Son Dakika Haberler

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK! (1)İbrahim BALCI

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK! (1)İbrahim BALCI
Okunma : 107 views Yorum Yap

            Evden çıkarken nereye gideceğimi, neler yapacağımı bilmiyordum. Kahvaltı, tıraş, giyinme ve “Hadi hanım eyvallah” deyip kapı dışarı adım atışımla başladı günlük yaşamım… Ev hayatı? Hele gündüz! Hiç sevmedim! Benim yaşam tarzım buydu… Sabah evden çıkar, zorunlu olmadıkça eve bir daha akşam saatlerinde dönerim. Yani demek isterim ki günün belirli ve hayli büyük bir bölümünü ev dışında geçiririm.

Şimdi ne yapacaktım? Evden iyi bir havada çıktım; bulutsuz, sıcak bir hava, uçsuz-bucaksız masmavi gökyüzü! Boş gözlerle etrafa bakıyorum, merdivenleri inerken dikkatli hareket ediyor, bir terslik olmasın düşüncesi ile temkinli yürüyordum… Elimi cebime attım, belki de sigara aradım! Neden olmasın? Aklıma gelebilir bir sigara tellendirmek! Oysa sigarayı bırakalı on yıl olmuştu… On yıl olmuştu olmasına da bir gün olsun aklımdan çıkmamıştı meret! Zaman zaman arkadaşlarımdan sigara istediğim olur! Verirler sigarayı, alır doyasıya koklar ve kendimi tatmin ederim. Bu ihtiyacı hissettiğim zamanlar ister istemez  cebime dalardım,,, Yine öyle yaptım! Bir şeyle oyalanmalıydım. Otuz üçlü tespihimi elime aldım, biteviye tur attırdım tespih taneciklerine!

Daha ne yapacağıma karar vermemiştim. Günlük gazetemi alacak, sahildeki Sarıyer Spor kulübü kafeteryasına gidip, sabah çayımı içecek, gazetemi de gözden geçirecektim. Yine aynı istekler; Ahmet çay getir, Kenan gazeteyi ver, Neslihan su lütfen!  Suat’ın kamışları, Tahsin’in alaylı takılması, Komiser İhsan’ın korumalığa soyunması, Şükrü’nün senaryolarını dinlemek ve saati geldiğinde namaza gitmek! Her gün aynı şey, değişen bir şey olmuyor, tekdüze bir yaşam!

Amaçsız insan ne yapar? İnsansız sandalın deniz üzerinde yalpaladığı gibi yalpalar durur. Bunu yapmayacaktım, kararlıydım. Kendime yeni bir uğraş bulacaktım. Öyle bir uğraş ki hem anılarımı tazeleyecek hem de dolaşıp duracaktım Sarıyer’de!

Ev ev, sokak sokak Sarıyer! Bayırı, çayırı, yolu sokağı ile Sarıyer! Balıkçısı, börekçisi, muhallebicisi ile Sarıyer! Kaleleri, kuleleri, limanları ile Sarıyer! Gemisi, balıkçı teknesi, alamanası, botu ve sandalları ile Sarıyer! Erguvanı, hanımelisi ve morsalkımı ile Sarıyer! Ahududu, Osmanlı Çileği ve çeşitli zerzevatı ile Sarıyer! Konakları, Köşkleri, yalıları ve sahilhaneleri ile Sarıyer! Gazinoları, kıraathaneleri, çay bahçeleri ile Sarıyer! Elçilik binaları, koyları ile Sarıyer! İşte bu Sarıyer’i dolaşacak, Sarıyer’i yaşayacağım ve keşfedeceğim yeni baştan .

Sarıyer ile ilgili çok yazı yazmıştım. Sarıyer’i yeniden yaşamalı ve yeniden yazmalıydım.  Örneğin Aşiyan Mezarlığında gezinmeli, orada gömülü olanlarla hatır sormalıydım!. Oradan Duatepe’ye çıkmalı şehitlerle dertleşmeli onlara dua etmeliydim. Sonra Rumelihisarı’nı yani kaleyi dolaşmalı, İstanbul’un fethini yaşamalıydım. Rumelihisar içinde dolaşmalı Keramettin Camiinde bir öğle vakti secde ettikten sonra Ali Pertek Camii ve Hamamı hakkında bilgi almalı, tarihi R. Hisar vapur iskelesinin durumunu görmeliydim. Sonra Baltalimanı, Emirgan, İstinye, Yeniköy’den Kısırkaya’ya kadar gidebileceğim bir rota çizmeliydim. Rotadan şaşmamalı, Sarıyer köylerine uğrayarak durak yapmalıydım.

İyi bir düşünce! Not defteri ile kelam elde artık yollara düşmeliydim! Ya Allah deyip tabana kuvvet Kumsal tarafına yollandım. Sarıyer’in Kumsal Meydanı bizim bildiğimiz bu ama ismi değiştirildi ve Hacı Ömer Meydanı yapıldı. İyi mi? Tartışılır ama hayırsever bir Hacı Efendi idi Hacı Ömer. Kumsal’da beklerken patlıcan renkli bir 25E otobüsü imdada yetişti. Ver elini Aşiyan! Kırk dakikada ulaştım Sarıyer’in batı yönündeki en uç noktasına!

