Son Dakika Haberler

SARIYER DERESI…

SARIYER DERESI…
Okunma : 927 views 1 Yorum

“Çırçır Boğazı karardığı zaman yağmur başlar, kar gelir” der eski Sarıyerliler. Aynen vakidir, öyle olur. Bu yılların deneyimi ile tespit edilmiştir.

Teknolojinin anormal geliştiği asrımızda bu deyim kabul görmez olabilir. Çünkü o kadar değişik çalışma ve deneyler yapılmaktadır ki ozan tabakası da ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Her hangi bir hava olayı olduğunda bütün suç ozan tabakasında bulunmaktadır.

Bahse konu Sarıyer Deresidir.Dere Çırçır Boğazı’nı tam ortadan ikiye ayırır. 1960 lı yıllara kadar gürül gürül akan bir dere idi. Sonraları eski durumunu kaybetti. 1967 de deniz tarafından kapatılmaya başlandı. Birkaç yıl önce de dere tamamen kapatıldı.

Sarıyer deresinin ismi Sikletrinas’tı. Bu isim aynı zamanda antik çağda Sarıyer’in de ismi olarak kullanılıyordu. Sonraki dönemlerde isim değişikliğe uğradı ve coğrafi adı Mercimek Deresi oldu.


Sarıyer Deresi, Bekârdere Mevkiinin en dip kısmından çıkar. Dereye ilk akışı veren noktaya ulaşmak çok zor, çünkü dikenlikler ve çalılıklar arasından çıkıyor. Sarıyer deresini besleyen iki ana kol var. Birisi Arap Öldüren Deresi diğeri de Kılıçpınar Deresi’dir.

Arap öldüren Deresi, Bekârdere Mevkiinin sağ tarafından yani kuzey doğu tarafından akış verir. Kılıçpınar Deresi ise batıdan akış verir. Kılıçpınar deresi pınarının üst kısmında Kılıçpınar Restaurant ve piknik alanı var. Arap Öldüren Deresinin üst kısımları yerleşime açıldı, açılıyor… Ama bir önemli tarafı var!

Neden Arap Öldüren deresi? Efendim, Osmanlı ordusunda savaşa gelen Araplardan oluşan birlik buradan geçerken kışın anormal soğuk karısında direnememiş ve büyük kısmı donarak öldüklerinden Buraya Arap Öldüren mevkii demişler, öyle devam edip gidiyor.

Sarıyer Deresi denize doğru gelirken iki kolla birleşir. Biri Maden tarafından gelen Teknecik Deresi, diğeri Zümrütevlerden gelen Fincancık deresidir. Maden Deresinin üstü kapanmış olmasına rağmen akışı var. Fincancık deresi ise burada Zümrütevler yerleşim bölgesi meydana geldiği için akış özelliğini kaybetmiş, var olan su akıntısı da kanalizasyona bağlanarak suyun geçiş yeri Sokak yapılmıştır.

Derenin Bekardere’den çıkarak denize kadar akış almasını burada noktalayalım ama dere üzerindeki köprülerden bir cümle kuralım ve meraklıları uyaralım. Efendim Sarıyer Deresinin üzerinde beş köprü olduğunu da belirtelim. Bu köprülerden biri eski İlköğretim Okulu yani şimdiki Kültür Merkezi önündeydi. İkincisi Biraz aşağıda Sırrı Bey Sokak ile Kudretullah Efendi Sokağı birbirine bağlayan yerde (Canlı Pasajı ile eski Yazıcı Market önü), üçüncüsü köprü Aralık Suyu Çeşmesi önünden ile Kekik Sokağı bağlarken, bir diğeri de Atalay Eczanesi ile Sarıyer Hastanesini (Bürümcük Sokak ile Türbe Çeşme Sokağı) birbirine bağlar! Son köprü ise Yenimahalle Caddesi üzerinde ve Sarıyer Muhallebicisi önündeydi!

“Sarıyerliyim” diyene eski Sarıyerli sorar “Sarıyer deresi üzerinde kaç köprü var?”. Eğer soruya muhatap olan kişi doğru yanıt veremezse o Sarıyerli kabul edilmez”

Sarıyer deresi üzerinde ve Şifa Suyundan, Hünkâr Suyuna dönerken solda bahçe içinde büyük bir ceviz ağacı ve bu ağaç altında büyük ve derin bir kuyu vardı. 1960”lı yıllarda olacak (yanılmıyorsam) bir araba kuyuya uçtu ve ölüm meydana geldiği için kuyu doldurularak ortadan kaldırıldı..

Dere üzerinde ayrıca muhteşem bir şelale/çağlayan vardı (Fotoğraflardan görülebilir). Ama Sarıyer’e cadde ve sokak kazandırma çalışmaları sırasında derenin üzeri kapatılırken bu şelalade ortadan kaldırıldı. Canım güzellik yok oldu.

