Son Dakika Haberler

Livaneli Neyin Romancısı

Livaneli Neyin Romancısı
Okunma : 28 views Yorum Yap

mahiye_45​Müzikleriyle gönlümüze taht kuran Zülfü Livaneli romancılıkta aynı tahtı kuramadı. Son kitabına şiddet cümlesiyle tanıtım yaptı, kırıldım, incindim. Çok satacak belki ama bana satamayacak.
​Cuma akşamı çıktığı Ulusal Kanal’da Konstantiniyye Oteli kitabı hakkında bir iki şey söyledi, keşke duymasaydım. ​Nike isyanındaki Nike (Yenge) biz bilmiyormuşuz, bir fahişe imiş…
Bu konuda iyi ki birkaç yıl önce araştırma yapmışım. Gerçeği bilmesem bu kadar incinmeyecektim.

Birincisi; Romancı aynı zamanda sosyolog olmak durumundadır. Tarihte kadın kahramanları böyle çamurlayanlar ona karşı isyan çıkartanlardır.
İkincisi; kadını aşağılamak üzerinden siyaset yapmanın itibarlı olduğu bir dönemde bunları konuşmak, toplumun seviyesini aşağı çekmek isteyenler için iyi malzemedir.
Üçüncüsü; bu ifade Nike yengemizin kocası kral Justinyen’i (Oğuzdinli) de aşağılamaktır.

Dördüncüsü; Justinyen ile eşi Nike’nin yaşadığı dönemi hiç bilmemektir, olayları tarihten kopartıp tek yanlı görmek ve hatta düşmanlarının gözüyle anlatmak büyük hatadır. Bugünü de doğru anlamamaktır.

Romanın kapağındaki sayfa düzeni yanlışını da belirtmeliyim. Postmodernite akımı kapaktaki klasik kuralları yok etmiş; yazarın adı yok edilmiş. Kapakta sadece soyadı var; kocaman ve üst başlıkta, romanın adı sanki Livaneli, altında kitap adı görülmesi zorlaştırılmış halde. Yani, kitabı yazarın ünlü soyadı satacak, bu da yayınevinin okuru yanıltması, reklam tuzağı.

Nike İsyanının yaşandığı yıl ve yer: MS 548, İstanbul (Sitan-poli).
Aynı tarihte Seferihisar Teos, Ankara Avgusto ve İsparta Zağalassos bilimevleri de yakılmıştır. Hepsinin bir arada düşündüğünüzde Nike’yi iktidardan indirmekten öte gerici kalkışmaları dönemi yaşandığını anlarsınız.

Bizans’ın inanış adı: Kons-tina-poli.Gün/Kun-es Dinli Şehir. Yani, Şamani.
Devletin adı: Bizans/ Bicaniler. Farsça’da bilim yapanlar, bilim ışığının yayıldığı (ışıtan) yer, onların yaşadığı Poli/Beli/Yer. Bilim yapılan yer; Aya-Sofiya.

İstanbul üç renk o zamanlar, hipodromdaki arabalı at yarışlarında takımların rengine göre: Mavi-Kırmızı-Yeşil.

Maviler: Karaköy, Ceneviz Kulesi, Pera… Yani sermaye egemenliğinin bölgesi, Yahudi bankerler burada, deniz ticaretine egemen güçler burada, tefeci tüccar Balyoz efendilerin vergi toplayıcı konsolosları burada.

Kırmızı: Şamani bölgesi, Bicaniler ve kralın korumasındakiler ve sarayın askerleri. İşevi Aya İrini, aşevi ve Cenan yaşlılar evi, hipodrom ve denizde bile süvarisini koruyan at ahırları Ahırkapı burada. At eğiticileri toplumda en itibarlı sınıftır, hipodrom gösterilerinde at üzerinde amuda kalkan en cesur kadınla evlenir Justinyen, o da Nike’dir. Halktan birisiyle evlenmiştir. Bu cesur kadın aslen Suriyeli olan Kıbrıslı bir ailenin kızıdır, aile işleri savaş atı eğitmektir. Eğittikleri atlarıyla hipodromda gösteri yapmaları bu önemli işin bir yönüdür.

Yeşiller: Anadolu yakasındakiler. Geleneksel yaşayan Oğuzlar; Koz Yatağı, Beykoz, İskit-Dor (Üsküdar), Tun Halkı (Kalkedon)…

Nike iyi at biner, at üstünde gösteriler yapardı. Çünkü ailece işleri savaş atı yetiştirmekti. Elinde kırbacıyla arabalı at yarışlarında erkekleri yenerdi.

