Son Dakika Haberler

HAİNLER- 10 İbrahim Balcı

HAİNLER- 10 İbrahim Balcı
Okunma : 110 views Yorum Yap

İbrahim BALCI
İbrahim BALCI

Hainler bitmez. Dünya var oldukça hain de olacaktır ihanette! Hain ve ihanet birbirini tamamlayan terimlerdir. İhanet eden hain olur. Buna itiraz edilemez ama hain kim? Haini bulmak, hain olduğunu saptamak kolay değildir. Öyle ya! Bana göre hain olan bir başkasına göre hain değildir. Hatta kahramandır. Peki, buna karar verecek kimdir? Kimlerdir? Eğer, kendine karşı bir eylem yapıldığını sezenler ihanetle karşılaştığına inanırsa, bu eylemi yapan ve yapanlar haindir, hainlerdir…  Yapılan eylem, birilerine çıkar ve makam, çok iyi bir konum, hatta daha ileri gidelim iktidar sağlıyorsa o asla hain değil, kahramandır! Böyle durumlarda devreye tarih girer, tarihçiler girer, belgeler girer… Olaylar ve belgeler gözden geçirilir, değerlendirilir ve durum saptaması yapılarak kimin hain olduğu, kimin ihaneti yaptığı ortaya çıkar.
Kayıtlara göre hainleri yazmaya devam edeceğiz. Bakalım kimlerin ismi hain olarak kayda geçmiş. Günümüzde yazılanlar değerlendirildiğinde hain olup olmadıklarına bakacağız: Tarihten üç örnek verirsek, gerçek hainlerin nasıl olabileceklerini gözler önüne sereriz.  Örneğin; İslâm’ın son üç halifesi Hz. Ömer’i şehit eden Zerdüşt dinine mensup Ebu Lülü Firuz isimli bir köleydi. Hz. Osman’ı evinde Kur’an-ı Kerim okurken şehit edenler Mısır’dan gelen canilerdi. Hz. Ali ise Cami’den çıkarken Mülcemoğlu tarafından kılıçla başına vurulmak suretiyle şehit edilmişti.  Bu üç İslâm büyüğünü öldürenler sıradan insanlardı ama Hz. Hasan ile Hüseyin’i hatta Hz. Hüseyin’in aile efradını şehit ettiren sıradan insan değildi. Hz. Hasan’ı, eşi Cude zehirleyerek şehit etmiş, karşılığında Muaviye’den büyük paralar almıştı. Hz. Hüseyin’i şehit ettiren ise Yezit’ti.  Bu Yezit, Hz. Ali’den, birçok entrika çevirerek Halifeliği almış olan Muaviye’nin oğlu idi. Yezit, halifeliği babasından devralmış, onun halifeliğini kabul etmeyen Hüseyin’in şehit edilmesi emrini vermiş, bununla yetinmemiş Hz. Hüseyin’in aile efradını kundaktaki bebeklere kadar öldürterek tarihe dünyanın en hain kişilerinden biri olarak adını yazdırmıştır. İşte dört büyük olay ve dört büyük ihanet ve bir o kadar da hain!
Bu hainlere ve böylesi ihanetlere hiç itiraz yok… Ama diğerleri? Onlar ne kadar doğrudur? Okuyacağız ve karar vereceğiz.
Boşnak’tan devşirilen bir genç olarak Bostancı ocağında yetiştirildi. İyi bir asker olarak hayli başaralar kazandı. Ama her karışıklığın içine girmeyi ve karışıklıktan istifade etmeyi marifet saydığı için dikkat çekti. Saray’a damat olduğu için üzerine fazla gidilmedi. Karadeniz’de soygun ve çapulculuk yapan Lehistanlılara karşı vezaret payesi ile gönderildi. Deniz savaşında da büyük başarı kazandı. Ne var ki Kazak korsanları için durmak yoktu. İkinci defa Türk sahillerine saldırdılar. Kaptan-ı Derya olarak üzerlerine Topal Recep Paşa gönderildi. Kazak korsanlarına çok ağır darbe vurmayı başardı. 172 düşman gemisi esir alındı, bir kısmı batırıldı, ancak 30 kadar düşman gemisi kaçarak kurtuldu. Türk sahillerine musallat olan Kazaklara karşı kazanılan en önemli zaferlerden biri olarak tarihe geçti bu olay (1622).  Topal Recep Paşa bu başarılı seferden sonra güçlendikçe güçlendi. Güçlenmesi ile birlikte kendisini entrikaların içinde buldu.
