Son Dakika Haberler

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK –IX- İbrahim Balcı

GÜNBOYU SARIYER’DE DOLAŞMAK –IX- İbrahim Balcı
Okunma : 228 views Yorum Yap

Yolumuz Çayırbaşı! Bu kez Sarıyer’den yürüyoruz. Hem hava alıyoruz hem de denizi seyrederek yürüyoruz. Martıların gaklamaları, karabatakların dalıp çıkmaları, rıhtıma bağlanmış küçük gezi kayıkları, deniz üzerindeki pislikler; pet şişeler, poşetler ve çöpler. En çirkini de eskilerin kaput dediği prezervatiflerin deniz üzerinde dans etmeleri! Çüş be! Bu ne densizlik demek gerekir ama mereti ne yapacaklar ki? Yahu derdi bize mi düştü! Ne yaparsa yapsınlar! Bizim görmezden gelmemiz gerekirdi diye düşünüyor ve adım adım Çayırbaşı’na doğru ilerliyoruz.

Gördüğümüz kadarı ile İstinye ile Tarabya koylarının marina yapılmak üzere özele aktarılması,  yat ve kayıkların Çayırbaşı-Sarıyer arasındaki rıhtıma bağlanmalarına neden oldu. Daha önce de aynı şey vardı. Zira balıkçılar için, hele saç tekne sahibi balıkçılar için önemli olan teknelerini bir yere bağlayabilmektir. Onlar için rıhtımdı, limandı, mendirekti, barınaktı değişmezdi. Her yer balıkçı reislerinindir. Bu durum öteden beri böyledir. Nitekim Çayırbaşı-Beyaz park arası balıkçılara ait saç teknelerinin adeta merkezidir. Geçelim, bunları yazmaya soyunmadık. Ama ne yapalım ki görüyoruz, gördüklerimizi de yazıyoruz. Yürü be, yürü! Gideceğimiz yer Çayırbaşı!.

Çayırbaşı’ndayız. Bildiğimiz yer! Ama biraz eskiden bahsetmeden içeri girmenin anlamı yok. Çayırbaşına girerken deniz tarafından iki tersane vardı. Yılın her ayı dolu olurdu. Onlarca insan ekmek yerdi bu tersanelerden. Şimdi yerlerine yeller esiyor. Birinin yerinde Rize Vakfı tesisleri var, Diğerinde büyük bir çay bahçesi…  İlerlemeye devam ediyoruz. Sağda Topser Tuğla fabrikası. Yüzlerce insanın ömür tükettiği yer… Sonra Ekmekçioğlu Tuğla fabrikası oldu. Bu alanda ayrıca on bir adet çömlekçi vardı. Her biri üç beş kişi çalıştıran atölyelerdi. Hiç biri yerinde yok… Teknoloji denilen meret bu mesleği yerle bir etti.

Topser/Ekmekçioğlu Tuğla Fabrikası ile çömlekçilerin bulunduğu büyük alan şimdi modern bir site. Sedat Kent sitesi! Cebi güçlü olanların toplandığı bir site!  Hayrını görsünler.

Çayırbaşı Caddesi üzerindeki üç katlı muhteşem taş bina hala zerafetini koruyor. Bir ara “Ender Villa”  isimle otel olarak kullanılmıştır. Bu binanın karşısında ve bahçe içinde muhteşem bir Villa! Adeta denizle iç içe. Demokrat Parti iktidarı zamanında yapılmış, yol genişletilmesi sırasında bile binaya dokunulamadı. Demek ki rahmetli Menderes’in çok yakını idi! Kazıklı yol ile eski cadde arasındaki köşk tipi bina ise 19 yy. sonlarında yanarak ortadan kalkan Kefeliköy otelinin müştemilat binası. Okuduklarımızdan kayda geçtik, ayrıca yaşlılardan duyup yazdık, kabahat bizde değil, inşallah yanılmamışızdır.

Çayırbaşı’nda ve Cerrah Mahmut Efendi Camiinin yanındaki açık alan, köy meydanı gibi. Çayırbaşı’nın yerli halkı Çingene dediğimiz Romanlar! Bu alan Romanların düğün ve eğlence yeridir. Söz, nişan, evlilik ve sünnet düğünleri burada yapılır.