Nike’ye, sirkte gösteri yapan at terbiyecisinin kızıydı demek bugün atları sirke hapseden tüccar kafaların koyduğu yaftadır.
İsyanın adı: Hıristiyan ayaklanması.

Oysa henüz doğru dürüst bir Hıristiyan nüfus bile yoktur İstanbul’da. İznik’te toplanan Pera’nın efendileri tarafından Şamanilik din dışı ilan edilmiş, halkın dinini değiştirmek ha deyince olacak iş değildi. Pera’nın Balyoz efendileri Şamanilere kolay kolay borç para veremiyor, sadece borç almayı kabul edenlerle ticaret yapıyorlar, onlara İstanbul’a giriş vizesi veriliyordu. Roma şehrine girme izni olan aynı zamanda din değiştirmiş oluyordu, Roma vatandaşı (Rum) kimliği taşıyordu. Rum olmak buydu, ırksal değildir.
Şamani kültüründe Büyük Kuruş’tan beri borç almak yasaktı. Çünkü tarihten beri tefeci tüccardan borç alan erkek borcunu ödemediği zaman kendini, oğlunu, kızını, karısını borç kölesi olarak vermek zorunda kalıyordu. Borç vererek yaşayan Romalılara karşı bu yüzden nefret vardı, bir direniş dini sayılan Mitracılık buradan doğmuştu. İlk yıllar Hıristiyanlık Mitracılığı tasfiye etmek için bir araç olarak kullanılıyordu.

Şamaniliğin yasaklanma nedeni asıl içerdiği bu direniş ruhudur. Yani Şamani kral Justinyen ve eşi borç köleliğine karşı idiler. Peranın tefecileri ise Anadolu’da şehir krallarına borç vererek buralarda hem Hıristiyanlığı yayabiliyor hem de halkı yoksullaştırıyorlardı. Anadolu’da 400’lü yıllarda Hıristiyan olmayı kabul eden Ermeniler de yoksullaşmaya başlamışlardı. (1204 Latin Katolik işgalinden sonra adları Ortodoks oldu)
Dönelim Nike’e.

“Anadolu’da halk çok yoksul düştü, vergileri indirelim” dedi kocasına.
Ya da Justinyen’in bu yönde aldığı karar eşine atfedildi. Onu halktan bir gelin olduğu için birileri hiç sevmemişti zaten.

Vergileri düşürmek istemeyen vergi toplayıcısı Ciniuz kara goncolosları(!) bundan hoşnut olmadı. Bahane yaratılacaktı, Nike yengeye çamur atmak en bildik yol, hatta bugün bile. Dezenformasyon en etkili proaktif savaş başlatma taktiği olarak hep vardı.
İsyancılar bakın nereleri yaktı; Aya Sofya Bilimevini, Cenan yaşlılar evini, İşevi Aya İrini (askeri kıyafetlerin dikildiği, altın ve gümüş savaş maskelerinin işlendiği yer) ve Pekmez kaynatılan Bağevi (ve aşevi). Buraların yakılması basit bir inanış ayaklanması olabilir mi?

İsyanı batırmaya Üsküdar’dan elli bin kılıç kuşanmış Oğuzlu er atlarıyla denizi karşıya geçerek gelmiş, söndürmüşler yangınları, isyancıları da öldürmüşler.
Kim yetişti başı Kızıl kurdeleli Şamanileri kurtarmaya?
Evet, İskit Dor’dan atlarıyla akıntıya karşı yüzerek karşıya geçen Şaman inanışlı Oğuz (Kos) halkı koştu yetişti.

Ondan sonra Justinyen Ankara’ya gitti, Oğuzata (Avgusto) bilimevini onarttı, öldüğünde Şamani töresiyle burada yakılmış olmalıdır, çünkü Dikilitaş’ı hala Valilik önünde yerinde duruyor.

Sonra Silvan’a gitti, Romalı Korbula’nın (MS.70) yerle bir ettiği Dikran Kerti bilimevlerini yeniden onarttı ve şehrin adı Şehitler Şehri olarak onurlandırıldı. Ermenilerin gönlünü kazandı ve Ermenilerin de hamisi olarak tarihe geçti. Dikran Kerti (Tigranakarta) şehrinin kuruluş (MÖ.70-60) amacı Sezar’ın VI.Mitri Dade ile savaşırken Roma saldırılarından kaçan bilim adamlarına sığınak olarak yapılmıştı. Bu yüzden kayaevlerin tavanlarında tıbbın atası Apollonius başı vardır, kilise zannedilmesi bir yanılgıdır. Çünkü bu resimler İsa’dan resmiyet kazanmasından dörtyüz yıl önce yapılmıştır.