Sarıyer deresi önemli darbeler yedi.

Örneğin 15 Ekim 1913 de büyük Sarıyer Seli Meydana geldi (BOA., ve İ. Balcı; Azatlı, roman). Bekârdere’den başlayarak denize kadar akış sonrasında dere etrafında ne kadar bina varsa yıkıp perişan etti. Bir ahşap evi denize sürükledi, balıkçılar kayıkla eve gittiklerinde yaşlı bir Ermeni adamı uyur halde bulup kurtarmışlar. Bu sel ölümlere neden oldu.

Kefeliköy Camii denize gitti sadece temelleri kaldı, R. Kavakta Kavak Hisarına bitişik Karakaş Mescidi de selden yıkıldı.

Sarıyer Deresinin çıkış yerinen Hünkâr suyu ile Şifa Suyu arasındaki kalan bölüm cennet bahçeleri gibidir. Zira burada hava ılımandır. Yazın ayrı bir güzelliği. Kışın ayrı bir zerafeti vardır. Burada ziraata girmeden analarımızdan da biraz söz etmek gerekir.

1960 lı yıllara kadar Bekârdere mevkii Sarıyerliler için çok önemliydi. Zira yaza girişte sonra da kışa girişti. Evler bütün içindekilerle temizlenirken kullanılan yer Sarıyer deresi idi. Yıkanacak ne varsa Sarıyer deresine getirilir, burada tokmaklarla dövülerek yıkanır, güneşte kurutulurdu. Bu durum yılda iki kez olurdu. Ne var ki bir de haftalık temizlikler vardı. Çamaşırlar biriktirilir ve haftanın bir günü Sarıyer’den her hangi bir sokağın kadınları Sarıyer deresine gelerek yıkama işlemlerini yaparlardı. Bu arada bilhassa kadınlar, kocalarına yardımcı olmaları bakımından ormanlık alana (pırnal, kocayemiş sahaları gibi) giderek kışlık odun yapar ve sırtları ile eve taşıyarak kışa hazırlık yaparlardı.

Yazın Sarıyer Çağlayan sahasında hemen her gün maçlar oynanırdı. Maç sonu, soyunma odası olmadığı için sporcular derede yıkanırdı.

Çırçır vadisi bereketli bir yerdi. Mükemmel toprağında her türlü bitki örtüsü yaşar, her meyve, her türlü sebze yetişirdi. Dere çevresi yani Bekardere mevkii Sarıyer’in ambarı gibi bir şeydi. Sarıyer’in en önemli bitkisi/meyvesi Ahududu idi. Ahududu Sarıyer’de Sarıyer deresinin sağ ve solundan yetişir, Tekel tarafından satın alınırdı. Bu çok uzun yıllar devam etti. Sonraları her türlü sebze, fındık, ceviz, incir, kiraz, şeftali, armut gibi meyveler yetiştirilir oldu. Bir ara mandalina ve portakal yetiştirildiyse de bundan vazgeçildi, ama yine de numunelik var. Ancak son yollarda Kivi üzerine gidildi. Sarıyer Deresinin sağı ve sol yamaçları anormal şekilde kıvı ağaçlarıyla dolu. Sarıyer pazarından her zaman yerli Kivi bulma şansı var. Bu arada pek çok yerde Enginar da yetiştiriliyor

 

Çırçır Vadisi, Bekârdere ve Sarıyer Deresinin bulunduğu mahal mükemmel bir yerdi. Havası, suyu, konumu, doğal güzelliği ile müthiş bir yer. Tarihte Sikletrinas olarak isimlendirilen Sarıyer’e gelen Sultan IV. Murat, Hünkâr Suyundaki Hünkâr köşküne çıkar ve etrafı seyreder. Sarıyer Deresi ve çevrenin güzelliği karşısında mest olur ve şöyle der: “Hadim al-haremeyn olduğum halde, böyle bir ravza-i cenana malik değilim”… Yani günümüz Türkçesi ile şöyle diyordu “Mekke ve Medine’nin hizmetkârı olduğum halde, böyle bir harika bahçeye (sevgililer bahçesine) sahip değilim).

Sarıyer Deresinin çevresi Sultan IV. Murat’ın dediği gibi mükemmel olmasaydı, Türk Sanat müziğinin büyük ustaları ve önemli edebiyatçılar hiç dere çevresindeki evleri mesken tutarlar mıydı?
İşte Sarıyer Deresi bu!

İbrahim Balcı

YORUMLAR (1)

  1. Şenay diyorki:

    Doğma büyüme Sariyerliyim ve Çırçır da oturuyorum. Sarıyer li olmak ve Çırcır da oturmak ayrıcalıktır.