Çayırbaşı’nın en önemli tarihi eseri Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii olarak bilinen camidir. Ancak Camii yaptıran Gazi Hasan Paşa değil, Kılıç Ali Paşa’nın doktoru Cerrah Mahmut Efendidir. Bu zatın mezarı cami haziresindedir. Gazi Hasan Paşa Camiin onarımını yaptırmış, ayrıca camiin dış duvarına bitişik bir de çeşme yaptırarak hayrat etmiştir. Bu çeşmenin özelliği iki kitabesi olmasıdır. Birinde şöyle yazar: “Bu çeşmede saka gediği yoktur”. Açılımı ise şudur: Sakalar bu çeşmeden su alıp satamazlar”. Görelim büyüklüğü, görelim halkın korunmasının ne denli önemli olduğunu! Adam boşuna Gazi Hasan Paşa olmamış, boşuna Osmanlı tarihine kaydını yaptırmamıştır. Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın yaptıkları bu kadarla bitmez.  İkisi Rumeli Fener’inde, biri Büyüklimanda, Biri Yenimahalle’de ve biri de Çayırbaşında olmak üzere beş çeşme Sarıyer kazasında yaptırmış, tabii bunlar benim bildiklerim.  Kasımpaşa ve diğer yerlerle birlikte 15-20 yi bulur yaptırdığı çeşmeler. Unutmadan kayda geçelim; Büyükliman’daki çeşmeyi, tersanede çalışan işçilerin ihtiyaçları için yaptırdığı iddia değil kesindir. Buradan anlıyoruz ki Büyükliman’da Osmanlı donanması için bir tersane bulunuyordu. Ayrıca İstinye’de tersane yapılmasını da ilk düşünen adamdır Gazi Hasan Paşa!

Biz vefakâr milletiz! İyilikleri unutmayız. Cezayirli Gazi Hasan Paşa’da unutulmadı ve Çayırbaşı’nda yaptırdığı çeşmenin karşısındaki küçük parka adına anıt dikildi ve her zaman yanında gezdirdiği aslanı ile kendi büstü konuldu. Yıllarca yerinde duran büstü iki yıl önce çalındı, çalanlar hala bulunamadığı gibi, yenisi de yerine konulamadı! Bravo bize ve yetkililere!

Çayırbaşı’ndan bahsederken aslında geleceğimiz nokta bura halkının yaşamıdır, yaşam tarzlarıdır. Çayırbaşı’nın yerleşik halkı yeni deyimle Roman’dır. Yani Çingene’dir.  Bunlara Çingene’den başka, Kıpti, Esmer vatandaş da deniliyordu. Ama Roman’lıkları ortaya çıktıktan sonra bunlar unutuldu. Çayırbaşı’nın 1970’li yıllara kadar mutlak hâkimi Roman’lardı. Sonra göçlerle durum tersine döner gibi oldu. Yeni tespitim yok, belki de tamamen terse döndü!

Çayırbaşı denince akla önce sefalet gelir sonra da günlük yaşamın doyumsuzluğu. Romanlar benim bildiğim kadar günlük yaşarlar. Yani bugün kazandıklarını bugün yerler ve yarın için “Allah Kerim” der geçerler. Onların yarın için düşünceleri olmaz, hiç olmadı ki! Romanlar; durumlarından, yaşamlarından; giyim ve kuşamlarından, hastalıklarından, ustalıklarından asla şikâyetçi olmazlar. O gün kazanır, o gün yerler. Yaşamları istekleri doğrultuda olur. Buna Roman olmayan diğer Çayırbaşılılar da alışıktır. Onlarla birlikte Çayırbaşı havasını solurlar.

Romanların sosyal yaşamları evlerinin önünde başlar orada sona erer. Tencereyi eline alan bir mahallelinin parmaklarını vurarak tepmo tutması demek oyunun başlaması demekti. Çok geçmez buna klarnet, keman, darbuka, tef ve zil sesleri de karışır, üç beş dakika içinde bir araya gelerek cümbüşü başlatırlar. Eğlenceleri saatlerce devam eder, eğlenenlerden çok dışarıdan seyredenleri olur!

