Son Dakika Haberler

4+4+4=Olmamalı Neden Kesintili Zorunlu Kesintili Neyi Amaçlıyor. Mustafa Yetiş

4+4+4=Olmamalı Neden Kesintili Zorunlu Kesintili Neyi Amaçlıyor. Mustafa Yetiş
Okunma : 135 views Yorum Yap

EĞİTİM BİR BÜTÜNDÜR BÜTÜNÜ GÖRMEYEN ANLAYIŞ PARÇALARI GÖREMEZ

Milli Eğitim politikalarında önemli bir uygulama bulunan, kesintisiz 8 yıllık eğitimin, ülke genelinde oluşturduğu memnuniyetsizlik ve sosyo-ekonomik ve sınai hayatta karşılaşılan başarısızlığın sonucunda, halkta bu sisteme karşı oluşan bari kesintili olsun tepkisi de dikkate alınarak, geliştirilen yeni eğitim sistemi bulunan 1+4+4+4, düşünülen faydaları yanında, ülke genelinde yeni ve çok tehlikeli gelişmeleri de bünyesinde taşımaktadır.

AK Parti, zorunlu eğitimi 4+4+4 şeklinde kesintili olmak üzere 12 yıla çıkartan yasa teklifine kamuoyundan gelen “Kızlar 10 yaşında okuldan alınacak. Genç gelinlerin sayısı artacak” eleştirilerini dikkate aldı. Teklife “kız öğrenci” ayarı yapılarak zorunlu eğitime dışarıdan devam etme hakkının 8 yılın sonunda verilmesine karar verildi. Böylece kızlar ne olursa olsun en azından14 yaşına kadar okula devam etmek zorunda kalacak.

AK Parti grup başkanvekillerinin imzasını taşıyan zorunlu eğitim yasa teklifi Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nda görüşüldü ve alt komisyona havale edildi. Alt komisyonda, kamuoyundan gelen eleştirileri de dikkate alarak teklif üzerinde değişiklikler yapılacağı bildirildi. Teklifin öncelikli olarak “İlköğretim birinci kademe sonrasında hangi açık öğretimle ilişkilendirileceği ve zorunlu eğitim kapsamına alınacağı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir” hükmü değiştirilecek. Yapılacak düzenleme ile öğrencilere zorunlu eğitimi açık öğretim yolu ile tamamlama şansı ilköğretimin ikinci kademesinden sonra verilecek.

Öğrenciler şu anda olduğu gibi 8 yıl boyunca okula gitmek zorunda kalacak. Bir çocuk 14 yaşından sonra açık öğretim programları ile evinde zorunlu eğitimin geri kalan 4 yılını tamamlayacak. Teklif, üniversiteye girişte önem taşıyan başarı puanının hesaplanması konusunda “Ortaöğretim bitirme başarı notları en küçük 100, en büyüğü 500 olmak üzere ortaöğretim başarı puanına dönüştürülür” hükmündeki 500, 250 olarak değiştirilecek. AK Parti, eğitime başlama yaşının kaç olması gerektiğini de tartışıyor. Teklif 6 yaş olarak öngörüyor.

Eğitim, insanın hayatını sürdürebilmesi, biyolojik ve kültürel mirasını gelecek nesillere taşıyabilmesi için ihtiyaç duyulan bir süreçtir. Bu süreç aynı zamanda insanın kendi varlığını hissettiren ihtiyaçlarını hayattan elde edebilme, bazılarını değiştirilebilme, kendisiyle birlikte yenileyebilme sürecidir.

Eğitilmiş insanın idaresinde sadece duyguları değil, değer hükümleri de söz sahibidir. Sorumluluğu kabul etmek, eğitimli insanların bir özelliğidir. Her kişi iradesiyle oluşturduğu şartlardan ve neticelerinden sorumludur. Eğitim, henüz insanın doğumundan önce şuursuz reflekslerle başlar ve daha sonra şuurlu bir aktivite hâline dönüşür. Böylece insan, yaşadığı çevreyle nasıl başa çıkabileceğinin yollarını öğrenir. İnsanı insan yapan, geçmişinin kültürel mirasını anlama ve gelecek nesillere aktarma da eğitimle olur.

Tabiatı gereği şekillendirici ve yönlendirici olan eğitim, hem en faydalı hem de en tehlikeli bir araçtır. İnsanları ve toplumları hem oldurabilir, hem de öldürebilir. Bu noktalardan insanın en çok ihtiyaç duyduğu ve alâkasız kalamadığı bilgi türü de eğitime ait olandır. Ancak eğitime ait bilgi, fen bilimlerindeki bilgiden çok fazla miktarda subjektif unsurlar ihtiva etmesi noktasında farklılaşır. Çünkü eğitime ait bilgiler, algılaması ve kararları objektif olamayan ve aklından ziyade hisleriyle hareket eden insanı şekillendirmeye çalışır.

