Son Dakika Haberler

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK- 22 (Zekeriyaköy)

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK- 22  (Zekeriyaköy)
Okunma : 394 views 1 Yorum
İbrahim Balcı

Hafta sonları geziyorduk köyleri, bu kez hafta başı düştük yollara. Pazartesi sabahı bir telefonla kendime geldim. Sarıyer’in renkli isimlerinden Yorgancı Mustafa Üçer’in eniştesi vefat etmiş. Cenazesi Zekeriyaköy Mezarlığına defnedilecekmiş, cemaat için iki vasıta ricasında bulundu. Sarıyer Belediyesine telefon ederek olur aldık. Cenaze namazı Sarıyer Ali Kethüda Camiinden öğle namazından sonra kılınacak ve mevta Zekeriyaköy mezarlığına defnedilecekti. Hem komşumuz, hem arkadaşımız ve hem de cami yoldaşımızın acılı gününde yanında olmamız gerekiyordu. Gidecektik. Madem Zekeriyaköy’e gideceğiz o zaman şu köy söyleşisini yapmak akla yakındır deyip Suat’la anlaştık ve öyle yaptık.

Zekeriyaköy mezarlığı çok güzel bu mezarlıkta ruhi bir rahatlık var. Her ne kadar önünden yol geçiyorsa da pek önemli değil. Üç cephesinde yeni yeni siteler. Mezarlık içi yaşlı ama dinç ağaçlarla dolu! Meşe, kestane, kayın, gürgen. Şöyle bir göz attım eski mezar taşlarına Sarıyer’in en eski Türk köyü olduğuna kanaat getirdim. Mezar taşları da hayli yaşlı! Böyle olunca tarihi de hayli eski olacak elbette. Ama önce köy ismi nereden gelmektedir önce ona bakalım.

Niçin Ahmet, Mehmet, Hasan Hüseyin köyü değil de Zekeriyaköy? Elbette bir hikmeti vardır dedik ve sorup soruşturduk. Efendim köy içinde bir yatır var. İsmi Zekeriya. Bu yatırın adına izafeten köye Zekeriyaköy denilmiş. Demek ki köy, köy haline gelmeden önce bu zat vefat edip buraya gömülmüş, daha sonra köy kurulunca bu zatın ismi köye verilmiş! Olsun ne yapalım! Değiştirecek halimiz yok ya! Bunu böyle belirttikten sonra şunu da hatırlatalım Zekeriyaköy ilk önce Yerliköy Çiftliği denilen mevkii de kurulmuş, şimdiki yerine yıllar sonra getirilmiş!

Zekeriyaköy’deki en eski tarihi eser köy Camiidir. Çelebi Müfti lâkabı ile maruf Şeyhülislam Hocazade Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış. Cami defalarca bakım ve onarım gördüğü için eski camiden eser kalmamıştır. Sadece yeri aynı yer. Camii yaptıran Şeyhülislam Hocazade Mehmet Efendi’nin ölüm tarihi 1615 olduğuna göre, cami belki ölümüne yakın bir tarihte belki de epey önce yapılmış olabilir. Şeyhülislam Hocazade Mehmet Efendi caminin bakım ve onarımını olduğu gibi imam, müezzin ve kayyumunu da düşünmüş giderlerin karşılanması için Sarıyer’de bir hamam inşa ederek vakfetmiş. Vakfiyesinde de hamamın geliri ile camiin ihtiyaçlarının karşılanacağı yazılıdır ama kim ipler kim dinler. Hamam çok uzun süreli kiraya verildiğinden Hamamcıoğlu ailesine geçmiş, hala aynı aile tarafından kullanılmakta ama Zekeriyaköy camiine bir kuruş dahi verilmemektedir. Zekeriköy sınırları içinde bulunan Kiptaş Sitesi içinde de bir cami var ama tarihi bir özelliği yok.

Köyde tarihi çeşmeler var. Köy içindeki ulu çınar ağacının hemen yanındaki çeşme Sultan IV. Mehmet’in (Avcı Mehmet) Hanımı ve Sultan III. Ahmet’in annesi Emetullah Valide Sultan tarafından 1745 de yapılmış. Fakat bakım ve onarımlar neticesinde bütün özelliğini kaybetti. Son onamını 1994 yılında yapıldı. Çeşmenin eski kitabesi muhtarlıkta koruma altındadır.

