Son Dakika Haberler

Para var mı Para?

Para var mı Para?
Okunma : 793 views Yorum Yap

Tilki kurnazmış! Hayvanın neyini insanlara benzetiyorlar da bu yargıya varıyorlar bilen beri gelsin. Kargayı kandırıp peyniri kapma masalını mı okumuşlar? Onu bir kalem geçsinler de ilahi okuyanlara baksınlar.

Rab bana hep bana bir kral varmış ne çare ki, 1215 yılında Magna Carta’yı (Latince büyük ferman) imzalamış, kanunlara uymanın kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunun belgesi anlamında bir şey… Günümüzden bakıldığında 805 sene kadar ilkel kalsa bile rab bana hep bana anlayışına yeter diyordu. Ey gidi günler ey, buzdolabı bilem yoktu…

Haberin var mı? Karadenizli deyimiyle ey kot kafalı, öteki tanımıyla nato kafa nato mermer! Henüz araba icat olmadığından duble yollar yoktu ama yine de kral, uymak zorundaydı kanunlara… Mademki vergiyi biz veriyoruz dedi köylüler falan filan, ayağa kalkıp dediler ki, nerelere harcanıyormuş bilelim o zaman…

***
Şu bakteri denilen şeyler var ya, bazıları bayağı bir işimize yarasa da bazıları var ki büyük beladır insanlığın başına… Bir de o virüsler, alayı bir araya gelse gözle görülmezler yine de DNA’mıza kadar işleyip bizi canımızdan ederler. Yalan değil, şaka değil, ispatı ortada; verem, şarbon, frengi, İspanyol nezlesi, hıyarcıklı veba, şimdi de baş belası corona…

İnsanlığı bu belalardan kim kurtardı? Tanrıya yalvarıp yakarma, okunan birkaç dua. (!) Peki, madem öyle, niye o zaman dualarımızı arşa yollayıp tutmasını umacağımız yerde aşı peşinde koşuyoruz? Eşeği sağlam kazığa bağlama meselesi mi? Dua mı önce gelir, sağlam kazık mı? Hipokrat, MÖ 460-370 yılları arasında yaşadığından ne tomografi ne ultrason cihazı vardı.

Hangi bakteri ya da virüs için duydunuz ki insanlara bulaşırken onların renklerine, cinsiyetlerine, dinlerine, mezheplerine, sosyal statülerine, milliyetlerine, yaşam tarzına, fikirlerine, ahlak yapılarına ve benzerlerine bakıp ayırım yapar da öyle davranır? Bakteriler ve virüsler insanlara bulaşırken niye böyle ayırımlar yapmazlar? Tabi ki, akıllı olmadıklarından, düşünmek kabiliyetleri olmadığından…(!) Eminiz ki, Dekart gibi bir filozofları yoktur, “Düşünüyorum öyleyse varım” yargısından bilem yoksundurlar. İşte bunun içindir, insanlar insanlara bulaşırken onların tam tersi olarak bu kavramları ölçü alırlar. Düşünüyorum, o halde kimin üzerine yürüyeceğimi seçerim gibi bir şey işte…

***
İnsan, yani kendi türümüz, maddeyi deşifre edip alet yaptı; buzdolabı, tel dolabı, canlıyı deşifre etti; yapay türler türetti, antibiyotiği keşfedip hastalıklarla savaştı, aşıyı buldu; mesela çiçek hastalığının neredeyse kökünü kuruttu. Ve ne var ki, insanın insana bulaşma meselesine gelince dut yemiş bülbüle döndü. Niye mi? Yanıtı Ruhi Su’nun Irmak şiirinde:
“Ağaç demiş ki baltaya/ Sen beni kesemezdin ama/ Ne yapayım ki sapın benden/ Bak şu ağacın bilincine sen/ Ölen ben, öldüren benden/ Bunca analar ağlayıp durur da/ Akıp gider gelinciklerden/ Kör müdür sağır mıdır bu ırmak/ Ölen ben, öldüren benden/ Her yerde böyle olmuş bu/ Önce dağa, taşa, ağaca söyletmiş halk/ Sonunda sabahın bir yerinden/ Uyanıp kalkmış ayağa ırmak/ Ölen ben, öldüren benden”

Vicdan denilen şeyi acıma duygusuna bağlar kimileri, bir insan kendi başına nedir ki diğer insana acısın? Vicdan dediğin diğerinin hakkını tanımak olmalı… Acıma duygusu gelişmiş insanlar! Kim suladı da bu duygunuz o kadar gelişti? Acımakla beslenen bir ahlak anlayışı, anne sütüyle besleneceği yerde süt tozuyla beslenen bebeğin durumuna benzer, doğal olanı esirgeyeceksin yapay olanla işi halledeceksin. Bu bal gibi bir aldatmaca değil de nedir? Bakterinin, virüsün vicdanı yoktur da insanda olan bu şey niye alengirlidir?

