Son Dakika Haberler

İSTİKLAL MAHKEMELERİ. İbrahim Balcı

İSTİKLAL MAHKEMELERİ. İbrahim Balcı
Okunma : 92 views Yorum Yap


    ib_222        Yıllardan beri, bilhassa sağcı ve dinci basında İstiklal Mahkemeleri ile ilgili yazılar yazılır durur. Yazarların hemen hepsinde ağır eleştiriler yapılır. Sadece onlar olsa iyi, zaman zaman aklıselim olanlar da eleştiri oklarını İstiklal Mahkemeleri üzerine yoğunlaştırır ve acımasızca o dönemin güçlü isimlerinden Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’yü eleştirirler.

            İstiklal Mahkemelerine neden bu kadar eleştiri? Niçin bu kadar acımasızca saldırı? Aslında İstiklal Mahkemeleri hakkında ağır yazı yazan, konuşmaları ile ağır şekilde eleştirenler, az da olsa haklıdırlar! Çünkü genç Cumhuriyetin kurulması aşamasında mihenk taşı bu iki isimdir. Güçleri ölene kadar devam eden ender devlet adamlarındandır.

İstiklal Mahkemeleri kimleri cezalandırdı? Neden cezalandırdı? Aslında sorun burada! Cezalandırılanlar ordudan kaçarak milli mücadeleye katılmayan asker kaçaklarıdır. Tabii ki asker kaçakları dışında ülke için, milli mücadele için büyük tehlike olan casuslar, milli mücadelenin akamete uğraması için kışkırtıcılık yapanlar, askerde olanların karılarının, çoluk çocuklarının ırzına geçenler, askerde olanların mallarına mülklerine göz koyup desise ile kendilerine mal edenler; eşkiyalık yaparak düzen bozanlar, gasp olaylarını gerçekleştirenlerdir.

            Genel olarak Cumhuriyeti içine sindiremeyenler bugün de var. Onlar hala Osmanlı kafası ile yaşamakta, şeyhülislam, kadı, tekke, zaviye ve medreselerin açılabilmesi hayali ile yaşamaktadırlar. Bu nedenledir ki İstiklal Mahkemelerini dillerine dolamaktadırlar.

            Osmanlı “Hasta Adamdır” , çağın gerisinde kalmıştır. Devamlı toprak kayıpları ile yıkılışa geçmiştir: Batı uyanmış “Hasta Adamı” parçalayacaktır. Balkanlarda toprak kayıpları devam ediyor, arka arkaya devletler kuruluyordu. Keza peşinden gelen Balkan savaşları ve sonrasında emperyalist devletlerin organize ettiği ve çıkarttıkları I. Dünya Savaşı…

Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Savaşı olarak da bilinir. Çanakkale Savaşı çok büyük ve zorlu bir savunma savaşıdır.  Çanakkale Savaşı Osmanlı orduları tarafından kazanılmasına rağmen diğer cephelerin çökmesi nedeni kaybedilmiştir. Bu savaş sonrasında gelen Mondros ve Sevr Antlaşmaları Osmanlı Devletinin yenilgisinin tescili ve paylaşımıdır.

Ülkeyi berbat bir şekilde yöneten İttihatçılar kaçmış ülke kaos içine girmiştir. İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan büyük iştaha ile Anadolu toprakları üzerine çökmüş ve paylaşıma başlamıştır.  Osmanlı Devleti son günlerini yaşamaktadır ama ileriyi göremeyenler bunun farkında değildir. Farkında olan çok küçük bir azınlık ise tedirgin, gelişmekte olan olayları gözlemekte, ağırdan ağıra mücadeleye hazırlanmaktadır. Hazırlıklar tamamlandığın da  Anadolu geçilecek ve orada mücadeleye başlanacaktır.