Soğuksu Çeşmesi de önemli tarihi eserlerdendi ama suyu köy içindeki çeşmeye verilince özelliğini kaybetti ve kaderine terk edildi. Bu çeşmenin 1793 de Ziştovi Ayşe Hanım tarafından yaptırıldığını kitabesinden anlıyoruz.

Yapacağımız ilk iş köyün yaşlılarından Faik Topçu ‘yu bulmak! Herkesin sevgilisi, ettiği küfürlerle insanı değil mandayı bile güldüren şu meşhur Kara Faik’i bulmak! Kahvehaneye baktık, tanıdıklara gözükmeden kolaçan ettik, yok. Evine gittik. Bir iki bağırdık, odasında ayağa kalkıp pencereyi açtı. Mutluluk akıyordu yüzünden. “Gelin be, gelin içeri be!” diyerek buyur etti bizi. “Yalnız mısın?” diye sordum “Evet” dedi. Aralık kapıdan içeri süzüldük, sarıldık hasretle birbirimize, yenge göründü. “Yahu hani yalnızdın? Bak yenge buradaymış” dedim. Güldü ve “Yahu ikimiz kaldık, çocuklar sağda solda, yalnızız işte” dedi. Yakından tekrar gördük, o eski Kara Faik yok. Hayli çökmüş. Bastonsuz gezemiyor, aynı zamanda yanında da en azından bir kişi olması gerekiyormuş. Eskileri konuştuk durduk. Sait Ağabeyimi, Nevin yengeyi sordu, öldüklerini söylemiştim unutmuş. “Ölen kalan var mı?” diye sordu “Av. Fikret Canlı’yı, Kel Yakup’u, Haluk Yarar’ı ve Aycan’ı söyledik. “Yapma be!” diyerek içini çekti. Oysa ölümleri duymuştu ama unutmuş olacak! Olur ya insanlık hali. Yaşını merak edenlere hatırlatırım 1925 doğumlu yani tam tamamına 87 yaşında. Allah daha uzun ömür versin. Verir verir uzun ömür verir, çünkü Kara Faik’in ölmeye hiç niyeti yok, gözlerinin içine bakarak bunu izledim, anladım.

Anlattım meramımı Kara Faik’e. “Sor ulan soracağını a teres” dedi. Hala eskisi gibi ağzına geleni söylüyor. Hani bir söz vardır ilk kez ondan duymuş kayda geçmiştim. Kızdığında peşrev yapar gibi elini salladıktan sonra “Bokla trampa yap, yarı yarıya yine zarar” diyerek kızdıklarını aşağılardı. Cimri olanları hiç sevmezdi, onlar içinde şöyle derdi: “Boğazından sıkarsın kıcından bir dirhem bok çıkmaz”. Fakirin zenginleri diline doladığı zamanlarda yine kızar ve fakir için “Hergele tavuk olmuş kendisini darı ambarında zannediyor” diyerek kahkaha ile gülerdi. Yalan konuşanları sevmez onlar içinde “Kabaktan terazi olursa boktan olur dirhemi” derdi. Yani demek isterim ki; Kara Faik’i anlatmaya kalksak kitap yazmak gerekir! Yahu unuttuk her şeyi, Kara Faik’i yazıp duruyoruz, biraz da kendi işimize bakalım.

Zekeriyaköy yerli halkı Kırım’dan gelen Kırımlı Türklerden oluşmuş. 93 Harbi (Osmanlı Rus Savaşı) nedeniyle de Doğu Karadeniz ve Balkanlardan gelenlerde olmuş. Köy 1950’li yıllara kadar 50-60 hanelik bir köydü. Köyde bahçecilik, hayvancılık yapılıyordu. Bilhassa Zekeriköy sütü çok meşhurdu. Sarıyerlilerin vazgeçemediği süt Zekeriyaköy sütü idi. Bir numara süt hangisi diye sorulduğundan herkes Zekeriyaköy sütü dermiş! Doğrudur der tasdik ederiz.

Zekeriyaköy’de yıllar yılı büyüklerin saygınlıkları oranında dostluklar pekişip gelişti. Can davası, kan davası olmadan, olsa da devam ettirilmediğinden iyi güzel geçinip gittiler. Sarıyer’e yakın olması nedeniyle köyün gelişmesi, kalkınması daha kolay oldu.