Aşiyan Parkı! Parkın tam ortasında bir heykel,  Orhan Veli Kanık heykeli! Heykel kaldırılmamış ama birkaç kez tahribata uğramıştı. Neden? Kimse bilmiyor nedenini. Martı heykelciğinin yok edilmesinin anlamı ne olmalı?  Bilen varsa beri gelsin, anlatsın, öğrenelim, anlayalım! Orhan Veli Aşiyan parkında heykel olarak da olsa oturuyor ve Rumelihisar kalesine bakıp bir türkü tutturuyordu:

“Urumelihisarı’na oturmuşum,                                                                                                                              Oturmuşta bir türkü tutturmuşum..                                                                                                                   İstanbul’un mermer taşları;                                                                                                                                     Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;                                                                                          Gözlerimden boşanır hicran yaşları;                                                                                                                      Edalı’m, Boynuna vebalim!

Heykel konuşur mu? Yazarlar konuşturur! Ne var ki? Neden konuşmasın ki? Orhan Veli yazmış, ben okumuş ve bu yazıda kayda geçmişim ne çıkar?

Rumelihisar kalesi deyip geçmemek gerekir. Biraz durmalı ve etrafa iyice bakarak tarih incelenmelidir. Dünya da belki de en kısa sürede inşa edilen kaledir R.Hisar kalesi. Sadece dört ayda inşa edildi. 1452 Nisanında başlamış inşaat ve Ağustos 1452 de tamamlanmıştır. İnşaatın tamamlanmasında 1800 usta, 2000 marangoz ve 7000 duvarcı çalışmış; Padişah Fatih Sultan Mehmet, Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, Zaganos Paşa, Saruca Paşa sırtlarında taş taşıyarak kalenin bir an önce bitirilebilmesi için diğer çalışanları yüreklendirmişlerdir.

Rumelihisar kalesi şimdi müze.. Çok bakımlı, her yıl binlerce kişi tarafından geziliyor. İç müze kapalı olmadığı zaman daha anlam kazanıyor. Osmanlılar döneminde kullanılan giysi ve silahların teşhiri göz alacıydı doğrusu! Beni etkileyen ise günümüze kadar gelen dev kilerdi. Kiler derken depo değil! Un kileri… Kalın ağaçtan yapılmış yani Ahşap! Günümüze kadar bozulmadan gelmiş! Bazı kısımlarında güve yemişliği varsa da değerinden bir şey kaybetmiş sayılmaz. Kale deyip geçmemek gerekir. Her gün yüzlerce otomobil, minibüs ve otobüs dolusu ziyaretçi taşıyor buraya. Kaleye para makinesi olarak da bakılabilir.

Kaleden dışarı adım attığımızda çay bahçeleri sıralanır. Hepsi de canlı ve hareketli. Sahil de Şeytan Akıntısına kapılmadan Çakar’a bir selam çaktıktan sonra yürürsek vapur iskelesine kadar geliriz.  Sahilde üç beş kayık! Yıllardan beri bu kıyıda ve vapur iskelesi yanında bekleyen balıkçılar. Geceleri rıhtım kenarında ve akasya ağacı altında mangal yakan Boğaziçi sevdalısı bir dost! Gecenin her saatinde en taze balığı burada yemek mümkündür. Bu mangal başında emeklisi de memuru da, hâkimi de, savcısı da subayı da! İşçisi de, patronu da,  tiyatrocusu, sinema ve ses sanatçısı da altına tabure çekerek oturur, yudumlar rakısını iyot kokusu ile birlikte. Karşı tarafta dizi dizi lokantalar! Her biri evlere şenlik diyemiyoruz zira sahipleri uyanık. Görkemli çınar ağacını kumpasa almış ve kaybetmişler. Gövde mekân içinde, gerisi çatı üzerinden Allaha uzanır gibi! Görünen bu! Burası, eskiden küçük ama hayli şöhretli bir kahvehane idi. Artık buradan Ayı Kazım’ın, Şoför Hikmet Pekşen’in, Aydın Acar’ın, İbrahim Çovaç’ın ve eski muhtarlardan Kemal Sir’in, Can’ın sesi gelmiyor! Ya hepsi tarihin sayfaları arasına gömüldüler ya da kendilerine başka mekânlar buldular. Unutmayalım Boğaziçi’nin ilk şöhretli futbolcusu Balıkçı Tevfik’in dükkânının yerinde de yeller esiyor! Kendisi hak yolcusu olalı yıllar oldu! Bu dünyadan göçenlere Fatiha! Fatihamız boldur bizim üstelik ücrete tabi değildir!

