Son Dakika Haberler

“Disiplinler Arası Boyutlarıyla Türkiye’de Ayrımcılık, Nefret Söylemleri ve Nefret Suçları” Konferansı Sonuçlandı

“Disiplinler Arası Boyutlarıyla Türkiye’de Ayrımcılık, Nefret Söylemleri ve Nefret Suçları” Konferansı Sonuçlandı
Okunma : 94 views Yorum Yap

Kemeruni
Dünyada ve ülkemizde yapılan ayrımcılık, nefret söylemi ve nefret suçlarının medyadaki yansımaları, hukuksal ve psikolojik perspektifi, LGBT ve yabancı öğrencilerin deneyimleri, feministlerin ağzından kadına yönelik şiddetle mücadelede sığınma evlerinin yeri, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’ndeki “Disiplinler Arası Boyutlarıyla Türkiye’de Ayrımcılık, Nefret Söylemleri ve Nefret Suçları” Konferansında geniş çaplı şekilde ele alındı.
Dünyada ve Türkiye’de “ayrımcılık”, “nefret suçları” ve “nefret söylemleri” konularında toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlayan “Disiplinler Arası Boyutlarıyla Türkiye’de Ayrımcılık, Nefret Söylemleri ve Nefret Suçları Konferansı”, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nde 14 Nisan Perşembe günü gerçekleşen ile üç farklı oturumda gerçekleşti. Konferansta, uzmanlar akademik görüşlerini, STK temsilcileri ile ayrımcılığa ve nefret söylemine maruz kalan kişiler ise tecrübelerini paylaştı.
Toplumlarda ayrımcılık, kişisel kimliklere göre grupsallaşmak ve ötekileştirerek nefret söylemlerinde bulunmak dünyanın ve ülkemizin hala aşılamamış sorunlarından biri iken İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nde kişilerin etnik kökeni, dinsel inancı, cinsel tercihi ve hayata dair bakış açısına yaklaşımların nasıl olması gerekliliği farklı açılardan ele alındı. Bünyesinde farklı uyruktan öğrenci ve öğretim görevlileri barındıran İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’ndeki konferansın birinci oturumunda, toplumdaki ayrımcılık ve nefret söylemlerini, öğretim görevlileri Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar’ın hukuksal perspektif açısından, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Harma konunun psikolojik yansımaları, Hrant Dink Vakfı’nda Pınar Ensari ise medyada ayrımcılığın yeri ve etkisi hakkındaki yorumlarıyla ele aldı.
Türkiye’de spesifik konularda yapılan ayrımcılıkların konuşulduğu ikinci oturumda Berna Ekal, “feminist bir kurumdan devlet kurumuna, kadına yönelik şiddet ve sığınakların yeri” konulu bir konuşma yaparken, Sosyolog Çağlar Özbek Türkiye’de LGBT hareketi ve örgütlülük, Sosyolog Tuba Demirci Yılmaz Türkiye’de yabancı ve mülteci olmanın yansımaları ve ayrımcılık üzerinden değerlendirmelerde bulundu.
Eğitim sistemindeki ön yargılar ve ayrımcılıkla ilgili konularının değerlendirilmesiyle devam eden üçüncü oturumda, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aylin İlden Koçkar’ın katılımıyla okul öncesinde üniversiteye ön yargının kurumsallaşması irdelendi. Almanya’ya göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak yaşadığı ayrımcılık sorunlarının eğitim hayatına verdiği etkileri ve deneyimleriyle anlatan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğrencisi Sinem Mencük, kendi hikayesiyle ayrımcılık mücadelesini dile getirdi. Son olarak uluslararası öğrencilerin gözünden Türkiye’de üniversite yaşamı ve ayrımcılıklar Anas Baraya’nın deneyimleriyle aktarıldı.
Dünyanın aşamadığı sorunlardan biri olan “Ayrımcılık ve Nefret Söylemleri” konusunda farkındalık yaratarak, birçok kişide bilinçlenmeye dair yeni ışıklar uyandıran İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi tüm katılımcılarına katkılarından dolayı teşekkür plaketi verdi.
Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar-Hukuksal Perspektifiyle Ayrımcılık nefret söylemi ve nefret suçları:
“Ayrımcılığın hukuksal boyutu ceza hukuku ve diğer hukuk dalları olarak ikiye ayrılır. Kamu kurumunda yaşanan ayrımcılıklar idari hukuka göre değerlendirilir. Diğer nefret suçları nedeniyle uğranan maddi manevi suçlamalar ise ceza hukukunu ilgilendirir. Zira ceza hukuku korunması gereken durumları korumak için düzenlenen kuralları içerir. Toplumda bütün bireylerin huzur içinde yaşayabilmesi için devletin eşitlik güvencesi vermesi gerekir. Nefret suçlarının cezalandırılmasının temelinde anayasanın temelinde kurulan eşitlik haklarının olması yatar. Ayrımcılık, nefret söylemi, nefret suçları ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmiş midir? Önemli olan bu.
Ayrımcılık konusunda 1926’dan 2005 yılına kadar 80 yıl kanunlar değiştirilmedi. Hakaret ve sövme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme konularında yaptığınız davranışlar suç olarak kabul edilirken, ayrımcılık 2005’ten itibaren suç olarak yürürlüğe girdi. Ayrımcılıkla ilgili bir dava yokken, 350 bin adet. Hakaret davası. Ama ayrımcılığa ilişkin hiç dava yok. Biz ayrımcılığı sadece kağıt üzerinde cezalandırıyoruz. Hayatın içinde yok.
Nefret suçu mağdurun sahip olduğu özellikten gerçekleşiyor. Türkiye’de eşcinsel olduğu için bir oğlun babası tarafından öldürülmesi nefret suçudur. Bağımsız bir nefret suçu yasası çıkarılması gerekiyor. Kağıt üzerinde kaldığı müddetçe bu konuda başarıya ulaşmamız mümkün değil.”
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Harma-Psikolojik Boyutlarıyla Ayrımcılık ve Dışlama:
“Neden ayrımcılık yapıyoruz? Derinliklerimizde rekabetçi ve saldırganız; özümüzde kendi çıkarlarımız için çabalıyoruz. Önyargıdan kurtulmak için ahlakın gerektirdiği temel yapı taşlarına uyulması gerekir. Adil olmak, eşit davranmak, empati kurmanın yapı taşları olması gerekir. Ayrımcılıkla mücadele için erken yaşta insanlar eğitilmeli. İnsanlık suçu kadar önemli bu ayrımcılıkta bir tim oluşturulmadı Türkiye’de. Ancak ortak hedefler kurarak ayrımcı düşüncelerden kurtulunabilir. Yetkin rehabilitasyon yapılması gerekir.”
Hrant Dink Vakfı’ndan Pınar Ensari-Medyada Nefret Söylemi
“2009 yılından beri medyada nefret söylemi hakkında çalışma yapıyoruz. Ayrımcılıkta mücadeleye katkı sağlamak için toplumsal farkındalığı güçlendirmek, konuyla ilgili bilgi vermek, kavramla ilgili bilgi üretmek temek amacımız. Sistematik medya izliyoruz, gazeteleri tarıyoruz, kelimeler üzerinden inceliyoruz. Medyada en sık gördüğümüz nefret söylemi kategorileri: abartma yükleme çarpıtma, küfür-hakaret-aşağılama, düşmanlık-savaş söylemi, simgeleşme… Tarihsel geçmiş, gündemin etkisi, değişmeyen gruplar, potansiyel bölücüler hakkında nefret söylemleri ve ayrımcılıklar oluşturuluyor gündemde. Medyada hakkında en fazla nefret söylemi üretilenler Yahudiler, Ermeniler, Hristiyanlar ve Kürtler. “Biz ve onlar” karşıtlığı yaratılarak, düşmanca yaklaşımlar, kimliğine göre yakıştırılan sıfatlar, kelime oyunlarıyla kinayelerde bulunuyor. Editöryel düzenlemelerle, daha fazla dikkat çekebilmek için bu tarz ayrımcı başlıklar atılma gereği duyuyor medya. Köşe yazılarında ise haberlere göre daha fazla ayrımcılık yapılıyor.”
