Son Dakika Haberler

İran’ı İran’da Öğrenmek (4)

İran’ı İran’da Öğrenmek (4)
Okunma : 9 views Yorum Yap

İran ve Süleyman Demirel…

mahiye_45Bugün Süleyman Demirel’in öldüğü haberiyle uyandık. İyilikle analım.

Başbakanlığı dönemlerini değil, Cumhurbaşkanlığı dönemindeki devlet adamlığı tutumunu konuşalım. Bugün bizim için oldukça önemli dersler var orda.

İran yazılarımın tam da ortasına geldi. Bu noktada kendisini saygıyla anacağım, çünkü… Çünküsü çok önemli.

1996’da Demirel’in Tansu Çiller ve Amerika’yla yolunu ayırdığı günlerdi. Amerikan vatandaşı Çiller Hanım Azerbaycan ve İran aleyhinde işlere kalkışmıştı. Özer Çiller Örgütünün Azerbaycan’da Haydar Aliyev’e karşı darbe girişimi… Aydınlık dergisi yazmıştı. Süleyman Demirel durumu zamanında fark ederek Aliyev’e haber verdi ve Amerikan darbesini önledi.

Demirel’in bir de İran’la ilgili tehlikeyi bertaraf edişi vardır. Şöyle anlatılır: Başbakan Tansu Çiller bir gece yarısı Türk Hava Kuvvetlerine telefonla emir verir, İran sınırını geçen PKK militanlarını takip ederek kaldıkları yerin uçaklarla bombalanmasını emreder. O zamanki Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu bu emrin mecliste karar alınmadan verildiğini fark edip gece yarısı Köşke telefon eder, Demirel’e durumu aktarır ve bu emrin kendisinin bilgisi dahilinde olup olmadığını sorar. Demirel durumun ciddiyetini kavrar ve “operasyon emrini derhal durdurun” der. Böylece Amerika’nın bir planı daha bozulmuş olur.

Süleyman Demirel, onca yıl Amerikancı bildiğimiz Mason dediğimiz Demirel, 1996’da Türkiye ve İran’ı böyle bir oldubittiye getirmek isteyen Çiller ailesiyle ve Amerika’yla yolunu o gün yüreklice ayırdı. Öldüğünde kendisine devlet töreni yapmak nasip olmayabilirdi, bunu düşünebilecek kadar akıllıydı; Anıt Mezarını aile parasıyla hazırladı. Bu bile bugün önemli diplomatik ayrıntıdır.

İşte, bu toprağın tarihinde bu var. İran ile bizi birbirimize kırdırmaya sıra geldiğinde düşmanların planı işlemez, “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” deriz.

Tahmin ediyorum Türk Mason Locası da o zaman allak bullak oldu, ne tutum takınacaklarını bilemediler. Demirel’in kardeşinin 20 bin kişilik özel okulu (Yükşeliş Koleji) o zaman battı. Biliyordu ipinin çekildiğini. Bu yüzden anıt mezarını Anadolu’nun bağrına yaptırdı, haklıdır, güvendiği tek yer orasıdır.

Kendisine İran Avesta Işık Kültürüyle dua göndereceğim; ışıklar içinde uyusun.

Bence İran’da ve Azerbaycan’da yas ilan edilmelidir; İran’ı ve Azerbaycan’ı Amerika’ya karşı korumak isterken iktidardan düşürüldü.

Tansu Çiller’e sonra ne oldu diye soran varsa, söyleyeyim. Eğitimin ve sağlığın küresel piyasa ekonomisine bağlanması için 1995’de Dünya Bankasına verdiği taahhütnameye uygun olarak başbakanlık baş danışmanlığı görevini aralıksız sürdürüyor. CHP de hükümet kursa o ordadır, Kemal Derviş de, Demirtaş da.

Kıvrıkoğlu Paşa’ya neler oldu, hatta dönemin kurmaylarına ne tuzaklar örüldü, bunlar çok net anlaşılır değildir. Ancak şu kadarını söyleyebilirim, 28 Şubat dedikleri arapsaçının ortasında buldular kendilerini. Kim verdi bu muhtırayı kendileri bile hala çözebilmiş değiller, ancak bu mavrayla AKP iktidar oldu, eğitim arapsaçı oldu, PKK iktidar ortağı oldu ve Suriye sınırı Barzani’ye yol oldu. Sırada İran sınırının Barzani’ye yol olması var.