Tarihi vapur iskelesi yüzyılı aşkın hizmet verdi Rumelihisarı’na. Ama zamanın siyasetçilerine yaranamadı bir türlü! Yeni teknoloji ve yeni vapurlar sökün edince önce yolcular kayboldu, sonra da İskele işlevini yitirdi. Artık, iskele yok! Var da yok! İskele içkili lokanta oldu. Cebi şişkin müşterilerini ağırlıyor. Hayli de iyi isim yapmış! Karşı tarafta keramettin Camii. Boğazın en havadar camilerinden biri! Alt katında sıra sıra dükkânlar. Tabii ki içki yasak, anlaşılan camiin geliri iyi! Yani işler keka!

Caddenin sol tarafında görkemli bir duvar çeşmesi var! Rakım Mehmet Paşa tarafından 1715 de babası eski defterdar Yoz İbrahim Efendi adına yaptırdığı görkemli çeşme! Merhumun babasına neden Yoz demişler pek anlamadık ama olsun, lâkap lâkaptır! Nihayet adına bir Çeşme yaptırıldı ya suyu olmasa da olur!  İlerisinde Ali Pertek Camii ve yanı başında eski bir hamam! Hamam 1509 da yapılmış ve bir de isim konulmuş hamama “Hisarlıya Hisar Hamamı” diye!  Duvar çeşmesini birkaç metre geçtikten sonra küçük bir köfteci dükkânı dikkat çeker. İki masalık yeri vardır ya da yoktur ama köftesi hayli şöhretli olunca işi de iyi, geçinip gidiyor Sarıyerli Yusuf ile oğlu! Burada kesinlikle durak yapmalı ve ağız tadı ile atıştırmalıydım. Ama nedense bunu yapamadım! Hayret değil mi?

Rumelihisarı’nın dik yokuşlarından yukarı çıkamıyoruz. Çıksak da fazla bir şey yazacak halimiz yok. Zira yerleşim bölgesi çok yeni ve adı: Hisarüstü! Bu yeni bir yerleşim bölgesi hayli atılım yaptı ve bir Belediye Başkanı çıkardı bünyesinden! Şükrü Genç Sarıyer Belediye Başkanı olarak işbaşında!  Koltuk iyi, niyet iyi de çalışma tartışılır! Benim görüşüm değil, tespitim bu! Ben yanılmış olabilirim çünkü anket görevlisi değilim, duyduklarımı yazıyorum! İddia ederim başkanın adam kullanmakta üzerine yok! Şerbet dağıtımı bol mu bol ve harika! Şerbet dağıtımda aksaklık varsa bilemem! Benim bildiğim, görür görmezden gelir, bilir bilmezden gelir! Neden mi; bir kitabım var yayınlanacak iki yıldır sıra bekliyor. Tabii sıra gelecek de yeni başkan seçildikten sonra gelecek galiba!  Nahhhh gelecek! Ben daha çok beklerim!

Rumelihisar sırtlarına dik yokuştan çıkamayız dedimse de bildiklerimizle gezinelim oralarda! Duatepe’de durup boğazı seyretmek ve Nafi Baba Dergâhı çevresinde şehit düşenlere dua okumak adettendir, biz de öyle yaparız. Nihayet okuduğumuz Fatiha’dır, âmin der göndeririz olur biter! Görkemli parktan boğazı da seyretmeyi ihmal etmez, serpuş müzesini de gezeriz! Ama ne gezme, fırsat verirler mi? Bir kaç zamandır yerinde yeller esiyor! Tekrar aşağıya iner sahil boyu Baltalimanı’na doğru adım atmaya başlarsak solda ki çay bahçesi her dem gündemde kalmayı bilen bir sevda bahçesidir. Burayı da geçersek karşımıza Perili Köşk çıkar. Bu görkemli bina 1913 de Yusuf Ziya Paşa tarafından inşa edilmiş ama nedense kimseye yar olmamıştır. Oysa örneği olmayan fevkalade güzel bir mimarisi vardır. Köşkte oturanlar huzur bulmamış. Bildiğimiz, öğrendiğimiz bu. Ancak burada bir paragraf açmak gerekir. Çünkü Muhtar Orhan Hancı bu evde yıllarca oturmuş olmasına rağmen kendisini ne cin çarpmış ve ne de periler tepesine çıkmış. Bu bina uzun bir zamandan beri büyük bir holdingin merkez binası!  Binayı kullananlar Karun kadar zengin olunca ne peri kalmış meydan da ne de cin!

Caddenin sağ yani deniz. Peşi sıra yalılar yer alır bu rıhtım boyunda. Çapa’ların yalısı en renkli yaşamın sürdüğü yalıdır. Nezih Çapa’dan geri kalanları sayacak değiliz ama sosyetenin gülleri çapalardır desek yeridir. Daha ileri de Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın görkemli yalısı yer alır. Kale gibi sağlam taş bir yalı. Dört katlı büyük bu yalıdan Türkiye’nin en önemli solcularının çıktığı söylenir. Beni pek ilgilendirmez,  benimki sadece bir saptama!  Bu yalı ile ikinci boğaz köprüsü kardeş gibidir. Adeta birbirlerini tamamlarlar.

Yazan İbrahim Balcı

Yazının Devamı : Gün Boyu Sarıyer’de Dolaşmak – 2