Son Dakika Haberler

Piyasa Üstü Kurulları Artıyor; Eğitim, Sanat, Çay…

Piyasa Üstü Kurulları Artıyor; Eğitim, Sanat, Çay…
Okunma : 87 views Yorum Yap

mmorNedir bu “Piyasa Üstü” kurullar?

Piyasa Üst Kurulu diyorlar. Yerli üretimin küresel merkezlere devredilmesine aracı olacak bir düzenleme kurulu oluşturup adına böyle diyorlar.

Londra borsasına, Nevyork borsasına bağımlı olmak demektir… Ulusal (yerli) piyasaların bitişinin ilanıdır.

İşte tütün piyasasının sonuçları ortada. Ne tütün üreticisi kaldı ne yerli tütün kaldı.

Eğitim Piyasası Üst Kurulu 2006’da halktan gizleyerek kapalı oturumda kuruldu… Adını böyle demediler ki kimse anlamasın, Mesleki Yeterlilik Kurumu dediler. İçinde Londra eğitim borsasından adamlar vardı, sertifika ve akreditasyon kurumu kurduklarını söylüyorlardı. İşleri tüm eğitim programlarımızı kaldırıp küresel merkezlerin ihtiyacı olan ekonomiye hizmet eden programlar getirmekti. Amacı buna göre değişen MEB’in işi artık Nevyork borsasına para kazandırmaktır, yani MEB’nın işi onlara taşeronluktur.

Şimdi sanatçılar isyanda, toplanıp duruyorlar. Hazırlanmış TÜSAK yasasını, Sanat piyasası üst kurulu demektir, önlemek istiyorlar. Endişelerinde yerden göğe haklılar.

TÜSAK yasasıyla piyasaya atılacak olan sanat kurumları içinde sadece Devlet Tiyatroları, Opera Bale ve Senfoniler yok, TRT ve Kültür Bakanlığının bünyesindeki, en kaliteli müziği halkımıza sunan bütün korolar, Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ve Çoksesli Korolar var. Hepsi tuz buz olur. Bu sanat kurumları sokakta gezici çadır tiyatrosu gibi çalışmazlar. Böyle yaşayamazlar, yani sanat ölür.

TÜSAK Yasası bir ek yasadır. 2006/5544 sayılı MYK yasasının ekidir. Yani Eğitimi parçalayarak, diplomaları kaldırıp sertifikalı kurslar sistemine çeviren piyasa yasasıdır. Kamucu eğitimi sosyal Anayasaya uygunluk ilkesini yok eden yasadır, onun için kapalı oturumda halktan gizli geçirilmiştir. TÜSAK Yasasıyla Sanatı ve Sanatçı eğitimini piyasaya atacaklar, bu da son kırıntıları kalan Sosyal Anayasamıza aykırıdır.

Piyasa Üstü kurulları kurarken bunları halktan gizlemekten maksat, AKP hükümetinin geçirecekleri piyasacı anayasaya karşı halkın ayıkmasını engellemektir. Tıpkı terörist başıyla yaptıkları görüşmeleri aldıkları buyrukları halktan gizlemeleri gibi. Hatta diyebiliriz ki, verdikleri sözü tutmadıkları zaman PKK Doğu Anadolu’da dehşet saçıyor, insan avına çıkıyor.

Benzer şekilde Londra borsası da kendisiyle yapılan kölelik sözleşmelerini geciktirdiği zaman hükümete dişlerini gösterir, türlü yollarla “Seni ısırmamı istemiyorsan Türk milletinin şah damarından ısırmamı geciktirme…” der.

Dünya Borsaları dünya halklarını kansız dermansız bırakırlar, kan emicidirler. Londra ve Nevyork borsaları paraya tapanlar tarikatının iki kıblesidir.

Çay üreticisine Londra borsası taa 1954’de takmıştı kafayı, “Avrupa çay piyasasında İngiliz egemenliğini korumanın yolu Rize çayının kalitesini düşürmekten geçer, Menderes hükümeti kart yaprak alımlarına göz yumarsa hem de seçimi garantilemiş olur” demişti. Yeni Menderes buldular, hem de Rizeli, artık yaş çay alım fiyatını da Londra belirleyecek, emirler bununla kalmayacak, Türk insanı katkılı kaçak çay içecek, çay tarlalarını da kapatacak.

Önceki gün başı kapalı bir genç kızımızın siyah tişörtünde büyükçe Londra ve Newyork yazıları vardı. İman tahtasının üzerinde bu iki kıbleyi reklam etmenin beyin altımıza ne işlediğinden haberi yoktu. İzah ettim, hak verdi bana, bir daha giymeyecek. Ancak binlerce genç küresel merkezlerden beyin altına işlenen yeni kıblelere yönünü dönmüş haldedir, ben sadece tehlikeye dikkati çekebilirim, bunu önlemek beni aşar. Demem o ki, tekelci vahşi kapitalizm sadece ele geçirmiyor, kendi tapınak kulelerini de dayatıyor gençlere.

Rizeli yazar olmakla bir görevim daha var. ÇAY Üreticisini bekleyen küresel tehlikeye dikkati çekmek istiyorum. Av.Remzi Kazmaz sağolsun, dolaşıp konferanslar veriyor. Çay Piyasası Üst Kurulu yasa tasarısının hazırlandığını anlatıyor. Çay tarlalarının sökülüp yeni çaylıkların kurulması zorunluluğu da getiriyor. Bunun üreticiye yıllara mal olacağını, beş parasız yıllarca beklemek olduğunu köylü çok iyi biliyor. Ancak onların bilmediği bir şeyi ben söyleyeceğim; bu sırada Rize çayı damak lezzetine alışmış olan milletimizin damak lezzeti değiştirilecek!!!

