Son Dakika Haberler

BUGÜN 10 KASIM, İbrahim Balcı

BUGÜN 10 KASIM, İbrahim Balcı
Okunma : 76 views Yorum Yap

 

İbrahim Balcı

           10 Kasım 1938 de Mustafa Kemal Atatürk hakkın rahmetine kavuştu. Yani 57 yaşında ve günümüz dünyası dikkate alınırsa genç yaşta buluştu mevlasıyla…

            Her 10 Kasım’da sokağa dökülür binlerce insan… Gözyaşı sel olur bir faninin arkasından. Onu daha yakından görmek isterler gibi peşi sıra dizilirler, heykellerine gidilir, Anıt Kabir’e ulaşılmaya çalışılır.

            Neden?

            Mahalle mektebi ve askeri okullar… Genç yaşta hürriyet mücadelesi içinde buldu kendini. Kurmay subay olarak silah kuşandı, Afrika kıyılarında, çöllerde savaştı. Devlet-i Muazzama karar vermişti “Hasta Adam” Osmanlı İmparatorluğunun paylaşılmasına… İktidardakilerde savaşa “evet” deyince olan oldu ve Çanakkale Savaşları başladı. Kader onu bu savaşların içine sürükledi. Adı sanı olmayan yedek bir tümene komutan edildi. Kısa sürede tümeni toparladı ve cepheye koştu. Yoğun savaşlar, ölümüne vuruşma ve “Bu Orduyu ben yönetirim” iddiasıyla aldığı görevini “Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” diyerek taçlandırarak Çanakkale Destanı’nı yazdı. Zafer savaş alanında kazanılmış masa başında kaybedilmişti!

            Ülke işgal ediliyordu. Mondros ve Sevr Anlaşmaları geliyordu peşi sıra. Kabul edilecek gibi değildi. “Hayır, bu olamaz, kabul edilemez” diyor ve yola çıkıyordu… Yol uzun, yolcular umut yüklü, karşılayıcılar yılgın! Samsun ve Havza! Havzadan Amasya’ya giderken bir dinlenme anında çift süren köylü görür. Sabanın bir yanında karısı bir yanında ineği vardır köylünün. Yanına gidip köylünün sorar: “Savaş var, sen tarlada çalışıyorsun öyle mi?” der. Yaşlı çiftçi yanıt verir “Üçkardeş iki oğul verdim. A ha düşman tarlamın sınırına gelinceye kadar benden hayır yok!” Bu sözler yılgınlıktır, bunu görür ve “Halkın yılgınlığını yok etmek gerekir” der…

            Amasya toplantısı, Erzurum, Sivas kongreleri ve Ankara’da ilk meclisin toplanması! Düzenli ordu kurulması çalışmaları, milis güçleri bir çatı altına toplamak, iç isyanları bastırmak. I. Ve II. İnönü Savaşları son değil, başarının göstergesidir. Sakarya Meydan savaşı ve verilen büyük ödül “Mareşal” rütbesi… Büyük taarruz “İlk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!”  Ve Zafer… Düşman denize dökülmüştür…

            Artık Osmanlı İmparatorluğu yok! Bundan böyle Türk halkı Padişah’ın kulu değil, Allah’ın kuluydu. Mutlu son: Cumhuriyet’in ilanı… Lozan Barış Antlaşması ile doğan yeni bir devlet. Devam eden devrimler; Saltanatın kaldırılması, Ankara’nın başkent olması, Anayasa’nın ilanı, Hilafetin kaldırılması, Şeriye Mahkemelerinin kaldırılması, Medreselerin, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Şapka ve Kıyafet Kanunun çıkarılması, Öğretimin birleştirilmesi, Laikliğin kabulü, Lâkap ve Unvanların kaldırılması, Millet Mekteplerinin açılması, Soyadı Kanunun çıkarılması. Takvim, Saat ve Ölçülerin değiştirilmesi,  Harf Devrimi, Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi, Dil Devrimi, Türk Tarih ve Dil Kurumunun kurulması, Aşar Vergisinin kaldırılması, Örnek Çiftliklerin kurulması, Kabotaj Kanunun çıkarılması, Kalkınma planlarının yapılması, Toprak Reformu, Sanayinin teşviki…. Peşi sıra gelen devrimlerin bir kısmı…

            Sayısız yurt gezisi, halka buluşma, halkın içinde halkla beraber… Bir defa olsun Cumhurbaşkanı olarak yurtdışına gitmedi, yurtdışından onlarca cumhurbaşkanı, devlet adamı ayağına geldi.

            57 yıllık ömre sığan 622 yıllık yılgınlık ve yorgunluğun atılması hiç de kolay olmadı. Başarıldı ama işte böyle başarıldı…

            Her fani gibi ömrünü tamamlayacaktı. Bunu biliyordu… Bunu bildiği içinde Çankaya sofralarına halktan bilge insanlar çağırılıp ağırlanıyor, ülke ve dünya sorunları tartışılıyordu. Yine bir Çankaya sofrası sırasında tartışmalar uzamış ve gecenin geç vakti olmuştu. Sofradakilerden biri “Paşam kalkalım” demiş, “devam” diyerek yanıt vermişti. Bu konuşma birkaç kez yinelenmişti. Sofradakilerin uykulu bir anında “Kalkalım” demiş Mustafa Kemal. Misafirlerden biri “Sabah olmak üzere biraz daha oturalım” deyince. Mustafa Kemal’in yanıtı ders niteliğindeydi: “İsmet uyanmıştır, artık yatabiliriz”…  İnanç ve itimadın telkiniydi bu! İşte bunu arıyoruz günümüzde. Bulmakta zorlanıyoruz. Zorlanmak değil bulamıyoruz. Devrimlerin teker teker yok edilmek isteniyor… İsmin dahi silinmek isteniyor, bayramların kutlanılmasına izin verilmiyor, belki de 10 Kasım’da çelenk bile konulamayacak heykellerine… Nedense bizim siyasiler, hele devrim karşıtı partiler, seni Nobel’e aday gösteren denize döktüğün Yunanlıların efsane adamı Venizales kadar bile olamıyorlar…. Varsın olmasınlar! Onlardan böyle bir beklentisi de yok genç neslin!

            Sen kabrinde rahat uyu ATATÜRK… Bu ülkenin ne Mustafa Kemal’leri eksilir ve nede İsmet’leri.

            Sesini duyar gibiyiz: “Ey yüksek nesil! İstikbal sizsiniz! Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek olan sizsiniz!”.

            “Ey Türk istikbalinin evladı: Vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur”.

            “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir”.

            İşte bu nedenlerle yaşlı-genç, kadın-erkek senin huzurunda saygı duruşunda bulunmak için Anıt Kabir’e koşuyor.

            YÜCE ATATÜRK; AYNI YOLU TAKİP EDECEĞİZ, KABRİNDE RAHAT UYU…

            NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!