Son Dakika Haberler

ONLARA SADECE ÇİÇEK ATMALI.Dr.Ahmet Bekaroğlu

ONLARA SADECE ÇİÇEK ATMALI.Dr.Ahmet Bekaroğlu
Okunma : 83 views Yorum Yap

İnsanlık tarihi boyunca toplumda hak ettiği yeri alamayan kadının sorunlarını araştırmak için ortaya çıkan ‘Feminizm’den; tatmin edici sonuç alınamamış olacak ki insanlık yakın geçmişte -güzel bir uygulama olarak- her yıl sekiz Mart’ı; ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak ilan etti. Bendeniz de günün anısına; ‘on beş asır önce İslam Dini; kadınlar için ne söylemiş?’içerikli bir yazı kaleme alayım diye düşündüm. Kanımca; yer yer de olsa hala daha Cahiliye Döneminden kalma alışkanlıkları devam ettiriyoruz gibiyiz. Bu yazıda; kız çocukları ve kadınların geçmişte uğradıkları ve ‘halen onlara yapılmaya devam eden haksızlıkları’belirtecek, hemen sonra da, ‘İslam Dini’nin onlara getirdiklerini’ kaynakları ile vermeye çalışacağım.
Tarihte Firavun’un ‘saltanatını koruma endişesi’ ile bir dönem erkek çocuklar, (A’raf, 7/127; Mü’min, 40/25; Taha, 20/39-40; Kasas; 28/9; ) Cahiliye Döneminde de, ‘açlık korkusu ile’; bir dönem kız çocuklar öldürülmüşlerdi (Nahl, 16/58-59; Tekvir, 81/ 8-9; En’am, 6/140). İslam’a göre kadın; her şeyden önce insanlığı oluşturan iki etkenden (Hucurat, 49/13) birisidir. Kur’an’a göre ilk çift yani ilk kadın ve erkek, aynı cevherden/aynı özden yaratılmışlardır (Nisa, 4/1). Burada Hz.Havva’nın Hz. Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı teorisinin bir israiliyyat öğretisi olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda varlığından söz edilen hadisler de, bu ayetle çeliştiği için; asla ve asla sahih değildir. Hz.Adem ile Hz. Havva’nın yasak meyveden aynı anda yemeleri; insanın sonuçlarına katlanacağı eylemlerini özgür iradesi ile gerçekleştirmesine bir örnek olduğu için; yasak meyveden yememeleri için Hz. Adem ile Hz. Havva aynı anda bilgilendirildiği (Bakara, 2/35; Taha, 20/120) şeytanın Hz. Adem’e ve eşine bundan yemeleri vesvesesini aynı anda verdiği (Bakara, 2/36; A’raf, 7/20; Taha, 20/121) için; Hz. Havva’nın yasak meyveden yiyerek Hz. Adem’i kandırdığı ve bu yüzden kadının uğursuz olduğu anlayışı yanlıştır ve bu da; birİsrailiyyat öğretisidir. Bu nedenle Kur’an’da “Rical”; “Erkekler” anlamında bir bölüm; üç ayetlik Kevser Suresi kadar da olsa özelleştirilmemiş, ancak; “Hanımlar” anlamındaki“Nisa” gibi uzun bir sureye yer verilerek, “hanımlarınızın sizin üzerinizde hakları, sizin de hanımlarınız üzerinde haklarınız vardır”(Bakara, 2/187) buyrulmuştur. Hz. Peygamber de Veda Hutbesinde; ‘hanımlar; Allah’ın size emanetleridir’ diyerek tüm erkekleri uyarmıştır.Kur’an-ı Kerim’in, ‘Allah kız çocuklarının ‘hangi suç yüzünden öldürüldüklerini? soracaktır’(Tekvir, 81/8-9), “Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdeden ötürü utancından toplumdan gizlenir. O’nu eziklik üzere sahiplensin mi, yoksa toprağın bağrına mı gömsün? Ne de kötü bir hüküm veriyorlar”(Nahl, 16/58-59) anlatımı ile kız çocuklarına yapılan vahşeti de hepimiz biliyoruz. Kız çocuklarının; Cahiliye Döneminde utanç vesilesi sayılarak toprağa gömüldüğü sırada Hz. Peygamber,“erkek çocuklarında olduğu gibi, ‘Bir Kız Çocuğu’ olan anne-baba, onu eğitip yetiştirirse; mutlaka cennete girer” buyurmuştur. Sadece bu söylemi ile yetinmeyen ve kız çocuklarını çok sevdiğini ‘Kızım Fatıma’ diye sıkça tekrarlayarak gösteren Hz. Peygamber’in; o cani toplumun şaşkın bakışları karşısında ‘Ümamme’ ismindeki torunu bir kız çocuğunu omzuna alarak Medine sokaklarında dolaşması ve bu halde namazı kıldırmak için halkın şaşkın bakışları arasında Mescid-i Nebeviye gelmesi; zaten bu vahşi tabuyu yıkması değil de nedir?