Kaçak çayla yaptıklarını artık resmen Londra Borsasının eliyle yapacaklar. Londra Borsası demek çayda dünya tekeli demektir. Otobüs yolculuğu sırasında size ikram edilen yabancı marka sallama çayı hatırlayın. Otobüs firması hangi yabancı çay tekeliyle anlaşmış ve bakın size ikram edilen salama çayın lezzeti hiç Rize çayıyla aynı mı?

Sigara içenlere bakın, yabancı tütün piyasası nasıl yerli tütünümüzü bitirdi, üreticisini de yok etti? Buyurun, nerede, hangi koşullarda üretildiğini, hangi katkı maddeleri içerdiğini dahi bilmediğiniz sigaralar gibi ne olduğu belirsiz çaylar içeceğiz artık. Göğsünde Londra Nevyork yazan gençler mi içeceği çayın bize neler kaybettirdiğini anlayacak, hiç sanmam.

Sanat Piyasası Üst Kuruluna karşı sanatçılardan bir avuç direnen var. Orkestra Şefimiz İnci Özdil ile ablası besteci Sıdıka Özdil direnişin bayrağını taşıyorlar. Bu hafta Barolar Birliği salonunda Türkiye Sanatçılar Birliğinin kuruluşunu ilan eden bir toplantı yaptılar TÜSAK yasasını meclisten geçirtmemek üzere her türlü eylemle direneceklerini kapanış bildirisine yazdılar. Ancak benim beklediğim MYK ile TUSAK bağlantısı hiç gündeme gelmedi, bu kapanış bildirisini MYK önüne siyah çelenk bırakarak orada yapmalıydılar.

Dizi filmlerde oynayanlar bu mücadelede yoklar, onları oltaya öyle taktılar. Onlar eliyle halkımızın tiyatro ve sinema beğenisi değişiyor, Güzel Türkçe konuşmayı bile unutturdular, neye hizmet ettiklerinin farkında değiller. TRT ve Kültür Bakanlığında çalışan korolar da bu kurumlar kapanana kadar maaş alalım havasında. Konservatuar ve müzik okulları da ciddi bir tepki veremiyorlar. Her kesim bir yolla sindirilmiş halde. Bu toplum nasıl silkinip yeni nesillerine örnek okullar ve örnek kurumlar bırakacak?

“Eskiden Samsun tütünü vardı, tiryakisi onu içerdi, Gelincik sigarası vardı, hanımlar onu içerdi, Köylü sigarası vardı, en yoksulu onu içerdi…” diye anlattığımız gibi, yakında torunlarımıza diyeceğiz ki;

-“Eskiden bir okullarımız vardı, Fen Lisesini bitiren direk Nasa’ya giderdi.”

-“Eskiden bir konservatuarlarımız vardı, dünya piyanistleri çıkardı.”

-“Eskiden bir Kültür Bakanlığımız vardı, TRT Radyolarımız vardı, oradaki korolarda yetişenler başka korolar kurar yönetirdi.”

-“Eskiden Rize çayı vardı, kokusu dış kapıdan gelirdi, dünya kalitesinde bir çaydı.”

Yabancı kumpanyalar girdikçe ülkemizde yerli üretim bitiyor, değil mi?

“ANYA MANYA KUMPANYA”… Alavere dalavere, elini alta üste çevirerek ebe seçtiğimiz oyunu hatırladınız mı?

Biz bu filmi Osmanlı hanedanlığı biterken görmüştük!

Yeni bir sömürge imparatorluğu kuruyorlar, tek piyasası olacak, yani KÜRESEL PİYASA ÜST KURULU!

Efendileri böyle istiyor, çünkü, onlara aç köleler lazım!

Değerli İkizdereli kardeşlerim, bacılarım,

Sizi saygıyla selamlıyorum.

Suyunuz için verdiğiniz mücadele kutludur, mübarektir, ibadettir. Onların anlayacağı dilden söyleyeyim, size abdestlik su bile bırakmayan şu paraya tapan tarikatlara karşı verdiğinizi mücadelede Allah sizinledir. Hepinizin gözlerinden öpüyorum, kutlu davanızda başarılar diliyorum. Şimşirli camisinin kündekari ahşap sanatının ustası ellerinizden öperim.

Sadece suları elimizden almıyorlar, çayınızı da alıyorlar. Yukarıdaki yazım tüm Rizelileri özellikle de İkizdere köylerini yakından ilgilendiriyor.

Buranın Romalılara karşı direniş mücadelesi tarihe geçmiştir. Oğuz oğullarının KUREYSİ (Kor Oğuzi)) ABA adında saklı olan, Sezar’ın yağmacı 1800 askerini burada alt eden Bedri-Analı abaların, Amazon bacıların yurdudur İkizdere. Buranın kökünü kurutmak istemelerinin nedeni var, burada batılı sömürgecilerin tarihten kalma kuyruk acıları var.

Su uyur düşman uyumaz ve uyumadılar, geldiler. Biz de uyanık olacağız, vermeyeceğiz!

9.6.2014

Mahiye Morgül