Son Dakika Haberler

ETRAK-I Bİ İDRAK TÜRKLER. Davut Altınbaşak

ETRAK-I Bİ İDRAK TÜRKLER. Davut Altınbaşak
Okunma : 141 views Yorum Yap

davut_1Eski Osmanlı’nın başına Yeni ekleyerek yepyeni hayallere yelken açıp; Kılıç zoruyla Arapların elinden alınmış ve kabul görmesi bir tarafa Müslüman coğrafyasının nefretini kazanmış Osmanlı Halifeliğini, Hilafetini canlandırabilmeyi hayal etmek nasıl bir mantığın hesabıdır bilinmez ! ” ESKİYE RAĞBET OLSAYDI BİT PAZARINA RAHMET YAĞARDI ” diye, muhtemelen Osmanlı’nın kendinden kalmış olması muhtemel Atasözü bizlere çok şey anlatmasına anlatıyor da; bu Yepyeni Osmanlı sevdalıları için birşey ifade etmiyor olsa gerek. Oysa Osmanlı taa o zamanlardan “ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ ” diyor, eskide takılıp kalınılmasın,peşinden de ” GEÇTİ BOR’UN PAZARI SÜR EŞŞEĞİNİ NİĞDE’YE ” diyerek nasihat ediyor. Eşşeği Niğde’ye sürdürürken sanki bir; sürün koyunlarınızı ileri havası var, hani şu ünlü şairin dizelerindeki “Ak Tolgalı Beylerbeyi haykırır ya İLERLE ” diye, işte öyle bir şey ! Atasözleri geçmişin tecrübe süzgeçinden geçerek ortaya çıkan doğruları hatırlatan önemli sözler olduğu öğretildi bizlere daha ilk okul sıralarında, belki dinleyip nasihat alacağımız umularak …

Her neyse dönelim yine şu bizim meşhur eski Osmanlı’ya; kimdir bu Osmanlı,neler yapmıştır, başarmıştır da günümüzde bile hala gündem konusu olabilmektedir. Aslında Osmanlı dönemi, ilkelliğiyle, geriliğiyle ve insancıl olmayan uygulamalarıyla Türk ulusunun tarihini her zaman gölgelemiştir. Bir imparatorluk düşünün, bağrından koptuğu halktan utanarak onu inkar eden, ordan burdan aldığı süslü kelimeleri  konuştuğu dile ekleyerek kendine ayrıcalıklı bir dil yaratan ve yarattığı bu dil yüzünden savaştığı bir başka Türk boyunun hakanı tarafından aşağılanıp alay edilen, güç sahibi olabilmek adına yüzlerce yıllık töresini değiştirmekten çekinmeyen bir hanedanlık ! Burada önemli bir konuya değinmeden geçerek haksızlık etmeyelim; Türk halkını oluşturan asıl kütle hiç bir zaman Osmanlı’lık vasfını üzerine almamıştır. Anadolu halkı, saray ve saray etrafında toplanmış zümreye Osmanlı demiş ve kendini daima onun dışında tutmuştur. Merakımız celbediyor birden Osmanlı’nın Seceresine bakıyoruz öyle ya konumuz Osmanlı olunca ! Oğuzların Bozok kolundan Babası; Gün HAN, Dedesi; OĞUZ HAN olan KAYI HAN ( Kuvvet ve Kudret Sahibi anlamında ) bu  boyun ilk atasıdır diye yazadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz, her ne kadar son Osmanlı padişahının bu konuda ne hissettiğini bilmesekte …

Kurucu Osman Bey sonrasında Orhan Bey’in üç eşi de yabancı uyrukludur dolayısıyla Osmanlı hanedanlığı Türkmen, Bizans ve Sırp kan bağlarından doğan çocuklarla devam eder. Bizans ile çok iyi anlaşan Türkmen boylarından olan Osmanlı; Türkmen ve Bizans temelinde kurulmuş bir devlettir. Devletin temelleri atılırken kesinlikle Müslüman -Hıristiyan diye bir ayrım yapmamış. Hatta aralarında oluşan büyük bir güven ortamından kaynaklı Osman Bey ve çevresinin yaz aylarında yaylaya çıkarken mallarını Rumlara teslim ettikleri rivayetler günümüze kadar ulaşmıştır. Kuruluş aşamasında Osmanlı ele geçirdiği Hıristiyan köy ve kasabalarında insanların dini inançlarına karışmayıp, Bizans’ın koyduğu vergilerden daha düşük vergiler alarak halkın sempatisini ve güvenini kazanır. Dönemin güçsüz Bizansı, kendini Sırp saldırılarından koruyabilmek için Osmanlı’ya iyice yaklaşır hatta kurdukları ortak Ordunun başına Orhan Beyin geçmesinde dahi bir sakınca görmez. Sırp saldırlarından korkan birçok Bizans Tekfuru da kurtuluşu Osmanlı himayesine girmekte bulur.

