Son Dakika Haberler

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK- 17 (Kilyos) İbrahim BALCI

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK- 17 (Kilyos) İbrahim BALCI
Okunma : 439 views Yorum Yap

Köyleri dolaşmaya başlayacağız. Sırada Kilyos var! Kumsal Hacı Ömer Meydanından 151 No. lu belediye otobüsüne bindik. Otobüs dolu. Ayakta hayli yolcu var. Yaşlı bir hanım elinde poşetlerle geldi. 12-20 yaş arasında dört beş kişi var oturan. Hiç kimse oralı olmadı. Hele bir delikanlı ki yanında annesi, kendisi dev misali yaşı 14-15 boyu belki de 1.80 var, annesi ile gülüşüp duruyorlar. Yaşlı kadın ayakta! Yaşlı kadına yer veren kimse yok! Ben kalkıp yer versem, oturmayacağı kesin!* Ona göre yaşlıyım! Ne günlere kaldık. Ne yapalım ağlayacak değiliz ya yola devam. Kilyos’a gidiyoruz. Yani KİLYA! Malum ya Kilya sözcüğünden dönüşerek Kilyos ismine karar kılındı. Kilya’nın  Rumca karşılığı “Kum” olduğuna göre Kilyos ismi çuk oturdu diyebiliriz. Ama bir de bakıyoruz Bilge Umar’ın Türkiye’deki Tarihsel Adlar” kitabına görüyoruz ki bir de Killa sözcüğü var. Sözcüğün aslı K(uwa)İla olan ve Güzel-Geçit-Boğaz anlamını veriyor. Yani Killa sözcüğü zamanla Kilyos’a dönüşüyor. Hangisi olursa olsun, Kilyos’un coğrafi durumu dikkate alındığında verilen ismin uygun olduğu görülmektedir. Çok uzun yıllar köyün ismi Kilyos olarak kullanıldı ama zamanla bu isim KUMKÖY olarak değiştirildi. Ne var ki Kumköy tutmadı. Halk arasında hala Kilyos kullanılmakta Kumköy ise resmiyette dikkate alınmaktadır. Varsın öyle olsun ne yapalım? Bir şey yapacak halimiz yok! İsim değiştirme komisyonunda olsak bile değişikliğe gitmeyiz zira Kilyos’u benimseriz. Tabii Kumköy’ü de yabana atmayız.

Kilyos’a kadim dostum Suat’la gidiyoruz. Uskumruköy sapağından sağa dönüyoruz. Çay bahçeleri, kır lokantaları ve villalar. Solda Kuzey Konakları… Cici cici villalar. Boş villa arasan da bulamazsın… Biraz daha ilerliyoruz. Sağda aynı kişiye ait Vip Konakları…  Sahibi Sarıyer Belediye Meclis Üyesi… Ensesi kalın diyorlarsa da duyuma göre uçan kuşa borcu varmış… Demek ki haddinden fazla açılmış! Denize, dalgalar aldırmadan açılmanın sonu boktur ve çok kez boğulma ile sonlanır. Neyse bizi hiç ilgilendirmiyor, ilerliyoruz. Uskumruköy Mezarlığı karşımıza çıkıyor. Bu mezarlığa Şehitlikte denilmektedir.  Av. Fikret Canlı aklımıza geliyor, ruhu için üç İhlâs bir Fatiha okuyor ve yürümeye devam ediyoruz.