Çayırbaşı ortasında yer alır Roman Mahallesi. Camiin arkasından başlar ileri doğru gider. Biz de buradan daldık sokak aralarına. Daracık sokaklar, birer ikişer odalı evler! Romanlar birbirlerinden kopmazlar, uzaklaşmazlar, öyle kolay kolayda yeniliğe doğru adım atmazlar. Çünkü para biriktirme hastalıkları ya da ustalıkları yoktur. O nedenle babadan ne bulmuşlarsa onu devam ettirirler. O nedenle izbe binalar, izbe yollar ve daracık sokaklarda yaşamları devam eder. Küçük bir sitem büyük kavgayı beraberinde getirir. Mahalleli birbirine girer, belki de kan gövdeyi götürür. İşte böylesi bir anda akıl edip, kemanına sarılan kemaneyi çektiği anda çıkan sesle savaş gibi olan kavga durur ve eğlence başlar.

Romanların utandıkları tek husus, bir resmi daire önünde amir veya memurun “Yaz bakalım” dediği anda yazı yazamaması ve imzasını atamamasıdır. Zira okula gitmezler, gitse de devam etmezler! Onlar için okumak da pek önemli değildir ya!

Eskiden her yerde olduğu gibi kabadayıları olurdu Çayırbaşı’nın! Yine var ama eskisi kadar çok değil. Kabadayılık tam anlamıyla kaybolmadı ama hayli azaldı. Çayırbaşılı Romanlar arasında dostluk çok ileri düzeydedir. Hürmetkârdırlar, saygınlık gösterirler. Kabadayı ruhlulardır, hatta kabadayı olanları vardır, bu halleriyle sevilirler. Öyleleri vardır ki racon kesmeyi de bilir, haraç almayı da! Hatta sevdikleri uğrunda can vermeyi de!

Eskiden Yaşar Reis ne kadar ağırlığı olan adam idiyse bugün de Tatani Yaşar aynıdır. Ağırbaşlı, efendi, sadık, hürmetkâr ve sözü dinlenen bir kabadayı. Güngörmüş, gece geçirmiştir. Eğlenceyi görmüş, kodeste gün saymış, kıramponlu ayakkabıları ile futbol sahalarında top koşturmuştur. Ne denli güçlükle karşı karşıya kalmışsa acze düşmemiş, dikliğini yitirmemiş, adam gibi adam olmayı bilmiştir. Deyim yerindeyse dün de sözü dinlenirdi bugün de dinlenir. Çayırbaşı’nda sözü dinlenen bir kişi daha var: Hanım Ağa! İsmi önemli değil; ne derse o olur. Aksinin olmasına imkân yok. Romanlar bunu söylüyor, bizden yazması!

Öyle zamanlar oldu ki Çayırbaşı halkı arasına da aşk ateşi kor olup düştü. Roman kızı ya da erkeği, Roman olmayanla aşk yaşayıp çoluk çocuğa karıştılar. Bazıları beyaz, bazıları sarışın çocuk sahibi oldular. Adeta Romanlıktan koptular. Aileleri tepki gösterenler Çayırbaşı’nı terk edip gittiler.

Birden zengin olmak isteyenlerin ya da zengin olmuş da bundan vazgeçemeyen uyuşturucu baronlarının en çok tercih ettikleri yerdir Çayırbaşı. İşsiz ve güçsüzlerin çok olduğu burada parayı oltaya yem olarak takıp gençlere atmaları sonucu onları torbacı olarak kullanma yolunu buluyorlar. Böyle olunca bir kısım genç en tehlikeli ve zor işi yapmaktan geri kalmıyor ve yakalandıklarında içeri giriyor. Bunun adına da uyuşturucu satışı deniyor. Yakalananlara da torbacı! Birazda Çayırbaşı bununla şöhreti bulmuş! Doğruya doğru, eğriltmeye gücümüz yetmez!