PKK Suriye sınırında İŞİD’i kovalıyor senaryosuyla ilerlemeye devam ediyor. Bunun bir de İran sınırı var, AKP de yok artık, görelim n’dicek?

Yani döndük başa. Demirel’i daha çok özleyeceğiz.

Ya devlet başa ya kuzgun leşe!

…..

Şimdi geçiyorum İran’a.

Gezi grubumuzun en çok heyecanlandığı şehirlerden biri Zerdüştilerin başkenti Yazd şehriydi. Yazd, onların bıraktığı kültür eserleriyle dolu. Burada ölülerin bırakıldığı dağ ve ateşin yanmaya devam ettiği Anıt Müze (Tapınak) var. Müze’de Zerdüşt peygamberin yazmış olduğu Avesta’dan orijinal sayfalar var.

Ateş Tapınağı dedikleri müzenin masraflarını Bombay’lı zengin bir aile karşılıyormuş. Ne işi var oralarda bu adamların diye merak ederken, biraz eşeleyince altından lanetli İskender çıktı. İskender kutsal kitap Avesta’nın altın harflerle yazılmış yüzlerce sayfasını yaktığı zaman, onun zulmünden kaçabilen bilim adamları Hindistan’ın kuzeyine kadar gittiler, giderken kurtarabildikleri Avesta sayfalarını yanlarında götürdüler. İskender’in adı İran’da kötülüğün temsilcisi olarak “Lanetli İskender” diye geçer. Zehirlenerek öldürülme sebebini de bunda görüyorum.

Yazd şehrine fonetik akrabalığı olan sözcüklere gidiyor aklım. Örneğin Hz.Hüseyin’in kayınbabası son Sasani kralı III.Yazdegert (Yezdigirt) bu şehre ya adını vermiş ya da bu şehri önemli merkez haline getirmiş olmalı.

https://en.wikipedia.org/wiki/Yazdegerd_III

Parasında Göktürk parasındaki gibi hilal ve yıldız var, boynunda üç noktalı kolyesi var, bunları çözebiliyorum. Yazd- Kerti, Yaz’ların Kureti (şehri).

Yaz sözcüğünü açtığımızda içinde sıkışmış halde bir EYZİ (Oğuz) vardır. Ki, Avesta bu kavmin öğretisidir, Avesta adının açılımında da bir Oğuz-Ata bulunur. Avesta’nın diğer adları olan Avestak, Vabsita, Vesta ve Oista adları içerisinde OİSTA adına dikkatinizi çekerim; içinde sıkışmış OĞUZATA vardır. (Bir unvan olarak Avgusto sıfatını Roma’nın Trakya krallarında da görürüz, çünkü henüz Hıristiyan değillerdir.)

Avesta, kıtalar halinde şiirlerdir. Kıtaların her birine GATA diyorlar; kıta ile gata sesdeştir. Kur’an da Avesta gibi şiir şeklinde yazılmıştır. Çünkü ikisi de önce şiir olarak vahyedildi. Avesta öğretisindeki meleklere inanmak, iyilik yapmak vb birçok önkabul İslam’da aynen görülür.

İran’da “şehitler ölmez” kavramını şöyle gördük; sokaklarda 30 yıl önce yaşanan İran-Irak savaşında ölenlerin resimleri var. Ulu Camilerin avlularında Kerbela şehitlerinin mezarları hala korunuyor.

Avesta’nın dili eski Pehlevi dili. Bugünkü Afganistan Bahliya bölgesinin diliymiş. Ancak Azeri Türkçesine çok yakın, Kacar dili. Bazı kaynaklar Zerdüşt’ün kuzey-batı İranlı olduğunu yazıyor. Burada karşımıza Azeri sözcüğü ile örtüşen bir durum çıkıyor. Hatta Hazar denizinin adındaki ZAR, denizin üzerinde petrol sızıntılarının yanmasını ifade eden Ateş demektir.

Zerdüşt peygamberin adında Zer-dostu açılımını görebiliriz. Ona göre Güneş en büyük KOR, yani HAR ve sürekli yakılan ateş de onun enerjisinden bir parça demektir. Fer ve Har, Isı ve Işık kaynağı, hayatı var eden ana kaynak, Işık Tanrı tek tanrıdır. Bugüne uyarlarsak nurdandır dediğimiz Allah kavramıyla örtüşür.

Avasta’da geçen bazı sözcükler bugün bile bize yabancı gelmiyor.

