Son Dakika Haberler

Bir ağaç etrafında birleşen halka Millet denir.

Bir ağaç etrafında birleşen halka Millet denir.
Okunma : 58 views Yorum Yap


mmorİşte günümüzün millet tanımı. Bir halk, bir ülkü etrafında birleşirse, bir çınarın altında halaya durursa, o halk millet olur.

Artık verecek tek bir ağacı kalmadığında son ağacın altında birleşen halkız şimdi. Türk tanımı da bu olsa gerek, son anda silkinir ayağa kalkar ve tokadı çarpar, dedikleri Türk.

Bir iktidar ki ağacın düşmanıdır, sanatın düşmanı da odur, bilimin düşmanı da odur, kendi çocuklarına disleksi silahı sıkan da odur, buğdayın düşmanı da odur, suyun, derenin, tepenin düşmanı da odur…

Altında gölgeleneceğimiz son ağacımıza sıra geldiğinde uyandık ve gövdemizi siper ettik. Gencecik fidanlarımızı şehit verdik, yaralandık, içeriye düştük, düşüyoruz…

Antakya Ahmetli’de adı gibi Cömert oğlumuzu, başında polis mermisi çukuruyla, bir selvinin altına koyduk. Günlerdir gözünde uyku, midesinde yemek yoktu, ama başından biber gazı mermisi yedi. Acısı hepimizindir, ailesine sabır diliyorum. Merminin ithalatçısı kimin oğluydu, sıkılan her mermide hangi aile ellerini ovuşturuyor, onu şimdi konuşmuyoruz.

….

1 Haziran akşamı, Gaziantep Demokrasi Parkında 15 bin kişinin katıldığı protesto mitingindeydim. Her yer Taksim’di. Antep Antep olalı bu büyüklükte miting görmemiş, böyle söylediler. Oğuzlu yurdunda halk birlik olmaya, yani Millet olmaya gelmişti.

Miting  günü Gaziantep Eğitim-İş şubesinde öğretmenlerle söyleşim vardı. 42 yıl önce, 5 Mart 1971’de Antep’te yapılan Üzüm Üreticileri mitingini anımsadım, konuşmacılardan biri de bendim. Destek için Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) olarak Adana’dan gelmiştik. Ne tesadüftür, 42 yıl sonra aynı şehirde konuşmacı olduğum gün büyük bir dayanışma mitingi yapıldı. Üzüm mitinginden bir hafta sonra 12 Mart darbesi olmuş, binlerce öğretmen gözaltına alınmış, ben de Ankara’da TÖS davasından bir yıl tutuklu kalmıştım.

Ertesi gece misafir kaldığım semtte tencere tava çala çala tur attık, ışıklar yandı söndü, kornalar çalındı… Seslerden korkan torunuma “hırsızları kovmaya çıktık” dedim, gözleri ışıldadı, başladı çalmaya. Sabah, “Anneanne hırsızları kovalım mı?” demez mi?..

O gün birlikte Dülük Baba kayaevlerini gezdik. Mermer kayaları oyarak kendilerine merdivenle inilen ev ve sığınak yapan Oğuzlu atalarımızdı onlar. Mermer sekilerine Şems, Bereketli Hilal, Öküz ve Üçlek Kibele resmetmeyi ihmal etmemişler. Bunları sonra yazacağım. Ama en çok içime işleyen yanlış, Mozaik müzedeki Kabartay Kızı Fırtına Aba’ya Çingene Kızı Geia demeleri. Oysa onun okunuşu Ciya, yani Asiya, sağdan okuyuşla Ayşa olacaktı, çünkü Ay Işığı Ayise’dir,Hilal’in Kızı’dır, Kafkasya’nın Amazon başkadın savaşçısı, ulu Ayşe anamızdır o, onun gözü her zaman üzerimizde olsun diye öyle resmedilmiştir.

Zeugma (Ma-Usağı) müzesindeki ulu kadın Ayşe anamızı sonra tekrar anlatacağım.

Döndüm Ankara’ya, okurlarım yazılarımı bekliyor. Soruyorlar, yorumunuzu bekliyoruz diyorlar. Gaziantep mitingi sırasında ne hissettiğimi söylemeliyim. Kim olduğunu dahi bilmediğim güzel insanlar doldu alana. Farklı sloganları vardı. O insanlarla birlikte olmaktan hiç çekinmedim, onlara güvendim. Yeniden MAYA tutuyoruz, yeniden MİLLET oluyoruz, DİRİLİYORUZ; ölü toprağını üzerimizden atmaya başladık demektir.