Çayırbaşı’nda aşk başkadır. Sevda ise daha başka! Seven öylesine sever ve sevdiğine ulaşabilmek için varını yoğunu ortaya koyar! Bir araya geldiklerinde, bir yastığa baş koyduklarında dünyalara sahip olurlar, birbirlerine sımsıkı sarılırlar. Onlarda kıskanma yoktur. Yan gözle bakma da yoktur. İhanet ise asla olmaz! Hangi taraf ihanet ederse, bin misliyle karşılığını alır. Saldırganlıkları asla affetmezler. Kim yaptı ise karşı taraf intikamını alacakmış gibi bin kez fazlasını yapmaya yelken açar. Bunu bildikleri içindir ki ihanet görmek istemezler, kitaplarında ihanete yer yoktur, olursa affı da yoktur.

Çayırbaşı, Sarıyer’imizin bir başka güzelliği, bir başka yaşam tarzının hüküm sürdüğü yerdir… Böyle olduğu için orada “Aşk” olduğu kadar “Sevda” da vardır ve her ikisine karşı olacak ihanetin karşılığı da “Yok” olmaktır.

Çayırbaşı halkı yani Romanlar, günlük ne iş bulurlarsa yaparlar. Fakat eskiden büyük bir kısmı balıkçılıkla uğraşırdı. Reisleri vardı, alamana kayıkları, ağları, dalyanları, küçük balıkçı kayıkları vardı. Küçük ağ balıkçılığı, olta balıkçılığı halen yapılıyor. En namlı Reisleri Yaşar Reis’ti yanılmıyorsam! Hata yaptımsa affola! Unutmuşumdur mutlaka!

Bir kısmı da eskicilik yapar. Evlerden eski alıp ihtiyaç sahibi yerlere eskileri satarlar. Bir geçim yoludur bu. Bu işte en önemli isim de bir başka Yaşar’dı. Yaşı sekseni geçmişti ama yine hem aynı işi yapıyor ve hem de hastası olduğu Galatasaray maçlarını kaçırmıyordu. Uzun yıllar oğlu devam ettirdi mesleği! İkisine de rahmet ola! Bir zaman vardılar, şimdi yoklar.

Çayırbaşı sözü edildiğinde Tekel Kibrit Fabrikası ve Büyükdere Fidanlığı akla gelir.  Tekel Kibrit Fabrikası Bahçeköy Caddesi üzerindedir. Önce bira fabrikası olarak açıldı (1909) ve 1930 yılına kadar devam etti. Bu tarihten sonra bu fabrikanın alanı üzerinde Tekel Kibrit Fabrikası binaları yapıldı ve hizmete açıldı. Fabrika 1988 yılına kadar faaliyete devam etti. Kazanın en büyük ikinci fabrikasıydı Tekel Kibrit Fabrikası. Genellikle işçileri Çayırbaşı’nın Romanlarıydı. Fabrika onlar için bulunmaz nimet ve çok önemli ekmek kapısıydı. Bunu da çok iyi kullandılar. Fabrikanın unutulmaz isimleri arasında Hayri Bey, Şükrü Bey, Ömer Bey (Sezer), Baba Mesut (Seçen), Celal Bey (Varol), Rıfat Kılıç, Titi Cavit (Toprakiş), Hayri Çakmak vardı. Elbette ki daha pek çokları silinmeyecek izler bıraktılar ama en ünlüleri Adnan Özcan oldu. Adnan işçi olarak girdiği fabrikada bir süre sonra işçi temsilcisi, sonra baş temsilci oldu, bir süre sonra şube başkanı ve daha sonrada Petrol İş Sendikası Mali Genel Sekreteri ve nihayet Genel Başkanı olarak sendikalar tarihine adını yazdırdı.