Zekeriyaköy’de de sözü dinlenen ve hala daha isimleri dilden dile gezen insanlar vardı. Bunlara Ağa deyip çıkarlar işin içinden. Her biri yüksek tepe gibiydiler. Yanlarına kolay varılmaz ama ihtiyaç duyulduğunda kollarını açarak köylüleri kucaklar ve iyi olmaları için ellerinden geleni yaparlardı. Abdi Ağa deyince akan sular dururmuş. Adı hala saygınlıkla anılıyor. Hacı Sadık Ağa bir diğer saygın insan. O dönemlerde hacca gitmek öyle her baba yiğidin harcı değildi. Gittiğine ve sağlıkla döndüğüne göre saygınlığı da elbette ki olacaktı. Öyle de oldu. Şakir Ağa (Bingöl) da güçlü ağalardan sözüne güvenilen ağalardan biriydi. Öyle olmasaydı aile bireyleri köy muhtarlığını yıllar yılı devam ettirebilirler miydi? Aman Allah’ım İsmail Bingöl muhtar, Nihat Bingöl muhtar ve nihayet Mustafa Bingöl muhtar. Üstelik Mustafa tam 5 dönem yani 25 yıl bu işi üstlenmiş bir kişi.  Dayallar da muhtarlıktan yana nasip alanlardan. Dayallardan da Mustafa Ağa, Şerafettin Dayal ve Ahmet Dayal muhtar olarak hizmette kusur etmediler. Aman, unutmayalım ağaları saymaya devam edelim Ali Ağa (Koyuncu), Halil Ağa, Mustafa Ağa (Dayal) her biri ağırlıkları,  efendilikleri ve saygınlıkları ile isimleri bugüne sarkan ağalar. Ben de bir eklenti yapayım. Sorduklarımdan bir olumlu yanıt alamadım. Ağalar arasında bir de Ethem Ağa olacak. Belki çok eski olduğu için akla gelmedi, olabilir. Kimdir bu Ethem Ağa ona bakalım. Milli Mücadele başlarken Ankara’da bulunan Mustafa Kemal, Rumelifener mıntıkasında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulmasını ister (1336-1920). Mustafa Kemal tarafından kurucu olarak altı kişi göreve tayin edilir. Bunlardan biri Zekeriyaköy’den Muhtar-ı Evvel Ethem Ağa’dır. Demek isterim ki Ethem Ağa bir dönem evvelki muhtar idi ve aynı zamanda kendisini milli mücadeleye adayan bir kahramandı.

Zekeriyaköy’de o dönemlerde bir de Kadir Ağa olduğunu öğreniyoruz. Bu kadir Ağa da çok yaman. Kitaplar öyle yazıyor. Zira Zekeriyaköy’de sözü geçen, Sarıyer’in sayılı insanlarıyla da sağlam bağları olan bir ağa. Milli mücadele sırasında Sarıyer köylerinde haraç kesen Rum çetelerin temizlenmesi sırasında elinden geleni yapmış.  Çeteci İpsiz Recep Reis Rumlara karşı verdiği mücadele nedeni ile İngiliz tarafından gece gündüz aranırken, kurtuluşu Zekeriyaköy’e gitmek ve Kadir Ağa’ ya sığınmakta bulmuş. Çete Reisi İpsiz Recep ile çeteci arkadaşlarını Kadir Ağa misafir etmiş, sabah erken saatte köyden çıkıp gitmelerine yardımcı olmuş. Gel de böyle bir Ağayı anmadan geç! Olur mu? Olmaz, biz de nur içinde yatsın diyoruz.

Kara Faik’e sorduk “Halen ağa var mı? Ağalık kaldı mı” kısa ve kesin yanıt verdi; “Bırak be insanlık bitmiş, nerde? Kim ağa olacak!”. Devam ettik sormaya “Şimdi, ağa kim olsun diye sorsalar köylüler ne der? Yani Kara Faik ya bir başkası için olur derler mi?” “Balcı sen işi gücü bıraktın boktan gıda çıkarmaya bakıyorsun, bu halk tavuk mu be?” Kara Faik bu sözüne itiraz olur mu? Durduk!

