaşan protestolara zalimce müdahale edilmesi ve 6 genç insanın öldürülmesi dolan bardağın taşmasına neden oldu… Örümcek ağını örer gibi gençler ağlarını ördü, iletişim vasıtaları ile birbirlerini uyardılar, halkı uyardılar, Cumhuriyetçilere “Ayağa Kalkmak Zamanıdır” dediler ve 29 Ekimlere geldiler…

            Sokağa döküldü millet… Bir Yumruk oldu… Gündoğdu meydanında sel olup taştı, Tandoğan Meydanında milyonlara ulaştı, Bağdat caddesinde bir başkalaştı! Malatya’da, Antalya’da, Sivas’da, Eskişehir’de, Manisa’da, Aydın’da, Tekirdağ’da, Samsun’da, Zonguldak’ta, Batman’da, Adana’da Mersin’de karınca gibi çoğaldılar, arı gibi bir petek üzerine Ayyıldızlı Türk bayrağını ördüler…,.Edirne’den Karsa kadar bir bütün ulus; Laz’ı, Çerkez’i, Kürt’ü, Abaza’sı, Acara’sı, Boşnak’ı, Arnavut’u, Çerkez’i, Arap’ı, Türkmen’i mezhep ayırt etmeksizin kol kola, gönül gönüle, Türk Bayrakları ellerinde yürüdüler…  Atatürk posterleri, büyük küçük Türk bayrakları, Cumhuriyet Bizimdir sloganları ve “Atatürk’ün askerleriyiz” haykırışları ile kilometrelerce yürüdüler. Son noktada ise ANDIMIZ’I OKUDULAR.

            “Türküm, Doğruyum, Çalışkanım. İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Ey büyük ATATÜRK! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığıma armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

            Bu ant çok görüldü, kaldırıldı. Kaldıranlara inat her tarafta hem de en yüksek sesle tekrar tekrar okundu. Okunmaya devam edilecek, öyle görünüyor.

            Bütün bunları 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlandığı gün ve o günün gecesindeki fener alaylarında gördüğüm, yaşadığım için umutlandım. Oysa düne kadar halkın heyecanını yok ettiler. Bu da çöküşün başlangıcı olur diyordum. Yanılmışım! On yaş birden gençleştim, kendime geldim “Ulus uyutuluyor, heyecanı yok ediliyor çok yazık” diyordum. Bir kez daha yanıldığımı anladım. Demek ki Türk halkı hala uyanık, hem de dikkatle olayları izlemektedir. Bütün bunları beynimin içinde karıştırıp hamur ettim, tekrar ümitlendim ve VE:

            NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE diye bağırdım. Bu günleri Ulusumuza armağan edenlerin ruhu şad, mekânları cennet olsun.