Son Dakika Haberler

HAİNLER -III- İbrahim Balcı

HAİNLER  -III- İbrahim Balcı
Okunma : 111 views Yorum Yap

ibalciİhanet kendiliğinden oluşmaz. İhanet edilir ve ihanet edene de “Hain” denir. Tarihin her döneminde ihanetlerle karşılaşıldı, hainlerle yüz yüze gelindi. İhanetin şekli de olmaz. Çok değişik yerde, şekilde yapılır.  Aileler içinde, aşiretler arasında, devlet içinde, siyasi partiler içinde, cemiyetler içinde, arkadaşlıklar içinde ihanetler yapılır, hainler ortaya çıkar. Ne ihanetin ve ne de hainin adresi olur. İhanet vuku bulana kadar, hain ortada görünmez. Onların bu özellikleri en büyük sermayeleridir.  Dün olduğu kadar bugün de bu sermayeye sahip olan pek çok insan kol geziyor aramızda! Biz tarihin derinliklerinde gezinmeye devam edelim, zaman zaman da yakın tarihimize gelelim bakalım ne gibi hainlikler yapılmış, kimler hain olarak kayda geçmiş!

“Devlet parası deniz yemeyen domuz” anlayışı bugün var olduğu gibi dün de vardı. Böyle olunca devlet malına, parasına ihanet edende fazlasıyla vardı. Vatandaşın malına, mülküne ve parasına göz dikenin de haddi hesabı yoktu. Bu yolu takip ederek kendisine çıkar sağlayana da rüşvetçi dendiğine göre rüşvet alan, rüşveti aldığı kişiye ya da devlete ihanet etmiş olur ve o kişi haindir. Hainler cezasını bulur.