Bağdat’ın alınamaması, Sadaretten Kaymakamlığa indirilen Gürcü Mehmet Paşa’nın akçe rayicini değiştirmesi, Bağdat’ı yardımsız bırakması nedeni ile sıkıştırılıyordu. Yeniçeriler, Sipahiler adeta ayaklanmış kellesini istiyorlardı. Recep Paşa boş durur mu? Kazanı kaynatan adam olarak yapacağını yaptı ve Gürcü Mehmet Paşa’nın ak saçlı başı vurulmak suretiyle gövdesinden koparıldı. Bu olaydan sonda Topal Recep Paşa Sadaret Kaymakamlığına getirildi. Fakat elbette ki burada fazla kalmayacaktı. Zira IV. Murat olayları yakından takip ediyor ve esas suçlunun Sipahi ve Yeniçerileri kışkırtanın Topal Recep Paşa olduğunu biliyordu. Padişahı, Yeniçerilere karşı aşağılarken olan oluyor ve Divan’a çıkan Topal Recep Paşa’ya, Padişah IV. Murat gürlüyordu: “Gel berü, bre Topal zorba başı!” Emir demiri keser bunu bilen Topal Recep Paşa birkaç adım ilerleyince Padişah konuşmaya devam etti “Bre kâfir abdest al!”. Recep Paşa sanki başına geleceğini biliyormuş gibi hazırlıklı gelmiş olacak ki yanıtı şöyle oldu; “Abdestlüyümdür Hünkârım!” Son emir Sultan IV. Murat’tan geldi “Tiz kesin şu hainin başını”… Üzerine çullandı bosbtancı başı, üzer ine çullandı bostancılar ve Topol Recep Paşa’nın kafasını huzurda kesip, kesik başı Sarayı Hümayun kapısı önünde teşhir edildi.
335561-3-4-97814Mustafa Sabri Efendi Tokatlı olup tartışmasız olarak Türk hainlerinin en önde gelenlerinden biridir. 1889çda Tokat’da doğdu. Tokat’ta doğduğu için “Tokatlı” lakabı ile anılır. Tokatlı Mustafa Efendi Fatih Camiinde ders vermeye başladı (1889). 1889-1913 yılları arasında huzur derslerine muhatap olarak iştirak etti. İkinci Meşrutiyet ilan olduktan sonra İttihat Terakki Fırkasına katıldı ve Milletvekili seçildi. Kısa bir süre sonra İttihat Terakki Fırkasından ayrılıp Ahali Fırkası kurucuları arasında yer aldı.  Bu partiden de ayrılıp Hürriyet ve İtilaf Fırkasını kurdu. Bu sırada Mahmut Celalettin Paşa’nın öldürülmesinden ürkerek, sorumluluğu olması ve bu yüzden cezalandırılacağı korkusu ile yurt d ışına kaçtı. Mütareke yapıldıktan sonra tekrar Türkiye’ye geldi ve Sait Molla ile birlikte İngiliz Muhipler Cemiyetinde yer alarak Türkiye’nin İngiliz mandası altına girmesini savundu. Yeniden kurulun Hürriyet ve İtilaf Fırkasının kurucularından biri oldu. Ancak Fırka Bakanı Miralay Sadık Bey ile anlaşamayınca o partiden de ayrıldı Mutedili Hürriyet Fırkası’nı kurdu (1919). Zikzaklı hayatı devam ediyordu ve burada da duramıyor tekrar Hürriyet İtilaf Fırkasına geçiyordu. Her daim gündemde kalmayı bildi ve bir süre partinin yayın organı olan Beyan-ül Hak Dergisinin baş yazarlığını yaptı. Damat Ferit ikinci ve üçüncü kabinesinde Şeyhülislam olarak görev yaptı. Milli Mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yakalanarak öldürülmeleri için Padişah Vahdettin tarafından imzalanan fetvayı Dürrizade Abdullah Efendi imzaladı ama Fetvayı Mustafa Sabri Efendi yazdı. Fetvada şöyle yazıyordu: “Padişahın aksi emrine rağmen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her Müsliman’ın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şahit kalanlar gazidir”. Bu fetvayı yazan kişi kendi ihanetinin belgesini de hazırlamış demektir. Mustafa Sabri Efendi Milli Mücadelenin başarılı olmasına üzüldü ve Mudanya Antlaşmasının imzalanması üzerine,  oğlu İbrahim Sabri ile birlikte İngiliz Yüksek Komiserliğine sığınarak işbirlikçilerden biri olduğunu gösterdi ve yurtdışına kaçarak Yunanistan’a sığındı. Yunanistan’da da rahat durmadı Milli Mücadele ve Mustafa Kemal aleyhinde mücadelesine devam etti. Nihayet 150’likler listesine alındı. Kahire’ye gidip yerleşti. 1927 de vatandaşlıktan çıkarıldı. 1939 de 150’liklere af çıkmasına rağmen yurda dönemedi ve 1954 de Kahire’de öldü.