Virüsü fırsata dönüştürüp kamunun tasarrufu üzerinde sörf yapmak hangi vicdanın ürünüdür? Almanya başbakanı bütün çabalarına rağmen günlük ölüm sayısı beş yüzün üzerinde ve durduramıyorum diye ağlarken bizde salgın nedeniyle ölenlerin sayısını gizlemek, gözyaşlarımıza yazıktır biz de dökmeyelim diye midir? Gözyaşından tasarruf etmek yerine başka şeylerden tasarruf etmeyi seçmemek hangi vicdanın ürünüdür? Faizler almış başını gidiyor, kredi kartlarının borcunu ödeyemeyen insanlara bankalar şu kadar faizle taksite bağlarız, şu kadar faizle öteleriz diye mesaj atıyor, haberin var mı taş duvar? Gençler bilmez onlara söyleyin, eskiden sana yağı tüp kuyrukları vardı demek kolay da hadi söyleyin bakalım, eskiden insanların cebinde o dediklerinizden beşer onar taneyi rahatlıkla alacak para da vardı. Virüsün ceremesini halk çekerken, daha beter hale gelen ekonominin yükü halka yüklenirken niye birileri virüsün sefasını sürme hakkını elde ediyor? Kimse kusura bakmasın demiyorum, tersine ortada bir kusur varsa kusurlu olmayanlar onu görsün istiyorum. Hani savaşlarda gencecik çocuklar kırdırılır da, barış zamanı kutlamalar yapılır ya, işte ben bunu hiç insancıl bulmuyorum. Asıl o zaman mateme gömülmek gerekir, bu kadar cana kıymayı nasıl becerdik diye ağlamak gerekir. Bir de bu kadar insanı nasıl bu kadar borçlandırmayı becerdik diye…

***
Virüs canımızı alabilir, bu dünyadan ayrılmamıza neden olabilir, kişisel olarak bütün önlemlerimizi alsak da direncimiz yetmeyip ona yenilebiliriz, fakat virüs fırsatçılarına yenilmemeliyiz, virüsü kendi avantajlarına çeviren türümüzün bir kesimine yenilmemeliyiz. Marjinal mi düşünüyorum? Yani insanların ezici çoğunluğunun yaşamı tıkırında da günlük yaşamında tökezlemiş üç beş kişiden biri miyim? Ne güzel ne güzel, üç beş aykırı sesten biriymişim. Nietzsche’nin dillendirdiği şekliyle “insanca, pek insanca” şeyler için kimi suçlayabiliriz? Suçlasak ne olacak? Onlara hukuksal bir yaptırımda bulunacak halimiz yok, en fazla ahlaksal yaklaşımla kınayabiliriz ya da Allah’a havale edip öte dünyaya öteleriz. Evet, Nietzsche, hoşnutsuzluk olgusundan hareketle hoşnutsuzluğun haklı ve akla uygun olduğu sonucuna varıyorum, yargılamanın kendini yargılasan bile adil olmayacağı düşünceni paylaşsam bile, güneş terletiyorsa gölge ararsın, bırak güneşin çocuğuyuz masallarını desem bile, ne yapayım? Yine de, ne yargılamadan ne de güneş olmadan edemiyorum.

Millet kutsal diye milletin sofrasını Halil İbrahim sofrası sanmanın saçmalık olduğunu düşünüyorum. Yok, öyle olmuyor, ne hep artıp hiç eksilmeden kalıyor, ne taşıp dökülmeden edebiliyor. Dekart insan olduğu için düşünmüş de ne olmuş? Sen esas düşündürene bak! Para, para, para… Yokluğunda da varlığında da düşündürmenin katalizörü paradır. Din, yoksulların, zayıfların, güçsüzlerin yanında olmuştur da ne olmuştur? Yanında olduklarının başı göğe mi ermiştir? Doğruluk dürüstlük falan mı? Doğruluk denilen şey, görüyoruz ki kutsal desteklere dayanmadan ayakta duramıyor, kutsal şeylerle desteklenmiş eğriliğe dürüstlük diyorsanız o başka… Sahteciliğin yer altı faaliyetlerinden ziyade göksel faaliyetlerinden sakınmalı, onların hareket alanı daha geniştir.

Beyninin neye ev sahipliği yaptığına bakacaksın! Eğer, ilerde sana ev sahipliği yapacağını söyleyen düşüncelere beyninde ev sahipliği yapıyorsan bunun anlamı kendi beyninde kiracı olduğundur. Yobaz, orta çağ boyunca bilime karşı ölümüne savaş vermiştir. Savaşı bilim kazanmıştır da ne olmuştur? Yobazlar zengin olmuştur. Bitkilerin tanrısı olsaydı bütün kurbanlık hayvanlar bitkilerin tanrısına taparlardı.

***
Şöyle bir şey mi yani? Millet kutsal ama ihtiyaçları dünyevi pislik. Yani biz durup dururken niye buna millet diyoruz? Öte dünyada millet mi var? Elbette ihtiyaçları bu dünyada olacak ve bu dünyada karşılanacak. Bana teker teker geleceksiniz demiyor mu? Bana millet olarak geleceksiniz diye bir şey duydunuz mu? Millet kutsal ama isteklerini karşılamak şeytana hizmet ettirir. Milletle şeytanın ne ilgisi var? Kutsal olan milletin isteklerinin karşılanması niye şeytana hizmet anlamına geliyor? Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir ama beka sorunu var. Millete rağmen hangi beka sorunu varmış? Millete rağmen beka sorunu olur mu? Millete rağmen beka sorunu olursa hakimiyet kayıtsız şartsız nasıl milletin olur? Öyle ebcet hesaplarıyla yürütülen aklın aklı akıllı telefon yapmaya yetmiyor. Eskiden twit atmak mı vardı?
Halk kendine inanmayan bir şey oldu çıktı, çünkü onun daha ulvi inançları var. Virüs insana bulaştığında kurtulma seferberliği başlatan insan, insan insana bulaştığında niye dut yemiş bülbüle döner? Tabi ki bilim kazandığında yobazlar köşeyi döndüğü için.

İrfan Kaban

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)