Tepedelenli Ali Paşa Osmanlı tarihinin kaydettiği en büyük hainlerden biridir. Öylesine ihanet içinde bulunmuştur ki, ölene kadar yüzlerde ve belki de binlerce insanı, hırsı, kıskançlığı, keyfi ve Osmanlıya karşı olan düşünceleri nedeni ile öldürtmüş, kazığa vurmuş, hapislerde çürütmüştür. Osmanlı Devletinin bir dönem kahraman olarak gördüğü Ali Paşa 1774 de Tepedelen’de dünyaya geldi. Babası Veli de paşaydı. Ali Paşa, Debentli Başbuğu Kurt Ahmet Paşa tarafından yetiştirildi. Demvine Mutasarrıfı Mustafa Paşa’nın emrine girdi. Eşkiyalar tarafından Mustafa Paşa öldürülünce Miriman rütbesi alarak mutasarrıflığına getirildi, bilahare Yanya mutasarrıflığını aldı. Gözü pek, hırslı, servete düşkün ve acımasız bir Paşa idi 1787 – 1892 tarihleri arasındaki Rus ve 1788-1891 tarihleri arasındaki Avusturya Savaşlarında başarılı görevler yaparak dikkat çekti. Pazvantoğlu ayaklanmasının bastırılmasına büyük yardımı oldu. Bu başarıdan sonra Rumeli Beylerbeyliğine getirildi.  Büyük gayretlerle donanma meydana getirip seferlere çıktı. Napolyo’nun Mısır Seferi esnasında donanmasıyla Fransızları ağır yenilgiye uğratıp ve Preveze’yi geri aldı ve kendisine Vezir rütbesi verildi. Yanya’da çıkan ayaklanmayı bastırdı. 1806-1812 tarihleri arasındaki Rus Savaşları sırasında büyük başarı sağladı ve şöhreti dört yana yayıldı. Meşhur Sırp Kara Yorgi ayaklanmasını da bastırdı. İleride emellerini gerçekleştirebilmek için                                                                                                                                                                                                                                                     kendine bağlı ordu kurdu, oğullarına komutanlık verdi. Çocukları Muhtar ve Salih’e de paşalık verildi. İkisi de değişik yerlerde mutasarrıflık aldı.  Yavaş yavaş hayallerini gerçekleştirmeye başlayan Ali Paşa Yunanistan’ın ve Arnavutluğun güney kısımlarını kendi ülkesi haline getirdi.  Toksolan ve Gegalık bölgelerine hakim olabilmek için İbrahim Paşa’yı tuzağa düşürüp etkisiz hale getirdi ve hapse attı. Artık Tepedeli Ali Paşa Yanya Sultanıdır. Osmanlı devletinin emirlerini dinlemez oldu. İngilizlerle, Fransızlarla ayrı bir devletmiş gibi antlaşmalar yaptı. Korkulacak adam olmuştu! İsmail Paşa’nın hapisten kaçması ve Halet Efendi’nin ısrarları ile Sultan II. Mahmut tarafından görevlerinden alındı, kendisine sadece Yanya sancağı bırakıldı. İşte ipler bu zaman koptu. Osmanlı Ordusu deniz yolu ile üzerine gitti. İşinin zor olduğunu anlayınca Yunan ayaklanmasının nüvesi olan Etniki Eterya örgütü ile el altında anlaştı. Osmanlıya karşı; Mora, Adalar, Sırbistan, Eflak ve Buğdan’da ayaklanmalar çıkardı.  Sultan II. Mahmut durumu öğrenince bütün rütbe ve yetkilerini geri aldı. Yanya Mutasarrıflığından da azledildi. Bütün ailesiyle birlikte doğum yeri olan Tepedelen de ikamete mecbur edildi. Tepedelenli Ali Paşa yapılan uygulamaları kabul etmeyeceğini bildirince vatan haini ilan edildi ve İdamına ferman çıkarıldı. Artık bent yıkılmıştı. Sular en hızlı şekilde akacaktı. Öyle oldu. 20.8.1820 de Tepedelenli Ali Paşa güçlü ordusu ile Osmanlı’ya karşı ayaklandı.  Osmanlı da boş durmadı, Orduları üzerlerine saldı. Yanya’yı kuşattı. Ayaklanmacılar bozguna uğradı iki oğlu teslim oldu. Tepedelenli Ali Paşa ise 10 bin kişilik ordusu ve 200 top ile kuşatmaya karşı Yanya’yı 16 ay savundu. Artık sona yaklaşılıyordu. Hurşit Paşa komutasındaki ordu Yanya kalesine girdi. Hurşit Paşa ”kimseye dokunulmayacaktır” diyerek kaleyi teslim aldı. Halet Efendi’nin entrikaları ile padişahtan gelen sahte bir ölüm fermanı ile görevli cellâtlar görevi ifa için Tepedelenli Ali Paşa’nın karşısına çıkıp fermanı okudular. Tepedelenli pes der mi derhal silahına sarıldı ama üst üste mermiler yaşlı gövdesine saplanınca son nefesini verdi. Başını kesip bal torbasına koyarak İstanbul’a gönderdiler. Osmanlı bu durur mu öyle bir icraatta bulundular ki; paşa olan çocukları dâhil Tepedelenli ailesinden kimseyi sağ bırakmadılar. Tepedelenli Ali paşanın gövdesi Yanya’da Fethiye Camii bahçesine gömüldü. Kesik başı ise ibreti âlem olsun meydanda teşhir edildikten sonra Silivrikapı dışındaki bir mezarlığa defnedildi.  İhaneti; yaptığı hareketle hem Arnavutluk ve hem de Yunanistan isyanlarının başlamasına ve yeni devlet olarak ortaya çıkmalarına yol açtı.

Rüşveti en iyi kullananlardan biri olan Moralı Mustafa Paşa yine bir rüşvet teklifi sonunda hayatından olmuştu. Moralı Mustafa Paşa rüşvet vere vere ilerleyen ve en üst makamlara gelen bir Paşa idi. Çok açgözlü ve uyanık bir kişi olan Paşa 1653 de büyük rüşvet vererek baş defterdar olmayı bildi. Ama bütün emeli sadrazam olmaktı. Sadrazam olabilmek için de ya haremden güçlü bir Padişah anası ya da çok güçlü bir Padişah hanımı bulmak gerekiyordu. Bunları bulamayanlar için yapılacak tek şey Padişah’ın gözüne girmek ve takdirini kazanmaktı. Moralı kolay yolu seçti ve Padişah IV. Mehmet ile temasa geçti. Moralı için her şey para ve isteğini alabilmek içinde rüşvet vermekti. Hiç çekinmeden Padişah IV. Mehmet’e rüşvet teklif edince ilk tepki olarak görevinden azledildi. Paşa ülkenin bir köşesine sürgün edileceğini öğrenince yıllardan beri biriktirdiği servetini kaçırmaya kalktı. Servetini ve değerli eşyalarını, her birini dört atlının çektiği 26 arabaya yükleyip Mora’ya kaçırırken, yakalandı ve idam edildi.