Har: Güneş (Çağrışımları; Gur, Kor. Zazaca Allah.)

Yazata: Tanrı/Melek ( Çağrışımları: Yezdan, Eyzi, Oğuz Ata)

Gata: Kıta (Çağrışımları; Ezberden okunan şarkı, şiir.)

Heva: Buğday (Çağrışımları; Heyv, Ay, Bereketi veren Ay Tanrısı Maz/Mez)

Kafa: Dağ

Dvar: Kapı (Çağrışımı; duvar. Allah’a giden kapı. Dualar bu duvar önünde yapılıyor!)

Tars: Korkmak (Çağrışımı; tırsmak)

Asman: Asuman, gökyüzü. (Çağrışımı; Saman yolu, Şaman)

Daena: Din (Çağrışımı; Tuana, Doğan. Halkına kol kanat geren beyaz kuş)

Druc: Yalan (Çağrışımı; çürük. Rize’de curug adam!)

Hapta: Yedi (Çağrışımı; hafta. Hepta Kometler: Yedi köyü olan İkizdere’nin eski adı.)

Vesp: Hepsi. (Çağrışımı; tüm toplum)

Pak: Temiz (Ahura Mazda’nın diğer adlarından PAK)

Çareger: Çare bulan

Hamdü Sena: Sevinince, iyi bir şey olduğunda yapılan teşekkür duası.

Homa: Güneş (Çağrışımı; Huma kuşu.)

Avesta dili üzerine bazı kaynaklar hatalı çeviri yapmaktadır. Örneğin Zerdüşt için kullanılan Zara Uştra’yı “altın deve” diye çeviriyorlar. Oysa Azerice düşündüğünüzde Sarı-İştar; “sarı yıldız” ya da “kızıl yıldız” olarak çevrilmesi gerekir. Altın gibi parlayan en parlak yıldıza verilen sıfat bu olabilir, o da yine güneştir.

İnternette Ahora Mazda törenlerinden görüntüler var. Beyaz giysi içerisinde, dua (kıta) okuyarak beline doladıkları ipliğe üç düğüm atıyorlar. Bu üç, düğüm, yemin ediyorum ki üç noktayı aklımdan çıkarmayacağım; “İyilikle düşüneceğim, İyilikle konuşacağım, İyi şeyler yapacağım ve asla yalan söylemeyeceğim” demektir. Bu törenlerde duaya başlarken “Ey Mezda” deniyor; ululara EY ile seslenmek Türklere aittir.

Zerdüşt tek eşlidir, Kuruş da… Oğuzata kültüründe tek eş var, eğer erkek çocuğu yoksa 2.evlilik yapılıyor. Bu töre yakın zamana kadar Anadolu’da da böyleydi. İran’da son kral Rıza Şah Pehlevi’de bu töreyi gördük; güzelliğiyle dillere destan Süreyya’dan oğlu olmadığı için Ferah Diba ile evlendi.

Avesta dualarından birkaç örnek:

*“Kutsal ateşe, berrak sulara, aya yıldıza, ışık saçan güneşe, iyiliğe, dürüstlüğe, doğru ve faydalı olan her şeye, Ahura Mezda’ya hamt ve sena ederim. Zararlı ve faydasız olanlardan kaçınırım.”

Benzerlik için; Kuran’da Şems suresi, “güneşe, aya, tanyerinden yükselen ışığa, dünyayı nebatlarıyla donatana, gökyüzünü ışıklarıyla donatana, suyu ve havayı bahşedene andolsun ki…” diyerek başlar ve arkasından suya el koyan Semudi taifesi için “bu kötülüğü yaptıkları için onlar Allahsızdır” buyurur.

*“Bütün kalbimle doğru düşünce, iyi söz, güzel davranışa inanıyorum. Beni, yalancı ve kötü kalplilerden uzak tut, doğru olan yolda yürümeme yardım et. ”

*“ Ey Mezda, var gücümüzle senden isteriz ki kötülük ve yalanı kendilerine yakın bilip doğru yoldan sapanlar, senin saçtığın ışıktan mahrum olup karanlıkta kalsınlar, kazanan doğruluk olsun.”

Zerdüştilerde söz verip de tutmayan ve ailesini korumayan erkeğe kırbaç cezası var; “Aile sahibi olmak istemeyip paralarını yeme ve içmede sarf edip doğru yoldan sapanlara 700 kırbaç vurulur.” Aileyi koruma kültürü çok önemli görünüyor.