Kara Faik 87 yaşında, Ortanca Faruk (Polis Faruk Dayal) 89 yaşında, Muazzez Hanım köyün en yaşlısı 91 yaşında… Çalıcı Ahmet de yaşlı ama tam yaşını öğrenemedik, 85’ in üzerinde olduğunu söylediler. Eeee o da az değil! Pas geçmeyelim zira azar işitmek mukadderdir. Zekeriyaköy’den Sarıyer’e gelin giden Melek Hanım (Okan) 1921 doğumlu yani o da 91 yaşında, Sarıyer’de yaşamını devam ettiriyor. Akıl sağlığı ve keyfi yerinde. Muazzez ve Melek Hanımlar aynı yaşta ama şimdi ayrı yerlerde. Hepsine birden uzun ömürler dileriz, elimizden başka bir şey gelmez! Çalıcı Ahmet’e bir parantez açmak isterim. 20’li yaşlardaydım kendisini tanıdığımda. Ben CHP da Ocak Gençlik kolu Başkanı o da Zekeriyaköy delegesiydi. Yaman partiliydi. Hemen her genel kurulda konuşur, en ağır eleştiriyi yapar, son sözleri ise “Kırmadım ya sizi. Yine sizi seçeceğiz ama bu sefer iyi çalışın” olurdu. Eski hızını kaybetti ise de yine de her gün bahçesine gidip geldiğini öğrendim. O da çok yaşasın.

“Yaz ulan, köyün düzenini particilik bozdu. Eskiden yoktu dargınlık falan, ne zaman particilik çıktı, köy bölük pörçük oldu” dedi Kara Faik. Ben de “Emrin olur” dedim ve söylediklerini aynen yazdım. Ama Kara Faik bu, bir zaman olmuş canı yanmış askeriyeden. Sadece onun değil pek çok köylünün canı yandı! Efendim Rusya saldırırsa, İstanbul mahf olur düşünceleri ağır basınca köylülerin yüzlerce dönüm arazisine sudan ucuz fiyata el konup füze rampaları kurdular. Yıllar yılı ne Ruslar geldi, ne de Bulgaristan ve Yunanistan saldırdı! Nihayet “Kaldırılsın rampalar” denildi ve çekip gitti askeriye… Eee araziler ne olacak? Hiç ne olacak TOKİ denilen kuruluşa verilecek, ev yapacak, villa yapacak fakire yapıyorum deyip zengine satacak! Ne oldu ise köylüye oldu. Sudan ucuza malını aldılar ve giderken de para ile de olsa sahiplerine iade etmediler!

Zekeriyaköy köy olarak aynı. Köy içinde fazla bir değişiklik yok. Olsa da ufak tefek şeyler. Birkaç yeni apartman, birkaç dükkân ve iş yeri! Ama Zekeriyaköy’i baştanbaşa dolaşalım diyen olursa o zaman özel vasıtası ile yola çıkacak. Çünkü artık Zekeriyaköy’ün köy içini değil, köy dışını hesaba katmak gerekir.  O zaman köyün ismi şöyle olmadır derim: Zekeriyakent.

Köy 1970 yılından sonra büyümeye başladı. Büyüme köy içinde değil köy dışında inşa edilen siteler nedeniyle oldu. Bilhassa 1980 yılından bu yana site yapımları birbirini kovalıyor. Arsa fiyatları nerede ise altın değerinde! Hal böyle iken köydeki yeni binalara talep çok fazla! Bir birinden güzel, bir birinden alımlı ve birbirinden nefis binalar göz boyar. Kesesine güvenen villa aldı, cebine güvenen siteler içinde işyeri açtı. Sitelerde Türkiye’nin en büyük zenginleri, devlet adamları, parlamenterler, emekli askerler, üst dereceli bürokratlar, işadamları, sanatçılar, sanatkârlar, sporcular, ticaret, erbabı gibi değişik kişiler ikamet ediyor. Siteler içinde, bilhassa Garanti Koza sitesi başlı başına bir şehir. Her türlü etkinlik yapılabilecek tesise sahip. Çok değişik alışveriş yerleri, iş merkezleri ve ofisler var. Bankaları, hastanesi, kliniği ve diğerleri…

Mustafa Bingöl eski muhtar, yani beş dönem muhtarlık yapmış, köy hakkında çok şeyler bilen bir aydın kişi. Yanında köyün en eskilerinden, geçmişi Kırım Türklerine dayanan Mithat Arıoğlu bir saati aşkın konuştuk, dertleştik, sohbeti koyulaştırdık ve bilgiler aldık.  Efendim Zekeriyaköy sınırları içinde 70’şe yakın site var. Örneğin; Garanti Koza, Acarlar, Simpaş, Kiptaş, Emlâk Konutları, Yeni Uyum, Eski Uyum siteleri, Gürgensu, Pelikan, Arıköy (Zekeriyaköy’deki) siteleri, Basın Sitesi, Göl Evleri, Medya Kent, Park Evleri, Koç Üniversitesi Batı Kampusü, Çinka, Ortanca Konakları, Flora Evleri, Doğu Evleri ve diğer sitelerle başlı başına bir büyük kent havasındadır Zekeriyaköy! Garanti Koza sitesi içinde 5 banka olduğu düşünülürse buranın ne denli hareketli olduğu anlaşılır.