Tokatlı Mustafa Sabri Efendi’nin yaptıklarını o günden bu yana devam eden Osmanlı ve hilafet yanlıları haklı bulmaktadır. Onlara göre Tokatlı Mustafa Sabri hain değil kahramandır. Çünkü Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin’in verdiği emrin dışına çıkmış ve Milli Mücadeleyi başlatmıştır. Milli Mücadeleyi başlatmakla da haksızlık yapmıştır. Böylesine büyük haksızlık yapanlarında cezalandırılması gerekmektedir. Sultan Vahdettin fetva yazılsın emri vermiş, Mustafa Sabri Efendi fetvayı kaleme almış. Bu fetva ile de  Mustafa Kemal’in foyasını meydana çıkardığını iddia etmekte ve yazmaktadırlar. Pes değil mi?
Sürmeli Ali Paşa’ya boşuna sürmeli dememişler. Güzel gözükmek için o günün koşullarına göre demek ki çok iyi makyaj yapıyormuş. Devamlı gözlerine sürme çektiğinden de “Sürmeli” lakabını alıyordu. Başarı basamaklarını koşar adım çıkarak Sadrazam oldu. Ne var ki Sadrazamlığı sırasında sık sık yeniçeri ayaklanmaları ve huzursuzluklar oldu. Bunları önleyemediği için de görevinden azledildi. Asayişte başarılı olamamış ama nakit işlerinde hiç çaktırmadan büyük mal varlığı edinmişti.  Yapılan incelemeler sonucunda çok büyük rüşvetler aldığı anlaşılmıştı. Ayrıca hazineye de hatırı sayılır borcu olduğu görülmüştü. Bütün inceleme ve araştırmalar sonucunda tüm servetinin hazineye olan borcunu karşılayamayacağı anlaşılmıştı. Durum tespiti yapıldıktan sonra ceza olarak sürgüne gönderildi ama yerine ulaşmadan geri çağırıldı ve idam edildi.
Kanuni Sultan Süleyman zamanının en güçlü Baş Defterdarlarından biriydi. Adeta İmparatorluğun başkentini tek başına dilediği gibi idare ediyordu. Görünüşü itibari ile çok ciddi bir kişiydi. Haksızlığa karşı çıkan, yanlışları düzelten, mali açıdan İmparatorluğun en önemli ismi olarak haklı bir şöhrete sahipti. Adeta ismi Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra gelen kişi olarak görülüyordu. Bu durum elbette ki iyi değildi. Zira Damat İbrahim Paşa yani Pargalı İbrahim İmparatorluğun ikinci adamıydı. Gerekli ortamı bulmuş, Sultan’ın itimadını kazanmış, Sultan adına istediği gibi iş yapıyordu. Hal böyle olunca İskender Çelebi de gözüne batıyor ve isteklerinin yerine gelmemesine sinirlenerek Baş Defterdarı çekemiyordu. SBelki Pargalı’nın bir bildiği vardı ya da tahmin ediyordu. Nitekim yapılan araştırmalar sonunda rüşvet, armağan ve diğer şekilde ahlaki olmayan yollardan büyük bir servetin sahibi olmuştur. Tarihi kayıklara bakılırsa Peşevi “Onun servet ve tantanası yanında veziriazamlarındaki sönük kalır” diyordu. Artık olan olmuştu. Pargalı hasmı ve rakibi gördüğü ve çokça da kıskandığı, İskender Çelebi’nin üzerine gidiyordu. Fırsat kaçırılmıyor ve İskender Çelebi Bağdat çarşı içinde 1535 de asılarak idam edilerek ortadan kaldırılırken, geride altın ve gümüş sırmalar içinde 6 bin 800 köle bırakıyordu.
Yazan İbrahim Balcı
Yazının Devamı : HAİNLER -11