Osmanlı yükselme döneminde Avrupa içlerine yaptığı akınları ve fetihleriyle müslüman dünyasının gönlünde taht kurmuştur. Zamanla sahip olduğu gücü ve saltanatı Türkmen soylu boylara kaptırma korkusuyla; akın ve saldırıların yönünü Avrupa’dan Anadolu’ya kendi halkına döndürür. Yapılan haksız uygulamalar, baskı ve zulüm sonucunda Anadolu halkının;Türkmen boylarının gözünden düşerek onların nefretini kazanır. Tarihin hiçbir döneminde boyun eğip biat etmemiş; Türkmen boyları üzerinde büyük katliamlar gerçekleştirir. Güçlü ve başarılı padişahlar olarak gösterilen Beyazıt, Yavuz ve Kanuni Osmanlı’nın en zalim padişahlarıdır. Anadolu Türkmenlerini ezip yok etme çabaları  saklanarak unutturulmak istenir. Sırf bu sebeplerden dolayı bile denilebilir ki,Osmanlı tarihteki en büyük Türk düşmanıdır ve kuruluşundan itibaren ciddi boyutlarda Türkmen topluluklarına yönelik büyük katliamlar gerçekleştirmiştir.Osmanlı’nın kuruluş dönemlerinde Anadolu halkının büyük çoğunluğu müslümandı ancak Sunni değildi. Türkmenler’in hemen hepsi hatta Osmanlı’nın içinden çıktığı Kayıların büyük bir bölümü dahil olmak üzere bildiğimiz Aleviydi; Osmanlı imparatorluğa dönüşmeye başladığı Yıldırım Beyazıt döneminde  Sunniliği tercih etmeye başlamıştır. Türkler müslümanlığı hiçbir zaman bağnazlığa varan bir sunnilik olarak kabullenmemiş öteden beri kadınıyla ve erkeğiyle büyük ölçüde eşit bir yaşam tarzı süre gelmişlerdir. Osmanlı bu temeller üzerine yükselirken Hıristiyan tebasıyla iyi anlaşan ancak Müslüman, Alevi ve Bektaşi Türkmenler tarafından sevilmeyen bir devlete dönüşür.

Timur; Ankara savaşında Beyazıt’ı yenip Esir aldığında Osmanlı büyük bir yıkıma uğramıştır.Timur’da Zalimdir ancak Anadolu halkı biraz olsun rahatlamıştır. Timur’un savaşı kazanmasının en büyük sebebi olarak Anadolu Türkmen boylarının,Timur saflarına geçerek Osmanlı Ordusu’nun sağ ve sol kanatlarını çökertmesi gösterilir. Böylece Anadolu Türkmen halkı yaşadığı baskı, zulüm ve eziyetlerin intikamını alır. Tarih sahnesine bir Türkmen Beyliği olarak çıkan Osmanlı, kendi soydaşlarına yaptığı zulümlerin ceremesini çekerek yıkılma noktasına gelmiştir. Ne acıdır ki Osmanlı Padişahı Beyazıt’ı soydaşları savaş alanında terkeder, padişahı savunmak, gavur dönmesi diye tabir edilen çoğunluğunu SIRP asıllıların oluşturduğu Yeniçeri askerlerine kalır. Sırp dönmesi Yeniçeriler; Osmanlı Padişahının sonuna kadar yanında kalarak savaşırlar ve hemen hemen hepsi kılıçtan geçirilerek öldürülür.