Bu kadar site olduktan sonra elbette ki köyün nüfusu da ona göre artacaktır. 1970 li yıllarda 250-300 olan köy nüfusu günümüzde 18 bin den fazla. Yani başlı başına ilçe olabilecek bir köy!

Bahçecilikte hayli isimli olan Zekeriyaköy’den Evliya Çelebi meşhur seyahatnamesinde Sarıyer olarak bahseder ve şöyle der: “7000 bağı vardır, cümle dağları bağlarla tezyin olunmuştur. Lal renkli sulu kirazları meşhurdur. Hisar kirazı adı ile meşhur olan Gülnar bu Sarıyer’de yetişir ki, her birinden yüzer damla su çıkar methine söz yetmez…”  Aslında bu ifadenin içinde kirazları ile ünlü Zekeriyaköy vardır. Köyün adı Kirazlı Köy’de olabilirdi ve daha çok tutardı! Neden tutmasın ki;  Zekeriyaköy’ de sultani, dalbastı ve dragaani (siyah, yazılı ve sarı) gibi değişik türlerde kirazlar fevkalade güzel ve bolca yetişiyordu. Hemen kayıt düşelim! Hatırlatalım ki kirazı ve karayemişi ile meşhur Kirazlı Bahçe’de iki çeşme var. İkisinin de su akarı var. Memba suyudur, suların çok kıt olduğu yıllarda Sarıyer’den gelip su alanların sayımı yapılsa bir ordu kurulur. Kirazlı Bahçe Suyunun çeşmeye getiriliş tarihi 1927’ dir.

Kirazdan açılmışken, Kirazlı Bahçe’den bahsetmemek yanlış olur. Kirazlı Bahçeye gittiğimizde sadece bir hanım gördük damacanasına su doldururken. İçeri girdik bahçede kimse yok, lokanta kısmına girdik yine kimse yok. Aşağılardan sesler geldi ise de “Ercan, Ercan” diye bağırmamıza yanıt veren olmayınca geri döndük ve yine köy içine kapağı attık. Fevzi Bingöl’ü Balaban Hüseyin’in devrettiği lokantada bulduk. Atıştırıyordu. Buyur etti, durduk, Suat’la birbirimize baktık. “Sağ ol” dedik. Nedeni biraz evvel kahve içmemizdi. Aç karnına kahve içilir mi? İçilmez! O halde biz toktuk “Evet” demedik, cezalandırdık kendimizi. Aslında yakasına yapışacağımız Hüseyin Balaban’dı, onda karar kılmıştık ama göründüğü gibi kaçması da bir oldu. Olur ya bayram üstü cebi neşeli olmayabilir.

Atlamayalım yazmaya devam edelim. Kirazlı Bahçe’nin kurucusu Mustafa Dayaloğlu’dur. Hani daha önce yazdık ya “Mustafa Ağa (Dayal) aslında kavi bir Kuva-yı Milliyecidir. Adı tefrikalara kitaplara konu edilmiş, İpsiz Recep Reis çetesinde saf tutarak köyleri kasıp kavuran Rum çetelerine meydanı dar edenlerdedir.  O nedenle de ağalığı hak edenlerden biri olmuştur. Kirazlı Bahçe’yi işletmeye açtığını, suyu 1927 de bahçe içine çeşme yaparak aldığını biliyoruz. Oğlu Şerafettin devam ettirdi çay bahçesi ve piknik alanını, torunu yani Şerafettin Efendi’nin oğlu Ercan daha da geliştirerek, bugünkü hale getirdi.

Ortanca Bahçeyi de unutmamalıyız. Emekli polis memuru olan Faruk Dayal, yaşı doksana  dayanmasına karşın hala bahçesinde çalışıp duruyor. Yetiştirdiği ortancaları ile evin kapısı önündeki dev açelyayı görüp de içinden “Benim olmalı” demeyen yoktur. Bahçesindeki memba suyunun da lezzetine şapka çıkarılır şapka… Yıllarca Adnan Kurt’la beraber su aldık buradan. İçtikçe dua etik Faruk Dayal’ın geçmişine…  Oğlu yaman bir makine mühendisi, emekli olunca bakalım kendisini bahçeye verebilecek mi?