Toplumların kültür denizi içinde şekillenen eğitim, çok sayıda farklı model ve standarda sahiptir.

Eğitimciler tarafından oluşturulan yeni modeller de belli kültür havuzunda şekillendiğinden, belli ölçüde subjektif ve izafî normlar içerir ki bu gayet tabiîdir. Bu bakış açısından eğitimin mükemmelliği, eğitim sürecinde kazandırdığı bilgi, maharet, tutum ve davranışlardan ziyade, bu kabiliyet ve davranışlardaki derinlik, nüans ve incelikle ölçülür.

Gelecekteki bir okulu öne geçirecek temel kavram; bilgiyi sunan ve dağıtan öğretmen değil, talebe olacaktır. O da bilgiyi arayıp zihninde inşa eden bir işçi olarak algılanacaktır. “Görme, fark etme ve öğrenme zevki, ödev duygusuyla, not korkusu ve disiplin cezasıyla geliştirilemez” düşüncesi zihinlere yerleşecek ve insanlar, çocuklarına bir şeyler öğretme yerine, onların bu zevklerini geliştirecek, uygun öğrenme ortamları ve arkadaş çevreleri tesis etmeye öncelik vereceklerdir.

Bir okuldaki intizam ve itaata bağlı disiplin, eğitimin kaliteli ve mükemmel olduğunun göstergesi olmaktan çıkacaktır. Bunun yerine, öğrencilerin tasarım maharetleri, ortak akıl üretme kabiliyetleri, problem çözme istidatları, faziletli ve ahlâklı kazanmaları eğitimin kalitesini ölçmede kullanılacaktır.

Eğitim, öğrencilerin beyinlerine bilgi yığınlarını istif etme işlemi değildir. Bilginin önemli veya güç sağlayıcı bir vasıta olması, onun hayattaki kullanılabilirliği ve geçerliliği ile bağlantılıdır. Sadece belli isimleri, rakamları ve gerçekleri sunan istatistikî bilgi ve tanımlardan ibaret bir derginin faydalılık katsayısı ne ise, sadece tanımların ve isimlerin öğretildiği eğitimin kalitesi de odur.

Bilginin kullanılabilirliği, onun özünü oluşturur. Bu noktaya bir hadîste şöyle işaret edilir: “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.” O hâlde bilgi sahibi olurken, onun ne işe yarayacağı, doğrudan mı, yoksa dolaylı mı fayda sağlayacağı farkedilmelidir. Öncelikle insanın kendini tanımasına, keşfetmesine ve geliştirmesine yarayan bilgiler, birinci derecede hayatî ehemmiyete sahiptir. İkinci önemli şey; talebenin olmasını arzu ettiğimiz model-insan tiplerinin arasına konulmasıdır.

Kısacası, 21. yüzyıl her alanda 20. yüzyıldan farklı olacaktır. Bilhassa bilgi teknolojisindeki niteliğe yönelik hızlı gelişmeler, şimdiden aileden eğitime ve iş dünyasına kadar pek çok şeyin yeniden tanımlanmasına ve düzenlenmesine yol açmıştır. Bu değişimlerin en çarpıcı tesirleri, eğitim sistemlerinde hedeflenen insan prototipinde, ayrıca bilimin konu, metot ve yaklaşımlarında gözlenecektir. Umulur ki, biz de bu değişimden nasibimizi müsbet yönde alır ve gelecek yüzyılın sözü dinlenen ülkelerinden biri oluruz. E.B.

Allah’ın isimlerinden biri olan “Rabb” kavramı ise lügatte; sahip, mâlik, kendisine itaat edilen efendi, düzene sokan, tedbir eden (yöneten, müdebbir), nimet veren, koruyan-gözeten (mevlâ) ve terbiye eden (mürebbî) anlamlarına gelir.

Bu kısacık etimolojik değerlendirme göstermektedir ki, “Rabb” ve “terbiye” kavramları arasında önemli bir anlam yakınlığı mevcuttur. Elmalılı Hamdi Yazır, Fatiha sûresinin tefsirinde “Rabb” kavramı üzerinde geniş olarak durur ve bu kavramın anlam boyutlarını dile getirir. Ona göre “Rabb” kavramı sadece “terbiye eden” anlamında değil, “hâkim olma, ihsanda bulunma, kontrolü altına alma, tasarrufta bulunma, öğretme ve yol gösterme, yükümlülük ve sorumluluk yükleme, emretme ve yasaklama, teşvik ve uyarı, lütufta bulunma ve gönül alma, paylama ve azarlama… gibi eğitim için gerekli olan bütün şeylere sahip, güçlü, mükemmel ve kusursuz olan bir terbiye edici demektir. Bundan dolayı sahip ve mâlik olma anlamına da gelir. Meselâ hâne sahibine ‘rabbu’d-dâr’, bir sermayenin sahibine de ‘rabbu’l-mâl’ denir.”