Hayret be Kilyos’tan bahsediyor bir türlü Kilyos’a gelemiyoruz. Olacak iş mi? Ne olursa olsun, önümüze Kilyos ismi çıkıyorsa da oraya ulaşmada zorlukla karşılaşıyoruz. Gel de şaşırma! Efendim Kilyos Mezarlığı benim bildiğim kadarı ile Türkiye’nin en büyük mezarlığı. Nurettin Sözen’in Belediye Başkanlığı döneminde yapıldı ve gömüye açıldı. Bu kadar büyük hizmet İstanbul’a yapan ikinci bir adam tanımam. Eğer Sözen, eski başbakanlardan Tansu Çiller’in isteklerine uyup da bu mezarlığı yaptırmasaydı, büyük bir ihtimal ölüler diklemesine gömülürlerdi yersizlikten! Prof. Dr. Nurettin Sözen kimseyi dinlemedi ve bu büyük mezarlığı yaptı. Mezarlığa Kilyos Mezarlığı deniyor. Oysa bu büyük mezarlık Uskumruköy sınırları içinde bulunuyor. Madem ki resmi kayıtlarda Kilyos Mezarlığı görülüyor biz de aynı yolu takip edeceğiz. Bir zamanla birlikte siyaset yaptığımız Nurettin Sözen her şeyi ince eleyip sık dokumuş ve düşüncelerini gerçekleştirmiş. Sadece Müslümanlara değil, diğer inanç sahipleri için de yer ayırmış. Efendim Batinilerin gömü yeri olduğu gibi, Yehova şahitleri’nin de, Mecusilerin de kimsesizlerinde gömü yerleri var… Hanefi, Alevi ayrılığı yok hepsi yan yana gömülüyorlar.  Yani sizin anlayacağınız Kilyos Mezarlığı Birleşmiş Milletler gibi… Herkes bir arada… Burada da, aynı Birleşmiş Milletler gibi güçlü olanın sözü geçiyor. Fakir öldüğü anda kendisine bir yer bulabiliyor, parasız ya da çok az bir para ile… Ama zengin olanlar istediği anda bastırıyor parayı istediği kadar mezar yeri satın alabiliyor! Yani sizin anlayacağınız gibi burada da eşitlik yok. Mezarlıklarda da emperyalizmin ve kapitalizmin borusu ötüyor… Bahsi kapatmadan yazmalıyım galiba Türkiye’nin en uzun Caddesi Şişliden başlayan Kefeliköy-Çayırbaşı kavşağında sona eren Büyükdere Caddesidir. İkincisi ise öyle inanıyorum ki Maden mahallesinden başlayan ve Kilyos’ta sona eren Kilyos Caddesi olmalıdır. İşe bakın be! Neye dikkat etmişiz. Yine hangisi büyük diye earaştırmak gerek, benimkisi duyum ve tahmin!

Aklımca düşündüm ve buldum Türkiye’nin bu en büyük mezarlığında bir noksanlık gördük. Mesela, bu mezarlıkta bir küçük cami, bir cem evi ve bir gasılhane olmalıydı diye düşünüyorum.  Hatta Batiniler, Mecusiler ve Yehova Şahitleri için de! Ama yok, kim bilir bizim gibi düşünen bile olmamıştır. Her neyse bizim düşüncelerimiz gerçekleşmez, ilgililerin düşünmesi gerekir.

Yola koyulmamız gerek, “yürü çıkalım” diyorum Suat’a basıyoruz tabanvaya ilerliyoruz. Hava sıcak, buram buram terliyoruz ve Ağlamış Baba Mezarlığından içeri dalıyoruz.  Aslında mezarın ismi Ağlamış Baba değil “Ağlamalı Ahmet Baba”dır. Zira bu zatın mezar kitabesi okunduğunda isminin “Ağlamalı Ahmet Baba” olduğu anlaşılıyor. Bu şahıs tekke şeyhidir. Aynı zamanda Alevi’dir. Yeniçeri ocaklarının kaldırılması sırasında (1826) yeniçeriler kıyıma uğrar. En çok kıyıma uğrayan Ağlamalı Ahmet Baba tekkesine mensup olan yeniçerilerdir. Aslında burası tekke değil zaviyedir. Yahu ne kadar da durduk üzerinde. Madem öyle,  Ağlamalı Ahmet Baba’nın 1824 de öldüğünü de belirtelim. Hani, bu mezarlıkta büyüdükçe büyüdü. Eski dağınıklığı yok, gayet iyi bakılıyor. Belli usta elinin değdiği… Ülkenin kalkındığı bu mezarlıktan az çok anlaşılıyor. Çünkü kim ölmüşse üç beş ay sonra mezarı mermerden yapılıyor, mezara bir güzel çeki düzen veriliyor… Sağlığında merhum ve merhumelere ilgi göstermeyenler öldüğü zaman iyilik meleği oluveriyorlar… Belki de kurtulduklarından olacak, görkemli cenaze töreni yaptığı gibi göz alıcı mezarlar da yapıyorlar… Bu mezarlıkta da pek çok dostumuz, çocukluk, gençlik arkadaşımız yatıyor.  İsimlerini saymaya kalksak sayfalar dolar. Fatiha okuyoruz ve mezarlıktan çıkıyoruz.