Bu dirilişe kim önderlik edecek kısmında soru var elbette. İlk uyanışlar bunlar. Sağduyu sahibi olanlar gençleri hata yapmamaları için uyarır; etrafa zarar vererek haklı iken haksız duruma düşmemek gerekir. Hep böyle başlar uyanışlar; düşman işbirlikçilerini bulmuş, içimize sızmış, kaleleri ele geçirmiş olur… Anadolu ateşleri yakılır, halk birlik istiyor, bu sezilir önce. Buna karşı duracak hiçbir güç yoktur. Bu ateşi yüreğinde en güçlü duyanlar geçerler öne; aklını, cesaretini ve yüreğini koyarlar ortaya; kafa-kol-kalb (3K) ile çıkarlar er meydanına… Geride kalanlar dökülür elenir, bazısı geçer karşı saflara… Tarih böyle akar…

Ne güzel söylemiştir;

“Körükle isyan ateşini zulmü rüzgâra savur,

Kollarının bütün gücüyle tavı gelen demire vur…”

Çok önderler çıkartır bu ateş, korkmayalım, maya tutmaya başladık, kabarıyor hamurumuz, ateşten geçmeye az kaldı, yeniden Millet oluyoruz, yeni kahramanlar, yeni önderler çıkartacağımızdan emin olunuz…

Tarihin çöplüğüne gitme zamanı gelenler korksun, siz değil.

Bize yeniden diriliş gücü veren Taksim Gezi Parkı ağaçlarını şimdi süsleyip etrafında horona kalkmak ne güzeldir şimdi! Varsın birileri bize “ağaca tapıyorlar” desin. Ninelerimizin neden kilime yaşam ağacı resmettiğini düşünmeye başladınız, değil mi? Onlar ağaçlar hep yaşasın diye duadır. Dua, duayı anlayana güç verir. Haydi, bir de Tokat bezinden yaşam ağaçlı kloş etekler giyelim de dost düşman görsün! Boynumuzda da Kastamonu sarı yazması, ne güzeldir, Amazon gibi.

Kim uydurmuşsa, kara giysili direnişçi olunmaz, ben o karara uymadım. Protestonun rengi kırmızıdır bir kere!

….

Yazımı bitirmek üzereydim, Rize’de protesto eylemi yapanlardan ADD binasına sığınmış bir grup TGB’li, Eğitim-İş ve ADD’li kardeşimizin haberi ekrana geldi. Alana bedenleriyle TC yazmışlar, dağılacakları sırada saldırıya uğramışlar. Sığındıkları ve mahsur kaldıkları binada, Rize ADD başkanı Ömer Toprak ve TGB başkanı Kemal Özgür canlı yayında durumu anlattılar. Asker gelmeden dışarı çıkmak istemiyorlardı. Telefonla Rize’deki dostlarıma ve yakınlarıma ulaşmaya çalıştım, gençleri oradan alıp salimen evlerine götürene kadar ailelerinin yanlarında olmalıydılar. Saldıranları tanıyan yoktu, 100 kadar saldırgan dışarıdan gelmişti. 1978’lerde de Rizeli toplumcu gençlere dışarıdan gelmiş sahte milliyetçi gençler saldırırdı, ölenler olmuştu, “Yine mi Rize!” dedim.

ADD binasına sığınanların can güvenliğini sağlamak için Ankara’dan CHP milletvekilleri ve ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan seferber oldular. Herkes yeni bir Madımak vakası olabilir endişesini duyuyordu. 6 saat sonra Emniyet’e götürülmeyi kabul ederek binadan çıktıkları haberi verildi, rahatladım.

            Orada saldırıya uğrayan ve binada saatlerce mahsur kalan başta Ömer Toprak ile Kemal Özgür kardeşlerime, tüm kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum. Rize’de yaşayan herkese geçmiş olsun ve böyle bir iç savaş kışkırtmasına Rize’yi alet etmeyen Emniyet güçlerini tebrik ediyorum.

Bu gece Kadir gecesiydi, Hz.Muhammed’in bir sözünü anımsatarak bitirelim:

“Bir Müslümanı öldüren Müslüman cehennemliktir. Ona şefaat etmemi benden istemeyin, onun cehenneme gidişine engel olmam mümkün değildir.”

….

Coğrafyamıza karşı açılmış bir büyük savaşın ortasındayız. Başbakanımız BOP eş başkanı olarak bu savaşta halkının yanında değildir. Durum analizcilerine göre, planlanan Türk-Kürt çatışması bütün kışkırtmalara rağmen gerçekleşememiştir, 2013 yılı ülkemizde mezhep ve laik-antilaik çatışmasının başlatılacağı yıldır. İç savaş 10 yıl sürecek ve 2023 yılında TC bitmiş olacaktır.

Bu plana göre bedenini TC’ye siper etmiş olanlar Müslüman da olsa bertaraf edilecektir.  Öyle mi?

Durun bakalım, Taksim’deki ağacın etrafında AKP’ye sehven oy vermişler de vardı, bu dev daha yeni uyandı…

Anlatacaklarımız bitmedi. Taksim’i kendi aralarında taksim edemeyen küresel sermayenin tarih dizinini de konuşacağız, Venedik Dükalığının bu kaçıncı işgal girişimidir, bir bir sayacağız. Saflar yeniden belirleniyor, Türkiye’den kaçan sermaye grupları varmış, CNN Türk İngiltere’den neden kopmuş…

Küresel piyasa, Taksim’de yıktıkları bir ağaçla birlikte sallandı, neden acaba?

6.6.2013 /Mahiye Morgül