Hazerpare Ahmet Paşa yaman paşalardan biridir!  Bu isim ona ölümünden sonra verildi ama boşa verilmedi. Bu yaman paşa, yükselişini sadrazam olur olmaz Padişah İbrahim’in iki yaşındaki kızı Beyhan Sultan’ı nikâhlanmakla sürdürdü. Saraya damat olmak demek yükselmek için en önemli faktördü. Ahmet Paşa bu faktörü çok iyi kullandı. Rüşvet almayı adeta meslek edindi ve sürekli olarak parasını ve mal varlığını büyülttü. Yarınını hiç düşünmemiş olacak ki Sadrazam olarak Padişah’ı da kafaya alarak “Samur ve Amber vergisi” koydurdu. Bu olay duyulunca yeniçeriler kazan kaldırıp ayaklandılar. Sultan İbrahim Sadrazamını değil, Yeniçerileri dikkate aldı istekleri doğrultusunda Paşa’yı idam ettirdi. Paşanın cesedi At Meydanına (Şimdiki Sultan Ahmet Meydanı) bırakıldı. Paşanın cesedi gerek yeniçeriler ve gerekse halk paramparça etti. Bir söyleme göre bin, bir söyleme göre binden fazla parçaya ayırdılar cesedi. Neden bin parça ya da daha çok da daha az değil? Nasıl daha az olsun ki? O zamanki inanca göre şişman adamlardan alınacak et parçaları mafsallara sürüldüğünde ağrılar geçeceğinden Paşayı bin parçaya bölüp para ile halka sattılar. Bu nedenle Paşa’ya ölümünden sonra “Bin Parça” anlamına gelen “Hazerpare” Ahmet Paşa denildi. İnsan Sultana’a, ülkeye ihanet eder de idam olmaz mı? Olur hem de Hazerpare Ahmet Paşa gibi olur.

Ankara’da milli mücadele için yoğun çalışmalar yapılırken Tokat’ta isyan çıktı. İsyan’ı 27 Mayıs 1920 de Zile’de avukat olan “Zileli”  lakabı ile meşhur Uvan Ali etrafına topladığı Postacı Nazım, Şeyh Abdüsselam, eski Nahiye Müdürü Naci, eski Mal müdürünün oğlu İhsan, Ayancıoğlu Mehmet ve 100 kadar Çerkez atlısıyla birlikte TBMM Hükümetine karşı “Din Elden gidiyor” diyerek isyan ettiler. Çorum’dan Binbaşı Hilmi Bey isyanı bastırmak için gönderildi ise de müthiş bir direnişle karşılaşıldı. İsyancıların ilk başarısı ile birlikte adam sayıları da çok arttı. Hilmi Bey Zile kalesine çekildi. Askeri Kaymakam Cemil Cahit Bey (Toydemir) komutasındaki 5. Piyade Tümeni Zile köylerine ulaştı. Hilmi Bey ile kuvvetleri asilerce teslim alındı. Ayaklanmacılar yönetimi de ele aldılar ve Müftüyü kaymakam ilan ettiler. Bulamadıkları Kuva-yı Milliye cemiyetinin üyelerinin evlerini yağmaladılar. Bu olaylar olurken Yıldızeli garnizonundan takviye kuvvet geldi. Bunun üzerine Cemil Cahit Bey asilere 24 saat süre tanıdı ve teslim olmalarını istedi. Bu istek kabul olmayınca asiler üzerine gidildi ve kısa sürede Zile asilerden alındı (12.6.1920). İsyanın elebaşları Zileli Uvan Ali, Şeyh Abdüsselam ve Ayancıoğlu Mehmet yakalanarak hükümet meydanında halkın önünde kurşuna dizilerek idam edildiler. Tüm diğer suçlular yakalanarak isyan bastırıldı. Askeri mahkeme suçluları yargıladı ve suçları sabit görülen 22 kişi aynı gün idam edildi.

Ulusal kurtuluş mücadelesi verilirken çıkarılan iç isyanlar ihanet değil de nedir. İhanet olunca hain de oluyor, gereken cezaları da veriliyordu.

Yazının Devamı : HAİNLER – IV