Kilyos yolundayız! Kilyos’a vardığımızda kimlerle görüşeceğiz, kimler bize geçmiş dönemlerden hafızalarında kalan anı kırıntılarını aktaracak onları bulmaya ve onlarla konuşmaya çalışacağız. Elbette ki dostlarımız, arkadaşlarımız var. Sakal Dursun’u, A. Oktay Çevik’i, Altay Unan’ı bulmaya çalışacağız. Ama mutlak görüşmemiz gereken isin Kahyaoğlu Yılmaz olacak! Yılmaz’la sohbetimiz koyulaştıracak tarihin derinliklerine inmeye çalışacağız. Bulabilirsek eğer çok eski dostlardan Ömer’le Kemal kardeşleri bulacağız. Onlar uzun zamandan beri otel sahibi! Otellerle pek işim olmadığından uzun yıllardan beri görüşemedik. Bu vesile ile görüşürsek yılların özlemini de gideririz. Ama tabii ki benim ilk bulacağım kişi Kilyos’un tanıtılması ve markalaştırılması hususunda ölümüne bir mücadele veren Güler Sönmez olacak. Kahvemizi içerken bugüne kadar Kilyos’u tanıtma yolunda verdiği mücadeleyi kendi ağzından dinleyeceğiz. Tabii kendisini bulabilirsek!  Kilyos’a gidince sohbet yuvasına gitmemek ayıp olur. Bu yuvada anıların tekrarını, şiirin en yenilerini dinlemek kabil! Emine Ataman Koç Hanım ile Emine Topçu Hanımların sohbetinde bulunmak kim istemez. Hele işlek bir sokakta ve bir dükkânın oturup gölgelenen Sakal Dursun’u (Hutoğlu) kablo vurarak konuşturup dinlemek zor ama çok keyifli bunu da biliyoruz. O halde Kilyos içinde çarşı Pazar dolaşmaya devam edeceğiz…

Kilyos’a indik. Hava nefis, gelişi güzel ilerliyoruz. Nereden başlayacağız? Karşımıza köy ortasında yapılmakta olan yeni park çıktı. Bitirilirse güzel bir park olacak gibi! Buradan yeni yapılan stadı gördük, o tarafa yöneldik. Karşımıza muhtar Erdoğan Bezeroğlu’nun kardeşi çıktı. Ayaküstü konuştum. Stadın yeri köyün mülkiyetinde, stadı yaptıran ise İstanbul Özel  İdaresi, kullanımı İst. Gençlik ve Spor Müdürlüğünde. Stat çok amaçlı, zemini suni çim. Tek yanlı tribünü 1500 kişilik. 200 kişilik şeref tribünü var. 60×90 ebadında gençler ve amatör müsabakalar oynanabilir. Stadın altında dört soyunma odası ve Kilyos Kulübüne ait odalar var. Olsun tabii, gençlik hizmet ister!

Kilyos’ta dolaşmaya başladık, aklımıza su terazileri geldi. Gidip görmeliyiz tekrar diyerek yola düştük.  Aralıklı olarak üç adet su terazisi! Anlaşılan Kilyos’a çok uzaktan su getirilmesinde kullanılmış bu teraziler. Ne zaman kimler tarafından yapıldığını bilen yok. Bugüne kadar haklarında yazılan belge ya da yazı bulamadım. Kime sordumsa ”Su terazisi” deyip çıktılar. A be arkadaşlar su terazisi olduğunu biliyoruz. Bizim istediğimiz daha geniş bilgi. Yani; Hangi dönemde, hangi tarihte ve kim tarafından yaptırılmış olduğu, bunu öğrenmek. Ama ne kadar sorup soruşturduksa söylenen “Cenevizlilerden kalma” olduğudur. Ama “Osmanlılar”  tarafından yapıldığı da söyleniyor. Hangisi akla yakın buna herkes kendi karar versin daha iyi! Benim kanım ise “Cenevizliler” den yana! Her ne ise! Kim yaptırmışsa iyi şey yaptırmış! Zamanı geçmişse de teşekkür etmeyi borç biliriz. Üç terazinin bilmem kaçıncı kez fotoğraflarını çektik!