Bu fabrika Sarıyer’in hayat damarlarından biriydi. Sarıyer kulübü buradan besleniyordu. Ömer Bey Sarıyer S.K. yöneticisi; Mesut, Fahri, Yahya, Zeki Yazıcı, Erdem Acar, Adnan Özcan, Yaşar Elmas, Metin Kınay, Ahmet Sert,  Dadaş Mahmut, Mehmet Orman, Derya Kılıç, Oğuzkan Yüksel, Hüseyin İşyar ve daha niceleri burada emek sarf etti…

Bir başka büyük işyeri Fidanlıktı. Uzun yıllar faaliyet gösterdi. Bir ara özelleştirilme adına bir şahsa verildi ise de sonra geri alındı. Faaliyetine devam ediyor ama asla randımanlı değil, Yani olsa da olur olmasa da! Burada da Sarıyer kulübü için kaynak vardı. Hayri Tezcan ve Suphi Soylu buradan yetişmiş usta futbolculardı.

Bahçeköy Caddesi takip edilirse görülecektir ki bu cadde sağlı sollu yeşillik ve bol ağaçlık bir alan. Sol tarafta beş altı adet birbirinden güzel çay bahçesi ve gazino. Sağ tarafta Bilezikçi Çiftliği. Uzun yıllar mücadele verildi ve Orman Fakültesi tarafından çiftlik satın aldı. Şimdi araştırma ormanı. Büyük bir piknik alanı da var. Çiftlik içinde çok yaşlı ve anıt ağaçlar bulunuyor. Bin yaşın üzerinde ki Çınar ağacının çevresi 17 metre, içi kovuk ve rahatlıkla 25, 30 kişi kovuğunda oturabiliyor. Bu ağacın yanında kardeş çınar görülmeye değer. Aynı gövdeden çıkmış iki müthiş ağaç, mükemmel sağlıklı ve 35-400 yaşın üzerinde muhteşem görünüşü var. İleri doğru gidilinde bir başka anıt ağaç boy gösterir. Bunun adı Uyuyan Çınar… Buna Ahtapot Çınarı da deniliyor. Bir doğa harikası. Sarıyerli olup da bunları görmeyenler ben Sarıyerliyim deme hakkına sahip olamazlar. Bizden söylemesi!

Hatırlatmakta yarar var. Türkiye’de ilk hava taşımacılığı Büyükdere Hava Alanından yapıldı. Bu alan Çayırbaşı’ndadır. O dönemlerde Çayırbaşı Büyükdere’ye bağlı idi.  Bir İtalyan hava Şirketi 1924 de Türk hükümetinden 11 yıl çalışma izni ve imtiyazı alarak hava alanını kurdular. Atina, Brindizi, İstanbul – Atina, Rodos seferleri yapıldı. Hükümet tarafından 1936 da hava alanı satın alınarak millileştirildi. Günümüzde ise devletin nesi varsa satılıyor, eşe dosta, yerliye yabancıya peşkeş çekiliyor. Neyse… Buradaki iki hangar, şimdi depo ve bir idare binası, şimdi Sahil Güvenlik Komutanlığı binası olarak kullanılıyor. Hemen kaydedelim hava şirketinin uçakları şimdiki gibi modern uçaklar değillerdi. Deniz uçaklarıydı. Denize iniş yapıyor ve motorlu bir sandal uçağa halat bağlayarak kıyıya çekiyor ve ray üzerinden hangara çekiliyorlardı. 1950’li yıllara kadar bu uçakların kalkış ve inişlerini gördük. O nedenle rahatlıkla kayda geçiriyoruz.

Fazla detaya inmenin yararı var mı? Bilemem! Ama girmemek her halde daha iyi olacak. Gelin birlikte kısa kısa dolaşalım Çayırbaşı sokaklarında!

Çayırbaşı’nda bir cami bir mescit var. Klise, sinagog ve havra yok!

Çayırbaşı’ndaki otelin adı Hotel de l’Emprime Ottoman’dı. 1853 yılında Türkiyeyi ziyaret eden İngilterenin Cumberland Eyaleti Merkezi Carlisle’in Yedinci Kontu Gerog Wlliam Frederick Howard bu otelde kalmıştı. Her halde uğursuz gelmiş olacak ki bu otel yanıp kül oldu.

Çayırbaşı’nda bir Müslüman, bir Rum ve bir de Ermenilere ait iki mezarlık var. Ölmek isteyenler için müsait yer var! Mezar yeri bulamam anlayışı ile paniklemeye gerek yok!