Günde üç kere abdest alarak namaz kılmak var. Bugün de İran’da evlerde üç kere namaz kılınıyor. Sadece Ulu Camilerde Cuma namazı kılınıyor.

Hz.Hüseyin Camisi diye adı geçen çok yüksek bir duvar önünde Muharrem törenleri yapılıyor, ki bu önü açık büyük duvarın Zerdüştilikte de olduğunu görüyoruz, ona KAPI diyorlar. Çağrışımında “Allah’a giden Kapı/Duvar vardır.

Gezdiğimiz tüm camilerde iki sütün arasından geçilerek girilen dua alanı gördük. Buna bir nokta koyalım ve MÖ.12 binlere inelim, Urfa Göbeklitepe’ye gidelim. Sasanilerin önemli merkezlerinden biri olan Urfa’dayız, Roma kralı Valerian’ı 260’da burada yenmişiz. MÖ.330’da Lanetli İskender’in onlarca cildini yok ettiği Avesta’nın kalan sayfalarını toplayan Sasani bilim adamlarına burada ulaşıyoruz. 240 yılında Leyla Zeynep Sultan’ın doğduğu ve eğitim aldığı şehirdir. Ve Göbeklitepe’de T harfinden dikilitaşlar, iki sütunlu kapılarla geçişler… ATA kültürünün sembolü T dikilitaş…

T harfinin okunuşu Ata’dır. Oğuz Ata kültürü Avesta Göbeklitepe’de karşınızda.

ETİ, HATTİ atalarımız vardı ya, onların inanışı da buydu. “Türkler Atalarına tapardı” der antik tarihçiler. Doğrudur. Oğuzatalı olmak bizim kültürümüzdür.

….

Zerdüştilerde abdest ve namaz:

Zerdüştilerin su ve ışıkla tedavi diye bilinen ritüelleri de aslında bizim bildiğimiz abdest almak ve namaz kılmaktan başka bir şey değildi. Bugün örneğin tansiyonunuz yükseldiğinde kan basıncını azaltmak için boynunuzda damar geçen yerlere yapacağınız şey suyla dokunmaktır, kulaklarınızı ıslatmak, kolları dirseklere kadar ıslatmak, vb müdahale abdest almaktır.

Namaz sırasında ise yapılan iş vücudun enerji(ışık) dolaşımını rahatlatmaktır. Tüm organlarımızla beynin bağını sağlayan sinirlerin geçtiği noktaları rahatlatmaya, yani doğada bize bir armağan olarak sunulmuş olan hazır enerjinin (ısı ve ışığın) doğal dolaşımını rahatlatmaya yarayan sistemli hareketlere namaz diyoruz. İşte su ve ışıkla tedavi.

Doğada var olan yaşam enerjisinden herkesin eşit yararlanmasını sağlamak üzere ortaya çıkan ulu kişilere saygı göstermek Oğuzata kültürüdür. Diyebiliriz ki hepimizin olan suyla, toprakla, ışıkla, nebatatla, havayla, vb güzelliklerle aldığımız bu doğal enerjiden insanları mahrum etmek isteyenlere karşı savaşmak da Oğuzata kültürüdür.

Işıktan mahrum bıraktığımız her canlı, bitki, hayvan, çocuk, insan artık özgür değildir, köledir. Günümüzde aklın ışığından mahrum bırakılan çocukları düşünmeden edemiyorum.

Bugün, yenidünya düzeninde kötülükler bu kadar çoğaldıysa, ya bize yazılmış kitapları doğru okuyamıyoruz, ya da kötülere teslim olduk. Bugün çocuklarımızın akıl sağlığını bozacak kadar kötü bir eğitime boyun eğmiş vaziyetteyiz. Yani Oğuzata törelerimizi terk ettik, çok büyük acılar yaşayacağız demektir. Kuran’da sıkça vazedilen “Onlar ki atalarının sözünü dinlemediler başlarına şunlar şunlar geldi…” denilen durumdayız.

İran ki ata kültürüne en bağlı olan ülkedir, orada “Azad Universite” tabelaları gördüm, yani özel okullar açılmaya başladı. Bu hiç hayra alamet değildir. Toplumsal çatlama bizde böyle başladı, şimdi önlenemez hale geldi. İran halkı İbni Sina’yı sadece parası olanlara mı öğretecek, çok yazık olur, kötü şeyler olur. Avesta’yı açıp yeniden okusunlar.

….

(devamı var)