Kilyos köy içinden doğu tarafına yani eski camiye doğru giderken son su terazisi ile karşılaşırız. Hemen ilerisinde ve solda Kilyos kalesi. Son gidişimde kale tertemiz, bakımlı ve sanki yeni yapılmış gibiydi. Bu kez berbat gördük. Kale uzun süre askeri gazino olarak kullanıldı. Bir iki yıldan beri terk edildi. Sadece cümle kapısında nöbetçi vardı. İçeri giriş çıkış yasaktı. Bu kez kaleyi çok bakımsız ve harap vaziyette gördük. Nöbetçi de yoktu. Sanki adeta boynu bükük, mahzundu! Her neyse biz bildiklerimizi yazalım. Kalenin 4 ve 5’cü yüzyılda Doğu Roma yani Bizanslar tarafından yapıldığı söylemi yaygındır. Kalenin savunma amaçlı kullanıldığı biliniyor. Evliya Çelebi, sanki hiç işi yokmuş gibi Sarıyer’e gelmiş ve bıkmadan usanmadan köylerini gezerek Kilyos içinde kayıt düşmüş. Evliya Çelebi’ye göre Kilyos kalesi boğazı kontrol ve gözlem kalesi olarak yapılmış. Aynı şeyleri seyyah Comte Dores Sery (19’cü yy) de yazmaktadır. Efendim, Bizansların zayıf düştüğü bir dönemde Cenevizliler kaleyi işgal etmiş ve uzun süre burada kalmışlar. Bu nedenle de kalenin Cenevizliler tarafından yapıldığı zannedilmiş! Ya da öyle kabul edilmiş! Bu bilgi bazı eserlerde mevcut olduğu için kayda geçmeyi ihmal etmedik. Kale zaman zaman Rusların ve Don Kazaklarının saldırısına uğramış ve hasar görmüş. Sultan I. Abdülhamit ve Sultan II. Mahmut dönemlerinde, 1782 ve 1826 yıllarında iki kez büyük onarım görmüş.  1833 yılında Hünkâr İskelesi Anlaşması ile Boğazlara yerleşen Ruslar, 1841’deki Londra Anlaşması ile Boğazlardan çıkarılırken kale Türk ve İngiliz askerler tarafından birlikte kullanıldı. O yıllardan İngilizlerin getirdiği toplar hale kalenin arenasında muhafaza edilmektedir. I. Dünya Savaşı sırasında ise kaleye Almanya’dan getirilen toplar yerleştirilmiştir. Kırım Savası (1856) sırasında kale hastane olarak kullanılmış ve yaralılardan şifa bulamayan ve şehit olanlar Uskumruköy mezarlığına gömülmüşlerdir.

Kilyos kalesi içindeki Çınar ağacı anıt ağaçlardan biridir. Üzerindeki künyesine yazdığına göre boyu 28 metre, çevresi 34 metredir. 2012 itibariyle yaşının 557 olduğu anlaşılmaktadır. Bu ağacın İstanbul’un fethi anısına dikildiği dikkate alınarak künyenin oluşturulduğunu hatırlatmayı da kendime görev sayarım. Zira yaşta bir terslik olacak, benim tahminim bu ağacın yaşının 300 – 350 civarında olduğudur. Az mı diye sual edeceklere güleriz ve elbette ki az değil, keşke bu ağaç kadar yaşasak ama insan olarak yaşasak derim.

Kilyos’un en faal resmi dairesi öteden beri tahlisiyesidir. Deniz sahilinde bulunan iki taşiskele tarihi özellikleri taşır ve 18. yy yapısıdır. Keza tahlisiye binaları ve kayıkhane de tarihi eserlerdir.

Kilyos’da iki cami var. Biri eski cami. Yapımı 1931 yani yeninin eskisi. Yeni cami ise sadece üç beş yıllık bir maziye sahip! Ama Kilyos için çok büyük bir cami! Cuma namazında bile dolmaz. Nerde kaldı k vakit namazlarında dolacak. Dolar dolmasına da önce cebin dolması gerekir. Zira Başkanımız en az üç çocuk yapın derken fakirin-fukaranın durumunu aklına getirmiyor!

Kilyos Sarıyer’in turizm bölgesi. Daha 1950 li yıllarda turizmle buluştu Kilyos. Küçük bir yerleşim bölgesi, sahili boydan boya kum, köyün üst kısımları ile kumsalın arka tarafları ormanlık.  Yani yeşil ile deniz mavisinin birleştiği ve gök mavisi ile kucaklaşan bir sayfiye yeri. Güneş batarken, ay doğar. Mehtabın çıkışını Kilyos’tan seyretmenin zevkine varmak için burada konaklamak insana hayat verir.

Kilyos’u Kilyos yapan havası, kumu, yeşilliği ve Turban tesisleridir. Elbette ki turiste hoşgörü ile bakan ve turizmi benimseyen halkıdır! Kilyoslular turizme öyle inandılar ki altmış yıldan beri turizm sektörünün gelişmesi için her türlü çabayı gösterdiler. Tabii ki kazanlar da Kilyoslular oldu.

