Son Dakika Haberler

OĞLUM SAKIN YER VERME!İbrahim Balcı

OĞLUM SAKIN YER VERME!İbrahim Balcı
Okunma : 93 views Yorum Yap

İbrahim BALCI
İbrahim BALCI

Belli ki lise talebesiydi! Masum bir yüz, düzgün taralı saçları, ayva tüyünden siyaha kayan seyre sakalları belli belirsizdi. Okuluna ait forması vardı sırtında. Kabanının önü açık, çantası sırtındaydı. Yanındaki kırk yaşlarında şık giyimli bir hanım vardı. Bone ile saçlarını örtmüş, hayli büyük ekose bir yün kaşkolu boynuna dolamıştı.  Sarıyer Hacı Ömer meydanındaki otobüs durağında bindiler Belediye otobüsüne… Kadın ve yanındaki çocuk baş başa vermişler; sohbet ediyorlardı. Evladım, canım, bitanem dediğine göre annesiydi çocuğun. İki durak sonra otobüs doldu. Zaten hep öyle olurdu. Okul dönemlerinde sabah saatlerindeki otobüsler hep dolu olurdu. Genel olarak çocuklar üst üste, adeta sıkışa sıkışa çantalarını ayaklarının arasına almaktan başka çare bulamazlardı. Yine öyle oldu.Çayırbaşı durağında otobüs tıklım tıklım oldu. Adeta otobüsün içinde nefes alacak boşluk yoktu. Ayaktaki yolcular, şoförün her fren yapışında önündeki yolcuya yükleniyor o da bir öncesine! Böylece sondan ileri doğru bir dalgalanma meydana geliyordu. Havasızlığın doruğa çıktığı bir anda da sesler duyuluyordu. “Lütfen camı açalım”… Gençlerin canına minnet! Hemen camlar açılıyor ve dondurucu bir soğuk açık camdan içeri süzülüyordu. Bu kez oturanlar yaşlı amcadan bir ses duyuluyordu “camı kapatır mısınız, hasta olacağız!” Duymazdan gelindiğinde bir hanım teyze devreye giriyordu “Ayol ne yapmak istiyorsunuz? Kapatın camı kapatın”… Hemen camlar kapatılır, gençlerde kıkırdama, gülüşme!
Otobüste hemen her durakta duruyor, yolcu boşaltıyor, yolcu alıyordu. Atatürk Sanayi durağına gelmeden çocuğun yanındaki hanım ayağa kalkarak butona bastı. Demek ki Atatürk Sanayi durağında inecekti! Ayağa kalkan kadın, yanında oturan çocuğa doğru eğilerek talimatını verdi: “Oğlum sakın kimseye yer verme!” Çocuk dönüp bakmadı kadına… Kadının kalktığı yere yaşlı bir bey oturdu. Otobüs hareket ederken, çocuk dışarı baktı, kadın el salladı. Çocuk yanıt verdi… Çocuk yanıt vermesine verdi de bir daha yüzünü otobüsün içine doğru çevirmedi ve devamlı dışarı bakarak ineceği durağa kadar gitti….
O gitmeye devam etsin….
Cüneyt Dinç öğretmen Şakir Bey’in oğluydu. Doğduğunda tüm aile büyük bir mutluluk duymuş ve bebeğin ismini Cüneyt koymuşlardı. Çocuğun ismi Cüneyt’ti. Yani asker! Bir anlamda küçük asker! Geniş anlamda bilgili, yol gösterici ve öğretici… Gerçekten de Cüneyt gelişti, büyüdü, okudu ve iş hayatını Türkiye’nin en büyük bankalarından biri olan İş Bankası’nda Müdür olarak tamamladı… İş bukadar demeyiniz… Devamı var, bakalım neler olmuş….