Osmanlı;Türkmenleri Askere alıp Tımarlı Sipahi olarak kullanır; fakat hiçbir zaman ordusunun temelini oluşturan Yeniçerilerin arasına sokup görev vermez. Resmi tarihciler, Yeniçerileri devşirmelerden oluşan bir Orduydu diye kestirip atsalarda; asıl gerçek hanedanlığı diğer TÜRKMEN soylu ailelere kaptırma korkusudur. Bu yüzden özellikle devletin üst kademelerine ve Orduya Türkmen soylu halkın katılımını engellenir. Bu amaçla yöneteci devlet adamı ihtiyacı, İmparatorluğun Avrupalı gayri müslüm tebası arasından 7 yılda bir her bölgeden en az 40 kişi olacak biçimde,12-15 yaş arası, sağlıklı ve akıllı çocukları zorla ailelerinden koparıp, ENDERUN ve YENİÇERİ Ocaklarında yetiştirerek uzun yıllar karşılanmıştır. Bu Ocaklardan yetişerek üst düzey paşa, vezir, sadrazam vs. derecelerine ulaşarak görev yapan bir çok devşirme, yaşadıkları her şeyin her acının intikamını, imparatorluk halkının asli unsuru olan Türkmenlerden çıkarmışlardır. Osmanlı tarihi bunların örnekleriyle doludur, içlerindeki en meşhur olanı; Hırvat asıllı ” KUYUCU MURAT PAŞA ” dır. Enderun mektebini bitirdikten sonra çeşitli üst düzey görevlerde bulunan Kuyucu Murat acımasız, gaddar, zalim kişiliğiyle ün yapmıştır. 1606,1607 yıllarında Anadoluda cıkan Celali isyanlarını bastırılması sırasında; ele geçirdiği isyancıları ölü veya diri olduklarına bakmadan açtırdığı derin kuyulara gömdürmesi ona Kuyucu lakabını kazandırır. Yıllar yılı Anadolu’da; insan kellelerinden yaptırdığı piramitler, bir korku hikayesi olarak anlatıla gelmiştir. Celali isyanına destek veren herkesi öldürmeyi kendine amaç edinen bu azılı Türkmen düşmanı zalim, ele geçiremediği isyancıları güzel vaatlerle kandırarak yakalayıp öldürtür. Bir rivayete göre Antalya’da öldürdüğü Alevi Türkmenlerin kemiklerini Murat Paşa camisine temel yapmıştır. Ünlü Tarihçi Hammer; Kuyucu Murat Paşa’nın yaptığı katliamın boyutunu şöyle açıklar;

_” Osmanlı’lar tarafından 20 kadar cellad,takım takım getirilen esirleri idam etmekle uğraşıyorlardı. Sadrazam’ın çadırı önünde yirmi bin asi kellesi yığınlarından, insan boyu yüksekliğinde tepeler yükselmişti. Yok edilen insan sayısı yüz elli beş bini bulmuştur.” Osmanlı tarihi yazmakla bitmeyecek Türkmen, Kızılbaş katliamlarıyla doludur. Konuyla ilgili olarak Osmanlı’nın zulmünden ve yok olmaktan kurtulmak isteyen bir çok Alevi, Kızılbaş,Türkmen aşireti, o günlerden başlayarak kendilerini Kürt olarak adlandırır. Bu katliamlar yapılırken, özellikle Şafii Kürtlerin kullandığını İdris-i Bitlis-i yazmış olduğu “Selim Şah Name” adlı kitabında bahseder.” Çoğunluğu Şafi olan Kürtler, Sunni Türkmenler’den daha çok Kızılbaş düşmanıdır.” Şafii Kürtler Kızılbaş olan Şah İsmail korkusuyla Osmanlı’ya biat ederek yardım ederler. Bu yardımlar karşılığında bir çok ayrıcalıklar elde ederler. Ortadan kaldırdıkları Türkmen Alevilerinin,Kızılbaşlarının malı, mülkü ve toprakları Padişah tarafından Kürt beylerine hibe edilirken, günümüze değin uzanan Kürt feodalitesinin de temelleri atılmış olur. Yavuz Sultan Selim Yayınladığı bir fermanla 33 Kürt beyine derebeylik verir. Sonrasında Padişah olan Kanuni Sultan Süleyman’da yazdırdığı fermanlarla Kürt Feodalizminin bölgede kalıcı olmasını sağlayarak; bölge halkı topraksız bırakılmış ve günümüze kadar süregelen kölelik düzeni marabalık sistemi yaratılmış olur. Cumhuriyet döneminde bölgenin feodal yapısını değiştirilmek istediğinde Osmanlı’nın yarattığı  Feodal Toprak Ağaları isyan ederek baş kaldırırlar.

İki Oğuz Boyunun bölgede birbirlerine üstünlüklerini kabul ettirme güdüleriyle  başlayan çekişmeler; temeli o dönemde atılan mezhepsel katliamlar günümüzde halen devam etmektedir. O dönemlerde Camilerde verdirilen vaazlarla insanların özellikle Şafii Kürtlerin beyinlerini yıkanır; cennette gidebilmenin yolunun Kızılbaş Türkmen öldürmekten geçtiği öğretisi beyinlere kazınır. Bu yolda en az 5 Kızılbaş öldürmek caizdir! Bu sayı Kürt asıllı Ebusuud efendi tarafından verilen fetvalarla 7’ye kadar çıkarılmıştır. Bütün bu eziyet, zulüm ve işkenceden yok olmaktan kurtulmak için Türkmen boylarının bir kısmı şafii Kürtler gibi giyinip kuşanmaya başlar. Bunların içinde en önemli olanı Oğuzlar’ın Bozok Kolunun Kayı Boyuna Bağlı; Çoğunlukla Diyarbakır, Silvan, Viranşehir civarında meskun “KARAKEÇİLİ” Aşiretidir. Osmanlı hanedanlığıda boydan çıkmıştır. Aynı aşiret mensuplarından doğu bölgelerinde yaşayanlar kendilerini Kürt; iç anadolu ve batı bölgelerinde yaşayan kuzenleriyse  Türkmen olarak kabulder.