Kilyos Turban Tesisleri 1956 yılında tesis edildi. Özelleştirme İdaresi 389 dönümlük alanda kurulan Turban Tesislerini Sarıyer Belediyesine tahsis etti. Halen Sarıyer Belediyesinin yönetimindedir. Bildiğimiz ve sık sık gittiğimiz Turban Tesisleri ilerleyen zaman içinde hayli darbe yedi. Tesis binalarına yeteri kadar önem verilmedi, bakımı yapılmadı, yapılan ek tesisler de hizmet veremez duruma gelince, tesisler daha iyi duruma getirilmesi için Sarıyer Belediye’sine verildi. Belediye’ye ait sosyal tesis dışında yeteri kadar iyi işletilemedi. Plaj birkaç parçaya ayrıldı, bir kısmı kişilere kiralandı, bir kısmı köye bırakıldı, bir kısmı da tesis tarafından işletiliyor.

Kilyos Turban Tesislerinin sahili muhteşemdi. Tabii ki plajı da! Her yaz binlerce insanın akın akın geldiği Kilyos plajından ayrılmak, eve dönmek istemezlerdi. Mükemmel denizi sörfçüler için çok iyi bir yerdir. Kıyı sığ ve bol kumluk, açıldıkça derinleşen ve berraklığı ile göz kamaştıran denize girmenin keyfi müthiştir. Ama fırtınalı zamanlarda, dalgaların hışımla geldiği anlarda denize girmemek gerekir. Zira plajın bazı yerleri akıntılıdır. Yüzme bilmeyenler ile az bilenler için tehlikelidir ve her yıl bir kaç kişi bu girdabın içine düşüp hayatını kaybetmektedir. Turban Tesisleri ve plaj aynı zamanda Türk film yapımcılarının her zaman yararlandığı doğal bir film seti ve platosudur. Unutulmayan Türk filmlerinin pek çoğu burada çekilmiş, çok önemli sinema yıldızları Kilyos kumsalında dolaşarak isimlerini yazdırmışlardır. Kilyos plajı Kale’nin altından Gümüşdere’ye kadar uzar gider… Temiz kumu, pırıl pırıl denizi ile mükemmel. Ama ne var ki son birkaç yıldan beri istenilen kadar kum yok! Eski durumu aranır oldu. Kumu az, hatta bazı bölümlerinde hiç yok! Bu duruma gelindi. Nedeni de kum kosterlerinin yıllarca Kilyos’un açıklarından kum çıkarmasıdır. Zaten güzele ye yapılırsa insanlar tarafından ve bilinçli olmayanlar tarafından yapılıyor. Böyle giderse Kilyos özelliklerini kaybedecek! En feci şey Kilyos plajı içindeki gemi batıklarının bulunması ve çıkarılması yolunda her hangi bir gayretin gösterilmemesi! Bu arada Tırnata, Kulüp Beach, Solar Beach ve Monstep Beach plajlarını da hatırlatalım.

Kilyos’ta bir hayli otel var. Turban tatil köyü dışında; Yalı Hotel,  Kale Hotel, Yuva Motel, Grup Hotel,  Erzurumlu Hotel, Yonca Hotel gibi pek çok otel ve pansiyonlar var… Köy içinde restauranltar, çay bahçeleri, kafeteryalar ve büfeler her yaz binlerce insana hizmet vermektedir. Arka kısımlarda bilhassa köye gelişte sağ tarafta bulunan yeşillik alandaki Posuruk İsmail’in Şömine kır gazinosu harika! Yüzlerce insana hizmet verecek kapasite, mekân ve elemana sahip.

Köye girişteki Ataman sitesi, köyün kuzey tarafındaki yeni yerleşim bölgesi ve buradaki site ve villalarda yaşamak, yeniden hayata başlamak gibidir. Köy içinden geçen derenin solundaki tek katlı villa Kemal Karakuş’un! Her yazı burada geçirmenin zevkini yaşıyor Kemal. Yazın Kilyos’da kışın Sarıyer’de! Oh gel keyfim gel!

Eskiden Kilyos’da balıkçılıkta bir hayli ileri düzeydeydi. Halen balıkçılıkla geçinen bir hayli insan var. Eski reislerden Adil Reis ve İbrahim Reis (Çevik), İsmail Reis, Çavuşların Tahir Reis isimleri unutulmayan reislerdi. Ama Kilyoslu balıkçılar genellikle volicidir, uzatmacıdır, oltacıdır. Çok uzun yıllardan beri Kilyos dalyanı kurulmuyor.