Öyleyse, zaman zaman hepimizin zihnini meşgul eden “Nasıl Bir Eğitim” sorusuna bir cevap bulduğumuzu zannediyorum:İnsanı bedenî ve ruhî, maddî ve manevî diye ikiye bölmeden, iki kanatlı kuş gibi bir bütün olarak gören ve onu bu bütünlüğü içinde değerlendiren bir eğitim.İnsanı insan yapan niteliklerin öne çıkarıldığı, “insan”lık bilincinin canlı tutulduğu,Öğrencilere bu felsefî ve ahlâkî alt yapının kazandırıldığı bir eğitim.İnsana, yeteneklerinin ne kadar fazla ve onları geliştirmeye ne kadar yatkın olduğunu öğreten ve bu zihinsel ve fiziksel gelişime uygun ortamı sağlayan,Bir insan yetiştirmeyi, “bütün insanlığı diriltmek, bütün insanlığı kurtarmak” olarak gören ve bu bilinci hedefleyen E.U.

Eğitim sistemimizde ara amaçlar olmamalıdır. Okul öncesi eğitim beş yaşına indirilmiş olmaktadır. Yine farkına varılmadan kas ve kemik gelişimi tamamlanmadan 60 aylık çocuklar ilköğretime başlayacaktır. Bu ilköğretimin dört yılında sorunların çıkmasını sağlayacaktır. O ilk dörtten sonra belirsiz bir mecraya yol açılmaktadır. Dikkat etmemiz gereken husus şekilcilikten biçimsellikten çok içeriğin bilimsel ve çağçıl normlar taşımasıdır. Talim terbiye kurulunun ürettiği müfredat programları mutlaka everensel normlar içermelidir. Hangi bilgiyi hedefliyor olursanız olunuz pozitif bilimleri dışlayarak bir felsefe yada norm oluşturmanız mümkün değildir. Burada şöyle içinden çelişik yaklaşımlardan kaçınılmalıdır, nasıl olsa yeteri kadar eğitilmiş insanımız var bundan sonra ara elemana niteliksiz ve ucuz iş gücü oluşturma felsefesi asla güdülmemelidir.

Unutulmamalıdır ki eğitim hem en yüce değerleri oluşturur yanlış yapılırsa en olumsuz davranış anlayış ve değerler en yüce ve insani değerler yerine geçebilir.Ayrıca çok partili rejimden beri ısrarla eğitim sistemi yap boz değiştir kötüleşsin ilke ve değerleri üretmektedir. Bu yap boz modelini uygulayanlarda en çok kendi kurdukları eğitim sisteminden şikayet etmektedirler. Muhtemeldir ki bu yap boz modelinden sonrada koro halinde top yekün sistemi eleştireceklerdir. Yüzde yüz eminim ki bu karmaşık dağınık anlamsız artılama sistemi yeni bir ucube yaratacaktır.

Zorunlu egitimin 12 yıla çıkarılması bence cok isabetli bir amaçtır. Bu amacın içine başka düşünce ve ara amaçlar konulması zorunlu eğitimi sayı ve katle anlamında geliştirmekten çok nereye varacagı belirsiz bir süreç dogurmaktadır.

4+4+4 modelinden vaz geçilmelidir bakınız 12 sayısı bu sayılardan ve gereksiz toplamalardan daha anlamlıdır.

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki günümüzde okuma ve anlama kabiliyetini en iyi geliştiren Yeni Zelandalılar, matematiği en iyi öğretip kullandırmasını bilen ve yabancı dili öğretmede ve öğrenmede en başarılı olan Hollandalılar, fen bilimlerini teknolojiye en iyi aktarıp uygulayan ve bunu en iyi öğreten Japonlar, lise seviyesinde en başarılı ve kaliteli eğitimi veren aynı zamanda en kaliteli öğretmen yetiştirmede dünyada tek ülke Almanlar, üniversite seviyesinde özellikle lisansüstü eğitimde ve sanat dalında en iyi öğretimi veren ABD, dünyada ilk sırada yer alan ülkelerdir.

Derleyen Hamza Mustafa Yetiş