Hanedanlık Türkmenler’e bu muameleleri yaparken, Arapları; İslamla ilk şereflenen ve Hz.Muhammed’in kavmi olduğu gerekçesiyle “KAVM-İ NECİP” olarak kabullenerek bir çok ayrıcalıklar tanır! Araplarsa; Osmanlı’yı var eden halkı “ ETRAK-I Bİ İDRAK ” olarak adlandırır.  APTAL-AKIL YOKSUNU-İDRAKSİZ anlamında ! Bu tanım Osmanlı Hanedanlığı, Ricali tarafından da benimsenmiştir. Bu kelimeler kullanılarak Türkmen halk aşağılanır,Türk adı dinsizlikle, kafirlikle bir tutululur, hanedan mensuplarına Türk demek hakaret sayılır. Bu eziyet ve aşağılamalara tepki olarak Ahmet Yesevi’nin kurduğu; İslamı eski Türk Dini ve gelenekleri bütünleştiren tarikatler, Anadoluda halk tarafından çok daha kolay benimsenerek taraftar bulur bu arada Osmanlı hanedanlığı boş durmamış Türkmen Aleviler ve Kızılbaşlar hakkında bugün bile dillerde dolaşan, sırtı kara, mum söndü yalanlarını uydurmuştur. Biat etmeyen dik başlı Türkmen ulusunun, Anadolu’daki asli unsurları olan Alevi, Kızılbaş, Bektaşi Türkmenler Hanedanlık için çok büyük bir tehdit unsurudur. Bu yüzden hep yok edilmek istenmiştir. Hıristiyanlarla yapmış oldukları evliliklerle kendini devşiren Osmanlı hanedanlığı diğer yandan tamamen Sunnileşerek çok büyük bir güç sahibi olunca, Fatih Sultan Mehmet ile İstanbul’u alarak “Kayzer-i Rum” olarak Hıristiyan dünyasına hükmetmeye,Yavuz Sultan Selim ile “Hilafeti” eline geçirerek İslam coğrafyasına hükmetmeye başlamıştır.

Dünya üzerinde esmeye başlayan Ulusçuluk rüzgarlarının etkisiyle etnik kökenlilerin kendi ulus devletlerini kurarak birer birer ayrılmaya başlamasıyla Osmanlı Hanedanlığının temelleri çatırdamaya başlar. Abdülhamit’in Araplara ve İslamiyet’e dayandırdığı siyaset, Türkçüleri baş düşman olarak görür,Türk’üm demek,Türk’ten söz etmek büyük bir suç oluşturur. Osmanlı Devletinin kamuyla ilgili belgelerinde,1876 Anayasasına değin tek bir Türkçe sözcüğe rastlamak olanaksızdır. Hanedanlık kendini Türk olarak görmediği için, Türkmen halk AZINLIK durumuna düşmüştür. 19’y.y.ilk yarısında hatta sonlarına doğru, Hanedanlığın Türk’e olan yaklaşımı değişmemiştir. Bu sırada ortaya çıkan Jön Türkler; Osmanlı’yı oluşturan diğer uluslar gibi dünya üzerinde gittikçe güçlenen Ulusalcılık akımının yarattığı rüzgarla bilinçli olarak Türk Ulusuna sahip çıkarak kendilerini Türk olarak adlandırlar. Arkasında kendine sahip çıkacak bir Halkı bir ulusu olmayan Osmanlı Hanedanlığı giriştiği en son savaşta (1.Dünya savaşı) ordusunu, dilini dahi konuşamıyan yabancı komutanlara teslim edince kendi kendini yok edecek enb üyük adımı atar. Diğer tarafta KAVM-İ NECİP diyerek ayrıcalıklar tanıdığı Araplar, Hıristiyanlarla işbirliği yaparak Osmanlı’yı ve HALİFE yi arkasından vurmakta bir an tereddüt etmemişlerdir.

Günümüzde görünen, Anadolu Halkı yaşanan büyük acılar ve zulüm sonrası verdiği büyük mücadele ve şavaşlarla yoktan var ettikleri yurdunda kendilerine Etrak-ı Bi İdrak diyen eski mantığın yeni versiyonuyla karşı karşıyadır yine Türk’ü aşağılayan yöneticiler ön plandadır.

Davut Altınbaşak