Kilyos öteden beri ilgi çeken bir yerdir. Milli Mücadele döneminde Kilyos’lu Meto İsmail ile Kâhyaoğlu Mehmet boylarından büyük işlere giriştiler. Ama başardılar ve alınlarının akı ile çıktılar işin içinden. Sarıyer köylerini haraca kesen, basan, kasıp kavuran Rum çetelerin temizlenmesinde görev alan İpsiz Recep Reis’in çetesi içinde yer aldılar. Sarıyer köylerindeki Rum çetelerin temizlenmesinde kendilerine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirdiler. Tabii bu kadarla kalmadılar. Deniz yolu ile silah ve mühimmat kaçırılmasında görev aldılar. Korkmadılar, yılmadılar, canları pahasına milli mücadelenin kazanılması için mücadele verdiler. Başkaları yok mu diye sorulacak olursa, şüphesiz vardır ama bilgimiz olmadığı için yazamadık deriz! Kilyoslular da kadirbilik çıktı ve Kâhyaoğlu Mehmet Efendi’nin ismini bir caddeye verdiler, gördüm ve gururlandım.  Meto İsmail Efendi’nin de ismini de bir sokağa verilmesini isterim ama beni kim dinler ki? Kâhyaoğlu Mehmet Efendi Hac farizesi için hacca gitmiş ve bir daha geri dönmemiş. Orada ömrünü tamamlamış ve orada hakka yolcu edilmiş. Allah gani gani rahmet eylesin.

Dolaşıyorum Kilyos köy içinde; yeni camii, yeni yerleşim yerlerini, yeni stadı görüyorum. Sokaklar pırıl pırıl, dar olanlarda, geniş olanlarda az çok bakımlı.  Ama yıllar önce kader birliği yaptığımız arkadaşları gözlerim arıyor bulamıyor! İsmail Özgönül yok! Soyadı gibi bir gönül adamıydı. Ne iyi insandı, ne can dostu idi ve ne iyilikseverdi! Allah rahmet eylesin! Ahmet Çevik bir başka güzel dosttu. Yıllarca arkadaş edindiği melun hastalığı yenemedi ve teslim oldu. Hala tez canlılığını, gülüşünü unutamam. Bir de oğlu Oktay’ın kötü oynadığı maçlarda çektiği ıstırabı! Ratip Unan. Bir başka güzel insan! Ağır başlı, vakur ve her zaman saygılı! Bir gün kötü söz işitmedim ağzından. Onun da oğlu Altay futbolcuydu. Altay çok uzun süre Sarıyer’de oynadı. O da babası gibi ağır başlı, vakur adam gibi adam… Öğrendiklerini ve Spor Akademisinde öğrendiklerini şimdi öğrencilerine aktarıyor. İsmail Özgönül, Ahmet Çevik ve Ratip Unan üçü de hak yolcusu oldular. Allah rahmet eylesin…

Kilyos yolu üzerindeki Aslan Fidanlığı eski özelliğini ve aktivitesini kaybetti. Mimar Ayşe Ünlü’den öğrendim sahibinin benim eski arkadaşım Tarabya’lı İbrahim olduğunu. Vay be ne günlere kaldık! Demek ki yıllardan beri arkadaşla görüşememişiz! Olur ya neden olmasın? Mimar Ayşe Ünlü deyip geçmemek gerek! Hanım ama hani derler ya “Adam gibi adam” işte öyle bir Hanım! Mimar, işkadını ve siyasetçi! İşlerini aksatmayan biri! Hazır cevap, sevgi dolu, gözlerinin içi gülen, üzüntüsünü gülüşü ile yok eden bir güzel hanımefendi.  Başkalarını bilmem ama karşılaştığımda kendimi onun yanında huzur denizi içinde buluyorum. İkinci işyeri Aslan Fidanlığı içinde bulunuyor. Oyuncak atölyesi var. Gidip gördük nefis, asistanı da güzel ve müthiş becerikli.  Yurt genelinde satışı, yurt dışına ihracı var. Son marifeti de, Anavatan serüveninden sonra Mustafa Sarıgül’ün Genel Başkanı olduğu Türkiye Değişim Hareketi’nde (ki aslında bir partidir) Sarıyer İlçe Başkanı olarak görev almasıdır. Başaracak güçtedir, yeter ki istesin!