Zekeriyaköy’de eskiden hayli fazla olan hayvancılık artık en aza indi. Sadece üç kişi hayvancılık yapıyor. İlhan, Fevzi ve Rafet Efendiler hayvancılığı devam ettirerek köye köy havasını veriyorlar. İyi de ediyorlar yoksa köy köylükten çıkacak. Rahmetli Süreyya Tezel de tavukçuluk yapıyordu. Köy yumurtasının en nefisini sunuyordu meraklılara! Süreyya aslında bahçecilik ve sütçülük yapıyordu. Süt satışını Sarıyer dışına taşımış ve Şişli’yi kendine mesken tutmuştu. İşini çok ileri götürmüş ve hatırı sayılı bir sütçü olarak şöhreti yakalamıştı. Ama bir de bahçeciliği vardı ki sormayın gitsin. Köy içindeki bahçesinde çeşit çeşit zerzevat yetiştiriyor ve satıyordu. Her şeyi ile mükemmeldi ama yaşlılığında bıraktı işini… Şimdi gördüğüm kadarı ile sadece çok az bir yerine dikim yapılmış o da her halde aile ihtiyacı için! Kara Faik’ten alamadığımız sorunun yanıtını Fevzi Bingöl’den almak istedim o da bana üstüne basa basa,”Zekeriyaköy hakkında ne soracaksan Kara Faik’e sorun, o her şeyi dobra dobra söyler ve herkesten de iyi bilir” diyerek bir hakkı teslim etti. Yaşlılık ve bizim de hatırlatmamız yanılmasına neden olabilir! Yapacak fazla bir şey yok.

Zekeriyaköy’de muhtar olarak tespit ettiğimiz isimler ise: Ethem Ağa, İsmail Efendi (Bingöl), Mustafa Efendi (Dayal), Şerafettin Dayal, Hasan Özgen, Celal Balaban, Ahmet Dayal, Nihat Bingöl, Mustafa Bingöl ve Semra Özkaya! Köyün son muhtarı Semra Özkaya Hanım olarak verdiği mücadeleyi kazanarak köye muhtar oldu. Bakalım kaç dönüm devam ettirecek muhtarlığını…

Zekeriyaköy içinde tur attığımızda gördüklerimizi,  bildiklerimizi ve saptamalarımızı teker teker not ettim. Onları da kayda geçmek gerektiğini bildiğim için yazmaya devam ediyorum.

Zekeriyaköy kaynak suyu bakımından hayli zengin. Soğuksu, Molla Suyu, askeriyenin sınırları içindeki Gürgensuyu ve Olukdere suyu nefis memba sularıdır.

Köy halkından en az 20-25 aile köyü tamamen terk etti. Köyden gidenler olduğu gibi, emekli olup da tekrar köye dönenler de var. Zira ne demişler illaki vatan… Köyünü benimsemiş insan çeşitli nedenlerle uzaklaşsa da yine gözü gönlü köyünde oluyor ve fırsat bulduğunda köyüne geri dönüyor. Aklı köyde olup da köye dönemeyen bir kişi varsa o da İlhan Tezcan hocadır. Köy Enstitülerinden yetişen eskimeyen bir değerdir. Uzun yıllar öğretmen olarak görev yapan İlhan Hoca Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürü ve vekâleten de olsa İstanbul Milli Eğitim Müdürü olarak yıllarını eğitim ordusu içinde harcadı ve emekli oldu. Ama köye dönemedi. Hele hanımını kaybettikten sonra Sarıyer’den de uzaklaşmak zorunda kaldı. Nasıl? Diye sorduğumuzda aklım hala buralarda demeyi de ihmal etmiyor. Ekliyor peşinden “Köy ve Sarıyer unutulmuyor. Bu hava hiçbir yerde yok, bu dostluk, bu arkadaşlık her yerde bulunmaz”. İlhan hocaya aynen katılıyorum.