Şimdi dönelim Livaneli’nin kitabının kapağına.
İnternette kitabın tanıtımında şu yazıyor:

“Kostantiniyye Oteli, aslında binlerce yıllık koskoca bir şehir olarak çıkıyor karşımıza. Değişen, dönüşen ve barındırdığı şiddet nedense aynı kalan bir şehir…”
İstanbul eşittir şiddet mesajı verdi

Şiddetin kaynağında paranın saltanatı olduğunu görmeyen bir yaklaşım. Şiddet’in itibarlı sözcük olduğu şimdiki küresel dönemde kitabı böyle tanıtmak da bir başka şiddet reklamıdır. Yazar kimden yana bakıyor İstanbul tarihine, ben de buna bakarım.
Pera’da para kuleleri ve Balyoz efendiler hep orda durdular, değişmeyen şey buydu! Karşıdaki sarayda hangi devletin hükümdarı varsa onun halkına balyoz indirirlerdi, asıl şiddet bu noktada.

Oysa ben bugün Sudan’da Hartum Enstitüsü neyin nesidir, okuruma soracaktım. Okullara resmi yazıyla geldi, Arapça dersi öğretmenlerine yüksek lisans bursu açtılar.
imageİnternette var, bir bakar mısınız? Arap Ligi (AL) Eğitim Kültür ve Bilim Örgütüne bağlı Hartum Uluslararası Arap Dili Enstitüsü tarafından yükseklisans bursu açılmış, tüm okullara kurumlara bildirildi. Bu bursların musluğu nerde, üzümünü ye bağını sorma diyelim mi? Oraya giden ordan ne olarak dönecek ülkesine, verilen eğitimi burada bizim çocuklarımıza transfer edecek bu gençler, kimin akarı artacak, sormayalım mı?
​548’de hakkında iftira atılarak isyan çıkartılmış bir Nike yengemiz kimin akarına engel olmuş diye sormadan bugün onu roman yapan oluyorsa, bu romanı okuyan bir nesil “Hartum’da bizim gençlerimize Arapça öğretmek kimin işine gelir” sorusuna cevap verebilir mi? Onun için her romanın konusu bizi ilgilendiriyor.
image​Sevgili okurlarım, bugün psikolojik savaşta kadını aşağılamak birinci gündemdir. Tüm dünyada böyle, maalesef.
Bir yandan da kahramanlıklarıyla efsaneleşmiş ana sultanlarımızı tarihten silmenin yeni yollarını buluyorlar. Bir örnek vereceğim, İran’dan. Altın silindir üzerinde İlk İnsan Hakları Bildirisini ilan eden Kuruş için UNESCO tarafında 29 Ekim (MÖ.535) Dünya Kuruş Günü olarak kabul edildi, internette kartları var. Aşağıya aldım. Ama Kuruş’un yanından tek eşi Anahida okus pokus oldu!

Ben de neden İran gezimde ana kraliçe Semiramis ve kızı Artemis heykellerini göremedim, diye merak ediyordum. UNECO korumasına alınan çok anıt var, ama kadınlar yok!

Kuruş hakkında başka dezenformasyonlara da rastladım; “Türkleri sevmezdi” diyenlere rastladım. Oysa Medlerle Persleri (Ay inanışlılarla Güneş İnanışlıları) bileştiren ilk kraldır ve şu anda Türk bayrağımızda bu birliğin işaretleri var. Başka örnek; Tebriz’de Azeri şair Haydar Baba (Bahtiyari) heykelini de uzun zamandan beri tamirat var diye halka kapatmışlar, göremedik. Jean Paul Sartre bile sağlığında onu ziyaret etmişti. Biz

Bahtiyari’nin kabrini bile ziyaret edemedik.

Halka kapatmak bazen aleyhinde imaj yükleyerek olur, böylece ışık saçan insana kendini kapatırsın, ondan ışık/ruh alamaz hale getirilirsin. Böyle bir psikolojik harptir bu yaşadıklarımız.

Ne demiş Şamani Oğuz Atalarımız, kötüye bakma, kötüyü konuşma, kötü iş yapma ve gerçeği konuşmaya devam et.

Bugün ben, devam eden 20. Türkiye Korolar Şenliğini dinlemeye gidiyorum. Size de öneririm, insanların birlikte şarkı söylediği konserlere gidin, siz de katılın söyleyin, ışığınız yükselir.

Akıl ışığınızı çoğaltacak güzelliklerle ve güzel kitaplarla buluşmanız dileğiyle

24.5.2015
Mahiye Morgül