Kilyos’ta dolaşırken rastlamazsak da mutlaka her hangi bir toplantıda karşımıza çıkar Güler Sönmez. Bu kez Kilyos Muhtarlığı Kültür ve Sanat Evine gidip baktık yoktu. İki saat kadar sonra tekrar gidip baktık, sorduk yine yoktu! Güler Hanım çevreci ve çok yaman bir Kilyos savaşçısıdır. Ben ona Kilyos amazonu diyorum. Kilyos için canını ortaya koymuş mücadele ediyor. Amacı Kilyos’u tanıtmak, markalaştırmak. Başarıyor da! Girip çıkmadığı resmi daire yok, arşınlamadığı sokak da kalmadı. Her eve, her iş yerine grip çıkar, Kilyos’a çanlılık katmak için bir şeyler ister. Son önemli olayı da “Kum Zambakları”. Kaybolmak üzere olan bu nadir bitkinin tekrar kazanılması için yıllardan beri uğraşıp duruyor. Nihayet iki yıl önce istediğini başardı ve “Kum Zambakları”nın korunması için istenilenleri elde etti. Bu yıl yapılan Kum Zambakları festivaline katıldım ve yapılan güzellikleri yerinde gördüm. Tebrikler Güler Hanım! Bir de Kilyoslu yazar var; Vural Sözer! Aynı zamanda gazeteci ama henüz kendisiyle tanışmadık.  Aradıklarımızdan bir diğeri Sakal Dursun’du. Erkenden ayrılmış Kilyos’dan.  Ancak akşama yakın Sarıyer’den görüşebildik. Sorduk soracaklarımızı aldık yanıtımızı! Aradığımız bir diğer kişi Kâhyaoğlu Yılmaz’dı.  Onu da öğle namazını büyük camide eda ettikten sonra çıkarken yakaladım. Yapıştım yakasına “Ismarla çayları, konuşmamız gerek” dedim. Helin Cafede bir saate yakın dertleştik, yarenlik ettik, sordum yanıt aldım konu içine işledim.  Mandrası var, hayvancılıkla uğraşıyor. Çok tedirgin ve üzgün gördüm onu. Sızlanıp durdu; “Anadolu’dan bu tarafa bayram için hayvan geçirilmeyecekti. Bu karara rağmen geçen geçiyor, kimse bir şey anlamış değil! Mal sahibi kadı, ona mı şikayet edeceksin! Ota, samana ve yem’e gelen zamlarla perişanız” diye! Bir vur bin dinle. Bu ağlamalar sandığa yansırsa vay birilerinin haline!

Spor’dan bahsetmeden geçemiyoruz! Ne yapalım bu da benim hastalığım, biraz işim. O kadar yıl sporun içinde bulun ve sonrada pas geç, olmuyor işte! Bunu böyle belirttikten sonra Kilyos’dan yetişen birkaç futbolcuyu tanıtmak isterim. Sergen Yalçın Beşiktaş altyapısından yetişti ve üç büyük kulüpte oynayan bir futbolcu. Defalarca milli takım forması giydi. Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi sol ayaklardan biridir. At yarışlarının hastası olup, futbol yorumculuğu yapmakta, ayrıca Acun’un programında jüri üyeliği yapıyor. Bir diğeri Sarıyer’in alt yapısından yetişen Altay Unan! Yaş gruplarından ter döktükten ve profesyonel olarak uzun yıllar oynadıktan sonra antrenör ve teknik direktör lisanslarını aldı. Antrenörlük hayatı devam ediyor. Eşi Ferah ile müthiş bir ikili, cici kızları ise avukat! İnşallah işimiz düşmez, düştüğünde Avukat hanım koşar her halde?  Yine, bir Sarıyerli futbolcu A. Oktay Çevik! Oktay’da Sarıyer altyapısında başladı ve uzun yıllar lacivert-beyazlı formayı giydi. Ayrıca Genç Milli takım formasını da giyme başarısını gösterdi. Yıllardan beri baba mesleği olan tahlisiye de çalışıyor. Sergen Yalçın’ın kardeşi Ozan Yalçın’da bir futbolcu! Beşiktaş alt yapısından yetişti ve değişik kulüplerde futbol yaşamını devam ettirdi.