Zekeriyaköy damadını da yazmak isterim. İkinci evliliğini Zekeriyaköy’den yapan Mehmet Salih Büyükdurmuş damat olmanın zevkini yaşadı yıllar boyu. Kan bağı yoksa da yine de bir hısımlık bağımız var, çok yakınımızdır. 1946 da yılında ağır hastalık geçirdiğimde Koru tepesinden beni Yenimahalle girişindeki sokak başında bekleyen Cankurtaran’a sedye ile taşıyanların içinde olan çocuk arkadaşlarımdan biri de Mehmet Salih’ti. O nedenle onu unutmam, pas geçmem. İyi de bir Sarıyerlidir. 16-17 yaşlarında Sarıyer A takımında forma giymiş, sonra da deniz astsubay okuluna girmesi nedeni ile sahalardan uzaklaştı. Şimdi gençliğini yeni baştan yaşamaya gayret ediyor. Mehmet Salih de çift dikiş yapanlardan biridir.

Zekeriyaköy’de bir zamanlar bir hayli pehlivan da yetişti. Kara Hüseyin çok yaman bir başaltı güreşçisi olarak yıllar yılı Kırkpınar’da kıspet giydi. Zekeriyaköy damadı olan Hasan pehlivan da başpehlivan olarak yıllarca çayır çayır dolaştı, Kırkpınar’da elense bağladı.

Zekeriyaköy’de anıt ağaç kabul edilebilecek iki çınar ağacı var. Biri köy içindeki çeşmenin yanındaki büyük çınar, diğeri muhtarlık binasının yanındaki çınardır. Çeşmenin yanındaki çınar ağacının çevresi 11 metre olup yaklaşık olarak 700-750 yaşlarında olduğu tahmin edilmektedir. Diğerinin çevresi 7,5 metre dir ve 350-400 yaşlarında olduğu kabul edilmektedir.

Zekeriyaköy’de Rum, Ermeni ve Musevilere ait her hangi bir ibadethane kalıntısı yok. Buradan bakıldığında köyün tamamen Türklerden oluştuğu ve saf Türk köylü olduğu anlaşılmaktadır.

Zekeriyaköy’de bir hayli dernek var. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zekeriyaköy Şubesi (ÇYDD), Zekeriyaköy Rotary Derneği, Zekeriyaköy Rotaract Derneği, İstanbul Su ve Doğa Sporları Kulübü, Zekeriyaköy Spor Kulübü ve okul aile birliği dernekleri faaliyet göstermektedir. Ayrıca Göçmen Çiftliği ve Göçmen Ranch (Binicilik) Tesisleri vardır. Zekeriyaköy Spor Kulübü iki yıl içinde mükemmel tesislere kavuştu. Aynı şekilde şahsın malı yani Göçmen Ailesine ait olup aile tarafından yönetilen Göçmen tesisleri de mükemmeldir. Sarıyer Spor Kulübü profesyonel takımının antrenmanlarını yaptığı normal ebattaki çim sahası da Zekeriyaköy’deki Jandarma Komutanlığının alt kısmında bulunmaktadır. Sahanın bulunduğu alan toplam 220 dönümdür kadardır. Buranın kulübe tahsis edileceği yıllardan beri söylenir durur. Hatta seçim malzemesi yapılır. Yusuf Tülün proje çizdirmiş alanın kulübe vereceğini ilan etmiş ama başaramamıştı. Keza Sedat Özsoy Belediye Başkanı oldu aynı sözleri söyledi o da başaramadı alanın kulübe verilmesini. Ne var ki yine de olumlu bir adım attı ve futbol sahası inşaatını başlattı, hatta yarıladı. Yusuf Tulün ikinci kez seçilmesinde sahayı tamamladı. Sarıyer antrenmanlarını burada yapmakta ve bazı özel müsabakaları bu sahada oynamaktadır. Yeni seçim dönemi geldi ve Bel. Bşk. Adayı Şükrü Genç bu alanı Sarıyer Spor Kulübüne vereceğini üstüne basa basa belirtti ama seçildikten bir süre sonra buranın kulübe verilmesine imkân yok diyerek tepkileri üzerinde topladı. Kolay değil söz vermek! Eleştiri de gelir tepki de gelir. Hadi 220 dönümlük alanı veremediniz bari futbol sahanın bulunduğu 15-20 dönümlük alanı kulübe tahsis edin. Bu da olmayacak galiba, bekliyoruz göreceğiz. Bir türlü şu politikaya aklımız ermiyor!

Zekeriyaköy’den Sarıyer Spor Kulübü altyapısında futbola başlayan ve yaş gruplarını teker teker geçerek profesyonel takımda oynayan İbrahim Kutluğ iyi bir futbolcu olmasına karşın hatalı transfer yapması nedeni ile futbol sahalarından çok genç yaşlarda uzaklaştı.