Kadınlara yapılan haksızlıklardan bir diğeri olan Cahiliye Dönemindeki sınırsız evliliği İslam; şartların gereği ile disipline ederek ruhsata bağlamış ve ‘eşlerinize haksızlık yapmamakiçin bir tane ile yetinin’ (Nisa, 4/3) “ ‘iki sevginin tek kalpte olamayacağı’, ‘bu durumda adaleti teminin imkansızlığı’ ” (Nisa, 4/3; Ahzab, 33/4) ilkeleri ile de; iki eşliliğin yürütmenin zorluğu nedeni ile medeni hukuktaki tek eşliliği önermiş, evlilikte oluşacak sorunların çözülmesi başarılamadığında da (Bakara, 2/228; Nisa, 4/35; Ahzab, 33/28-29); eşlerden herhangi birisinin ayrılma hakkını kullanabileceğini belirtmiştir (Bakara, 2/228-229, 230, 231).
Bunun yanında Kur’an-ı Kerim; “Allah, beyi hakkında seninle tartışan ve Allah’aşikayette bulunan hanımın sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitir. İçinizden, hanımlarına zıhar edenlerin, o hanımlar anneleri değildir… Onların anneleri ancak kendilerini doğuran hanımlardır. Böyleleri kabul edilemez boş bir söz ve boş bir lakırdı ediyorlar…”(Mücadele, 58/1-2) şeklinde kadınların yoktan sebeplerle sokağa atılmamaları için tedbir de almıştır.
Bir hanımcağız, Hz. Peygamber’e gelerek, ‘beyi nezdinde onun annesi konumunda olduğu, aralarında nikah bağlarının kalmadığı’ mazereti ile kocasının kendisini boşadığını söylemiş, henüz bir vahiy gelmediği için, Hz. Peygamber de bu hanıma doğal olarak, ‘beyinin uygulamasının geçerli olduğu’ cevabını vermişti. Yakın çağlarda batıda kadınların ruhlarının olup olmadığının tartışılmasından on beş asır önce hanımlardan birisinin Hz. Peygamberin huzuruna çıkarak fikir tartışmasına girebilmesi, gelen vahiy sonunda bu hanımın davasında haklı bulunması ve bu hak arayışının, ‘Mücadele Suresi’ adı ile Kur’an’da bir surenin adını alması, bu bağlamda yanlışlıkla söz söyleyenlere, ‘bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları, hanımları ile birleşmeden iki ay aralıksız oruç tutmaları, altmış fakiri doyurmaları” ceza olarak kesilmesi (Mücadele, 58/ 3-4) manidardır. Hanımların istedikleri takdirde çalışıp ev bütçesine katkıda bulunmalarında İslam’a göre bir beis yoktur. Sebe Melikesinin yöneticiliği’ (Neml, 27/32- 33) ve “işin ehline verilmesinin emredilmesi’ (Nisa, 4/58), ‘İnanan Hanımlar’(Fetih, 48/5), ‘iyi davranışta bulunan hanımlar’ (Tin, 95/6; Asr,103/ 3) buyrukları, Hz. Peygamber’in, ‘ilim öğrenmek, kadın-erkek herkese farzdır’ hadisi, Bedir Muharebesinde hanımların hemşirelik görevini deruhte etmeleri, Hz. Aişe’nin orduya komuta ederek ‘Hz. Peygamber şöyle buyurdu, Hz. Peygamber falancanın yaptığı veya anlattığı gibi böyle söylemedi’ gibi kadınların öğretici de olabileceğine örnek olan  ifadeleri de; hanımların hayat içerisindeki aktifliklerine örneklerdir. Kur’anda; “annesi onu sıkıntı üzerine sıkıntı çekerek taşımıştır” (Lokman, 31/14; Ahkaf, 46/15) buyruğu ile annenin hamilelik dönemi de; önemine binaen zikredilmiştir.