Kilyos’da diğer Sarıyer köyleri gibi 93 harbi (1877/78) sırasında yoğun göç aldı. Eski yıllarda yerli halkı Rum’du. Zamanla Rumlar sadece köyü ve İstanbul’u değil Türkiye’yi de terk ettiler.  Köyde 1960’lı yıllara kadar üç beş ailenin ağırlığı vardı. Kâhyaoğlu, Sarı Şabanlar, Rıza Çavuşlar, Muhtar İsmail Ağalar, Tezcanlar Kilyos’un yerlileri ve ağırlığı olan aileleriydi. Zamanla bu ailelerin büyük kısmı çeşitli nedenlerle köyden ayrıldılar, ayrılmadılarsa da yeni yerleşim bölgelerinin oluşması üzerine gelen göçlerle azınlıkta kaldılar. Böylece Kilyos’ta yerli halk değil, çok karmaşık bir topluluk oluştu.

Eskiden Kilyos’ta balıkçılık, çiftçilik vardı. Halkın büyük çoğunluğu balıkçıydı. Bir kısmı da çiftçilik yapıyordu. Rıza Çavuşlar, Ahmet Ağalar, Kâhyaoğlu Mehmet Efendi, Şaban Ağalar çiftçilikle uğraşıyorlardı.

Uzun uzun anlatmaktansa bazı konulara kısa kısa değinelim. Bakalım neler varmış:  Kilyos’ta Kilyos Botanik Parkı, Abdullah Kaya Çocuk Parkı ve Muhtar Kamil İlhan Parkı isimlerini taşıyan üç park var.

Kilyos’ta bir ilköğretim Okulu var. 1952 de açıldı. Okulun yenilenmesi nedeniyle büyük maddi katkı sağlamaları nedeniyle okulun ismi Kumköy Ferhan Bedii Feyzioğlu İlköğretim Okulu olarak değiştirildi. Bir diğer okul ise Veysel Vardal Görme Engelliler İlköğretim Okulu’dur. Bu okul Veysel Vardal Körler Okulu Vakfı tarafından kuruldu. Kurucular Armatör Veysel Vardal ile çocuklarıdır. Bunlara da Allah razı olsun deriz ve derneklere geçeriz.

Kilyos’ta; Kilyos (Kumköy) Köyü Doğal Çevresini Koruma ve Çevre Kültürünü Geliştirme Derneği (1974);  Kilyos (Kumköy) Balıkçılar Derneği (1991), Kilyos (Kumköy) Okul Yaptırma Derneği, Kilyos Cami Yaptırma Derneği (1998), Kilyos Spor Kulübü (1989) gibi dernekler faaliyet gösteriyor.

Aman atlamayalım Kilyos ana caddeden plaja inerken solda sokak başında “Örs Disco” levhası göze çarpar. Bizi pek bir enterese etmese de yazın eğlenmeye gelenleri, tatillerini Kilyos’ta geçirenleri az çok ilgilendirir. Bizim vazifemiz bir disco olduğunu hatırlatmak.

Kilyos’un yazlık nüfusu 10 binin üzerinde iken kışın 2500 – 3000 civarında olmaktadır.

Kilyos’ta 6 cadde, yeni geçici sokaklar hariç 43 sokak ve 5 lojman var.

Kilyos’te saptayabildiğim kadarıyla; Meto İsmail, Niyazi Kâhyaoğlu, İbrahim Çevik, Adnan Talay, Ali Biçer, Cihat Sevim, Kemal Mavisu, Fuat Bostan, Şevki Bezeroğlu, Seyhan Ergin, Kamil İlhan, ve Erdoğan Bezeroğlu (halen görevde) muhtarlık yaptılar. Erdoğan Bezeroğlu beşinci kez muhtarlığa seçilerek büyük başarıya imza attı. Yeni bir seçim olsa yine seçilebilir, bundan kimsenin şüphe etmediği izlenimini aldım ama istekli de olmadığını öğrendim. Yine de kendisi bilir. Muhtarlığını sonuçlandırmadan köye bir kaynak suyu getirterek hayrat yaptı. Çeşmenin kitabesi “İçme Suyu Hayrattır. E. Bezeroğlu tarafından getirilmiştir. 29.Ekim.2003”. Allah razı olsun deriz.

Bir tam günümüz Kilyos’ta geçti. Eşi dostu gördük, yarenlik ettik, hasret giderdik. Akşama yakın ayrıldık Kilyos’tan. Bundan sonra yolumuza bakalım neresi çıkacak? Ne çıkarsa çıksın bahtımıza diyoruz, o günü bekliyoruz.

YAZININ DEVAMI