Zekeriköy Sarıyer’e bir ilk yaşattı. Zekeriköy Göçmen Binicilik Tesislerinde yetişen Matador Yaşar isimli at 2012 Gazi Koşusunu kazanarak çok büyük bir başarıya imza attı. Atın jokeyi Halis Karataş  sahibi ise Göçmen ailesinden genç iş adamı Ahmet (Yusuf) Göçmen’di.

Zekeriyaköy’de yapılan yeni Zekeriyaköy İlköğretim Okulu mükemmel, inşallah böyle devam eder. Ayrıca Kilyos Caddesi üzerinde İngilizce eğitim veren British School okulu var. Acarlar Sitesi içindeki Özel Acarlar Ana Okulu ile Özel Acarlar İlköğretim Okulu ve Özel Acarlar Lisesi isim değiştirerek bu defa Doğa Okulları oldular. Zekeriyaköy’de ilkokul 1925 yılında açıldı, okul 1955 yılında yeniden yapıldı, 1975 ve 1987 yıllarında büyük onarım gördü. Bu okul terk edildi ve yeni okulda eğitim verilmeye başlandı.

 

Zekeriyaköy’de Amerikan Hastanesi, bir klinik ve bir de hayvan hastanesi var. Ayrıca 6-7 adet de veteriner kliniği bulunmaktadır. Ayrıca siteler içinde 4 taksi durağı var.

Köyde resmi kuruluş olarak PTT, Sağlık Ocağı ve Belediye Hizmet Binası (İletişim Noktası), Jandarma Komutanlığı bulunmaktadır.

Zekeriyaköy’de Garanti Koza sitesi içinde hayli büyük ve önemli işyerleri var. Yeni yerleşim bölgelerinde bu gibi tesislerin bulunması elbette ki gerekli! Ama önemli olan köyün durumu! Köyün içinde; 2 lokanta, 2 eczane, bir kahvehane ve çay bahçesi, bir balıkçı, bir market, bir bakkal bulunmaktadır.

Zekeriyaköy’de 1 cadde ve 7 sokak bulunmaktadır. Siteler dikkate alınırsa cadde ve sokak sayılarının yüzlerle hesaplanacağı muhakkaktır.

Eksiği, fazlası; yanlışı, doğrusu ile Zekeriyaköy çalışmamızı da tamamladık. Umarım dikkatlerden kaçmayacak ve gerekli tepkiler verilecektir. Hiç kimse neden yeni yerleşim bölgelerinden bahsetmiyorsunuz diye bir şey sormasın. Bu iş için henüz kendimizi yeterli görmüyoruz. Çünkü o kadar geniş bir alan üzerinde o kadar çok yapı ve işyeri var ki sormayın gitsin. Bu işe girişebilmem için bir ekiple çalışmam gerekir ki, iki ihtiyarın da böyle bir ekip kurması düşünülemez. O halde yapılacak şey, eksiklerin ilgili veya muhataplarca, ya da okurlar tarafından saptanarak tarafımıza bildirilmesi olacaktır. Bize bildirilirse noksanların giderileceği muhakkaktır.

İyi kötü, yalan yanlış birkaç saatimizi Zekeriyaköy’de geçirdik. İlk gördüğümüz Mithat Arıoğlu idi son gördüğümüz de Eczacı Kenan oldu. Otobüs durağına giderken “Balcı Abiii” sesiyle sağımıza solumuza baktık. Kapıdan dışarı çıkıp el sallamasaydı göremezdik. Dönüp baktık Sarıyer’deki eczanesini kapayıp Zekeriyaköy’de eczane açan eski basketbolcu Kenan… “Gel abı bir çay içelim” deyince reddetmedik ve daldık bahçeye… Bahçe yandaki lokantanın bahçesi, çay servisi de var. İçtik çaylarımızı ve beş on dakika hem dinledik ve hem de dinlendik. Eczacı Kenan da yanık! Zira hemen sağlık ocağının yanına bir eczane daha açılmış. Bir köy iki eczane kaldırır mı? Zor! Kısmetine, inşallah güç durumda kalmaz. Zira sporcu adam azimli, inatçı ve inançlı olur ama biraz da alıngan olur, haksızlığa pek gelmezler. Eczacı Kenan’a sabırlar diliyoruz ve minibüse atladığımız gibi Sarıyer’e dönüyoruz. Bundan sonra yolumuz, son durağımız olacak olan Bahçeköy olacak. Artık bayramdan sonra bu işe bakacağız haydi hayırlısı diyerek!