Ancak kaynaklarda ‘şaz bir görüş’ olarak yer alan; ‘Hz. Peygamber’in Ümmü Varaka’ya verdiği kendi evinde namaz kıldırma izni’; mantıki açıdan ve de başka örneği olmamasından dolayı; sadece kendi küçük çocuklarına; namazı öğretmek amaçlıdır. Hanımlar; anane baba ile yakınların bıraktıkları ve ev bütçesine yaptıkları katkıları ile mirasta eşit oldukları (Nisa,4/32) ancak erkeklerin fakir, kızların zengin olduğu durumlarda beyinin malına da ortak olacakları için; erkeğe iki kızlara bir pay verilebileceğini (Nisa, 4/11), erkeklere nazaran daha nazik yapıları sebebi ile ticaret gibi girift ve risk almayı gerektiren anlaşmalarda kadınların yanlarına danışman mahiyetinde bir yardımcı alabilecekleri (Bakara, 2/282) de belirtilmiştir.
Kadınların en çok zarar gördüğü konulardan birisi olan şiddetin, Kur’an’a aykırı bir uygulama olduğuna örnek; Hz. Eyüb’ün hanımı ile arasındaki diyaloğudur. Hz. Eyyüb; ağır hastalığı sırasında kendisine bakmayan hanımı için, ‘şayet iyileşirse hanımını cezalandıracağına’ yemin etmiş, iyileşince de, Yüce Yaratıcı, ‘kuru bir otu hanımına atması ile öfkesinin dinebileceğini’ kendisine öğütlemişti. Zaten; ‘Biz Eyüb’ü sabırlı bulduk, O ne güzel bir kuldu’ (Sa’d, 38/ 44)ifadesi; hanımlara yönelik şiddet değil; onlara ancak çiçek verilmesi gerektiğine işarettir. Yanlış anlaşılmalara neden olan Kr’an’daki ‘Darb’ kavramı;‘kadınlara dayak atmanın’ aksine; ‘anlaşmazlık halinde eşlerin mahkemede ayrılma haklarını kullanmaları’ demektir (Nisa, 4/34-35). Çünkü Hz. Peygamber; sadece ‘savunma amacı’taşıyan muharebelerde, ‘hanımlara dokunulmamasını’ askerlerine öğütlemiş, ‘sizin en hayırlınız; hanımlarına karşı davranışı en iyi olanınızdır’ söylemi ile de; ‘hanımları kendi aralarında değerlendirmeyi değil, aksine; onların hizmetinde eylemleri yarıştırmayı’önermiştir.
Kur’andaki hanımlara emir olan örtünmeyi (Nur; 24/31; Ahzab, 33/59) zikredip, aynı derecede önemli olan; ‘erkeklerin gözlerini haramdan sakınmaları’ emrini (Nur; 24/30); ‘es’geçerek bunun dışındaki giyimleri; son dönemlerde olduğu gibi talihsizce; ‘dekolte’ diye dile getirmek; aslında bir zihin kirliliği ve hanımlara haksızlıktır. Çünkü Kur’an; örtünmeyi emrederken; esas koruyucu olanın; ‘Takva Elbisesi’ yani ‘Allah’a karşı sorumluluk bilinci’(Araf, 7/26) olduğunu boşuna zikretmemiştir.
Bütün zorluklara rağmen tarihimizde, ‘Gülbahar-Nene Hatunlar ve Zübeyde Hanımlar’gibi bir çok nadide şahsiyetler de temayüz etmiş ve kahramanlıkları ile Türk Tarihine altın harflerle yazılmışlardır. “Ferhat ile Şirin- Kerem ile Aslı ve Leyla ile Mecnun” efsaneleri de; genelde hanımlar uğruna, ‘Kara Sevda’ namı ile; örneklerdir.
‘Hal böyle iken; İslam Dünyasında neden hala daha anne-babalar hayırlı ve sağlıklı çocuk temennisi yerine, ille de erkek çocuk isterler? ‘Zıhar’ usulü benzeri uygulamalarla, yaşlanan hanımlar; neden daha genç olanlar uğruna sokağa atılırlar?, Hanımlar; beyleri tarafından dövülür, çeşitli ithamlara maruz kalırlar?’ gibi soruların cevabı; ‘bizim yaşadığımız müslümanlığın’; Kur’an-ı Kerimde anlatılan ile örtüşme oranının azlığıdır.Çünkü; on beş asır önceki Cahiliye Dönemi’ nin bize tanıtılmış olması; ‘her an Cahiliye Dönemini yaşantımıza geri getirebileceğimiz’ tehlikesinden dolayıdır. Bunun için Hz. Peygamber; sahabesinin beğenmediği davranışlarına; ‘Sen hala daha Cahiliye Dönemi kalıntılarından mı taşıyorsun?’ ikazını yaparak her an Cahiliye Dönemini yaşamımıza geri getirebileceğimiz tehlikesine işaret etmiştir.
Öyle ise; kadınları ne oylamalı, ne de dekolte ile suçlamalı. Onlara sadece; çiçek atmalı.