Aradan üç dört yıl geçiyor, bu kez de Merkez Sarıyer’de bir başka evde doğum sancıları çeken hanımın bir erkek çocuğu oluyordu… İsmini ne koyacaklardı? Akıllarına gelen Cüneyt’ti… Ama ortada bir sorun vardı. Dede Hacı Müezzin Mehmet Raci Efendi yaşadığına göre isim vermek ona yakışırdı. Meğer bu ismi düşünen de Hacı Müezzin Mehmet Efendi değil mi? Hem hacı, hem müezzin ve hem de muhtar. Üstelik yaman bir kuvvacı… İstediği ismi verebilirdi! Ama vermedi ve Cüneyt ismini verebilmek için izin almak gerekli diye düşündü. Öyle ya mahallede bir Cüneyt vardı. Saygın bir ailenin çocuğu idi onun ismini vermek yakışık almazdı. O nedenle aileden izin alınması gerekir diye düşünüyor ve Hacı Müezzin Mehmet Raci Efendi, Öğretmen Şakir Bey’e giderek, torununa Cüneyt adını vereceğini, buna izin vermesini istiyordu. Öğretmen Şakir Bey bu istek karşısında onurlanıyor, mutluluk duyuyor ve “Tabii istediğiniz ismi verebilirsiniz, bizce mazur yok” diyerek istenen izni veriyordu. Böylece Sarıyer yeni bir Cüneyt daha kazanıyordu. Cüneyt Yardımcılar (Ergün), büyüyor gelişiyor ve namlı bir balıkçı reisi oluyordu.
Ama iş burada bitmiyordu. Geçen yıllar yine bir isteği de beraberinde getiriyordu. Bu kez Şehir Hatları Yolcu gemilerinde kaptan olan İhsan Ilgaz Efendi’nin bir erkek çocuğu oluyordu. Kafasına koymuştu, çocuğun ismini Cüneyt verecekti. Ama mahallede iki Cüneyt daha vardı. Yapılacak iş, son doğan ve ismi Cüneyt olan çocuğun ailesinden izin almaktı. İhsan Kaptan hemen Yardımcılar ailesine başvuruyor ve baba Nazif Yardımcılar’a “Oğlum oldu ismini Cüneyt vereceğim, izin verir misiniz?” diyordu. Ne kadar mutlu oluyordu Nazif Yardımcılar. Öyle ya mahalleli bir arkadaşı çocuk sahibi olmuş, çocuğuna isim verecek, kendisinden izin istiyordu. Hiç tereddüt etmeden yanıt veriyordu: “Ne demek, tabii ki Cüneyt ismini verebilirsiniz” diyordu… Bu Cüneyt’te gelişiyor, büyüyor ve ticaret hayatını noktalayarak emeklilik hayatına dönüyordu.
Enteresan değil mi? Merkez Sarıyer Mahallesi 1935-1940 yılları arasında Cüneyt isimli üç çocuğa sahip oluyordu.
Kıssadan hissi…
Çocuğuna isim verebilmek için, komşusundan izin alınan bir dönemden, geldiğimiz döneme bakın? Kadın çocuğu ile birlikte otobüsle yolculuk yapıyor ve anne olarak çocuğunun yanından ayrılan kadın arabadan inerken çocuğuna “Sakın kimseye yer verme” diyerek otobüsten iniyordu.
Uygarlık buysa böyle uygarlığın içine…. İnsanlık buysa böyle insanlığın içine… Ahlak buysa bu ahlakın içine, terbiye buysa bu terbiyenin içine….
Yarım, bilemedin bir saatlik yolculuğunu rahatlıkla yapsın diye çocuğuna “Sakın kimseye yer verme diyerek” , büyüklere, yaşlılara, hamilelere, hastalara saygı gösterme demek isteyen annenin yetiştireceği çocuk; okul hayatında, iş hayatında kendi çıkarından başka bir şey düşünebilir mi?
Çok yazık be! Yazıklar olsun be! Böyle anlayışın içine be…..