Berna Ekal-“Feminist bir kurumdan devlet kurumuna, kadına yönelik şiddet ve sığınakların yeri”
“Sivil toplum tarafından işletilen üç tane sığınak var Türkiye’de. Feministlerin kendileri için tuttukları kayıtlardan hem de mor çatıya ait sığınıklardan bir alan araştırması yaptım. Kadına yönelik şiddette artan bir gelişim ve bilinçlenme var. Medya da bu konuda ilgi çekici çalışmalar yaptı ve sığınaklara ilgiyi artırdı. Sığınakların temel maçı şiddete uğrayan kadınlara sahip çıkmak. Şiddet hiyerarşik ilişkilerden kaynaklandığı için kadınlar sığınağa geldiğinde o hiyerarşik olan ortamdan ve eşitsizlikten kurtulup yeniden düşünmeye, hayatını sorgulama yönlendiriliyor.
Kadınlar hayatlarının bir kısmında şiddete maruz kalmaya göre düzenliyorlar; örneğin sokakta dolaşmıyorlar vs. Sığınaklar ailelerinin sahip çıkmadığı kadınlara devletin sahip çıktığı yerler olarak algılanıyor. Sığınakların kadınların şiddet karşısında güçleneceği yerler değil ailelerin istemediği zamanlarda gideceği yerler olarak algılaması bilinç altlarına yerleşiyor.
Aileleri destek veren kadınları çok nadir sığınağa geliyorlar. Kadın sığınaklarında hiyerarşik bir ilişki kurulmaması için anne-abla-teyze gibi terimlerinin kullanılmamasına dikkat edilir. Devlete ait sığınaklarda da bir anlamda her arzunun gerçekleşememiş olması durumu var; çünkü devlet görevlileri de bir noktada aile gibi koruma amaçlı kısıtlıyorlar kadınları. Sığınaklar anlamsız değil ama yine kamu kurumu olarak aile olmak fikrini benimseyerek davranıyorlar.”
Araş. Gör. Sosyolog Çağlar Özbek-LGBT Ayrımcılıkla Mücadelinin Kamusallığı: Türkiye’de LGBT Hareketi ve Örgütlülük
“Ayrımcılığı besleyen devlet kurumları gibi gözükürken destekleyen de devlet gibi gözüküyor. Dünyanın birçok yerinde LGBT bireyler ayrımcılığa maruz kalıyorlar. LGBT’lerin ilk örgütlendikleri yerler barlar, restoranlar ve kafelerdir. LGBT’lerin aktif olarak gitmesiyle LGBT mekanı olmuşlar. Özellikle Berlin, 1940’lardan sonra dünyanın LGBT merkezine dönüştü. Dilde örgütlenme yapıldı.
Türkiye’de LGBT hareketi 1970’li yıllardan itibaren ivme kazandı. Dernekleşebilme süreci ise 2000’li yıllardan sonra gerçekleşti. Bu hareketin uzmanlaşmasıyla birlikte kendi içerisinde bir ayrışma da oldu. Üniversite öğrenci kulüplerinde LGBT’lerin sayısı arttığı için devamlı kapatılıyor. İlk resmi kulüp Galatasaray Üniversitesi’nde. Onur yürüyüşleri artık daha kalabalık yapıldığı gibi ebeveynlerinde katılımıyla gelinen hareket daha fazla temsiliyete kavuşmuş durumda. “Biz varız”dan öteye geçilip farklı taleplere dahi varıldı.”
Sosyolog Tuba Demirci Yılmaz-Türkiye’de Yabancı Ve Mülteci Olmak
“Türkiye’de üç buçuk milyon mülteci bulunuyor. Mülteciler evlerini, işlerini, hayatlarını arkalarında bırakarak o göçü gerçekleştiriyorlar. Dünyada her dört dakikada bir kişi mülteci haline dönüşüyor. Dünyada 50-55 milyon kadar mülteci var ve yüzde 80’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Türkiye Afrika ve Orta Doğu ülkelerinden üçüncü ülkelere transit göç güzergahı. Bugün Türkiye’de her bin kişiden 11-15’i mülteci. 3 buçuk milyon Suriyeli mülteci var. Mülteciler kaçış öncesinde ve sırasında cinsel taciz, tecavüz, işkence, tutuklanma gibi şiddete maruz kalıyorlar. Suriyeli mültecilerin yüzde 85-88’i mülteci kampları dışında yaşıyor. Coğrafi konum itibariyle en uzun sınırın bize olması bu rakama çok etki ediyor. 22 kampta 250 bin civarında insan yaşıyor.”