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kumandanlarından General Fahri Belen Çayırbaşı’nin unutulmazlarından biri. Bizde unutmuyoruz ve Allah rahmet eylesin diyoruz. O günün koşullarında çok iyi bir villası vardı. Bu villayı Pide-Ban firmasının ortaklarından Hayati Kaptanoğlu aldı. Hayırlı olsun deriz. Eklemeyi de unutmayız. Hayati Kaptanoğlu Çayırbaşı’nın ağalarından sayılır. Yaptıkları ağalıkla eşdeğerdedir. Evden çıktığında dükkâna gidene kadar cebini boşaltır farkına varmaz. Bu nedenle sevmeyeni yoktur. Uzun yıllardan beri Sarıyerliler Derneği Başkanlığını yürütmektedir. Bu yetmemiş gibi bir de Sarıyer Spor Kulübü Başkanlığı görevini üstlenmiş ve hizmetini perçinlemeyi bilmiştir. Kardeşleri Haşim ve Yusuf’ da saygın insanlar ve çok sevilenlerden. Şunu demek isterim ki Kaptanoğlu ailesinin Çayırbaşı’nda ayrı bir yeri ve havası var! Buradaki Pide-Ban salonu görülmeye değer. Bırakın imalâtın lezzetini, gösterişini, tadına olan doyumsuzluğunu, asari antika eşyaları ile gözde bir mekân.

Çayırbaşı’nda Kibar ailesi de yabana atılamaz. Kibar Çakıroğlu ailenin en saygın bireylerinden biri. Kantara vurulsa hayli ağır çeker! Ama yeğeni Şems Çakıroğlu da Çayırbaşılıların iftihar ettiği bir genç siyasetçi.

Ağırbaşlılığı ile dikkat çeken bir başka isim Mirza Sancak! Sarıyer’de futbol oynamış, boylu, poslu, güçlü ve kuvvetli sözü dinlenen bir kişi! Çayırbaşı doğumlu ama Muş’lu bir aile bireyi!

Çayırbaşı’nda Oduncu Ömer Bey ile eşi Zehra Hanım’ında hayli ismi ve iyiliği vardır. Onlar da unutulmazlardandır. Sonra oğlu Erdoğan ile Cengiz sıraya girer. İki kardeşin arası limoni! Kim haklı kim haksız soruşturmak işimiz değil, kendileri bilir.

Ayrıca Piç Dursun Ali (Baran), Suphi Soylu, Cengiz Oğuz, Nevzat Özertem, Rizespor’lu Tuncay, Beyoğluspor’lu Nevzat Çayırbaşı’ndan yetişmiş başarılı futbolculardan bazılarıdır.. Aslında Çayırbaşı futbolcu fabrikası gibi bir yerdir, bizim saydıklarımız bir çırpıda aklımıza gelenler! Varın gerisini siz düşünün!

Aman Allah!!! Yandık vallahi! Hele bir unutsaydık hapı yutmuştuk. Çayırbaşılı Kostariko Ahmet müthiş bir sinema sanatçısı. İki yüzden fazla filmde rol almış, isimde yapmış ama bir türlü baş adam olamamış! Ne olursa olsun Çayırbaşı için bir dev isim Kostariko Ahmet! O da öteki dünya yolcu edildi, rahmeti bol olsun!

Çayırbaşı çok göç aldı. Önce Karadeniz, sonra iç Anadolu ve son zamanlarda da doğudan gelen göçlerle kalabalıklaştı. Bilhassa Muş’lular hayli kalabalık bir topluluk. Muşlularla Romanlar arasında anormal bir çekişme ver. Her an bir olay beklenir, iki taraf da tetikte!

Çayırbaşı’nda 2 cadde, 25 sokak ve 1 site var. Son zamanlarda birkaç Geçici Sokak eklendiği söylentileri var, olabilir diyoruz ve Romanların semtinden: Bir lokma ekmek, bir hırka ve bir keman sesi! Çayırbaşı’nda memnun eder, oynatır herkesi! Diyerek ayrılıyoruz.

Yazan İbrahim Balcı

Yazının Devamı : Günboyu Sarıyer’de Dolaşmak-10