Karadeniz yöresinde Ermeni ve Rum eşkiyalarının zulmü olanca hızı ile devam etmektedir. Bölge halkı silahlanma ve misilleme yapma yolunu seçmiştir. Köylerde, kasabalarda, kentlerde can alıcı olaylar olmaktadır. İşgalci devletler Padişahı zorlamakta ve direnişin önlenmesi istenmektedir. Anadolu’da başlayan çete direnişini kırabilmesi için başarılı komutan Mustafa Kemal’in Anadolu’ya gitmesi uygun bulunmuştur. Mustafa Kemal’in kotardığı, gitme yollarını aradığı zaten budur.  Anadolu’ya geçer, kongreleri toplar ve Ankara Meclisini açar.

Bu harekete karış olanlar vardır. Başta İngilizlerin esiri haline gelen Padişah, sonra hükümet ve aydın diye geçinip ümitsizlik içinde, emperyalist devletlerden yana olanların çirkin gayretleri.

Anadolu hareketi başlamıştır. Kuvayı Milliye silahları kuşanmış, savunmaya geçmiştir. Yunan Ordusu ilerlemekte, düzenli ordu kurulması için çalışmalar yapılmaktadır. Ama zor; ordu yok, halk yorgun ve yılgın, şehirli aç, köylü perişan! Askerlik çağına gelmiş olanlar, ya da yaşı uygun olanlar askere gitmemek için direniyor, askerlikten kaçmayı marifet sayıyor. İstanbul hükümeti Anadolu hareketini baltalamak için her yolu deniyor, hatta verilen fetvalarla Anadolu hareketini başlatanları idama mahkûm ediyor, halkın Anadolu hareketini desteklememesi için Yunan uçakları ile halka bildiriler attırıyordu.

Anadolu’da bulunanlar umudunu yitirmiyordu. Zafere ulaşmanın yollarını arıyor ve ölümüne mücadele etmeye karar veriyorlardı.  Kuvayı Milliye ile başlayan savunmadan sonra düzenli ordu kuruluyor ve I. İnönü, II. İnönü Savaşları,  Sakarya Meydan Muharebesi kazanılıyor, Büyük Taarruzla düşman denize dökülüyordu. Türkiye artık yeni bir devletti. Kurulan Cumhuriyet ve Lozan Antlaşması ile tescil edilerek dünyaya yeni bir güç olarak adını yazdırıyordu.

Anadolu hareketi kolay gerçekleşmedi. Bin bir türlü eziyet çekildi. Ordunun başarısız olması için baltalayanlar, fırsat bu fırsat deyip isyan çıkaranlar, gün bugün deyip dağa çıkanlar, cinayet işleyenler, şekavette bulunanlar dize getirilmeliydi. Türk köylülerini soyup soğana çeviren, kırıp geçiren, ırzına geçirip öldüren Rum ve Ermeni çete ve eşkiyalar…. Bütün bunlara “DUR” denilmesi gerekiyordu. İşte bu başıbozukluğun, kaosun önlenebilmesi için kuruldu İstiklal Mahkemeleri.

İstiklal Mahkemesi kurulması önerisi Dr Tevfik Rüştü Aras’tan geldi. Mustafa Kemal “Mecliste bu yolda deneme yapması için onu serbest bıraktı”( Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, s. 47). Fevzi Paşa’nın (Çakmak) imzasını taşıyan hükümet önergesi ile “Ordu da kaçak olaylarının çokluğu vatanın kurtuluş ve bağımsızlığını tehlikeye düşürecek bir durum almıştır.  Bu durumun sert tedbirlerle önüne geçmek zamanı gelmiştir. Genel harbin sonlarında kaçaklar çoğalmıştır. Bunun sebebi askere kaçma cesaretini veren af kanunlarının çokluğu, cezaların azlığıdır”  denilerek İstiklal Mahkemelerinin kurulması isteniyordu..

İstiklal Mahkemeleri Kanunu 13.9.1920 de kabul edildikten sonra 8 ayrı mahkeme kuruldu: Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı ve Diyarbakır İstiklal Mahkemeleri (Ergün Aybars, İst. Mah. S. 54).  İstiklal Mahkemelerinin başkan ve üyeleri,  meclisten seçilen milletvekilleri idi. Mahkeme hangi dava olursa olsun 20 gün içinde davayı sonuçlandıracak ve kararını verecektir.

İstiklal Mahkemeleri Kanununu takiben 27.9.1920 de bir de beyanname mecliste kabul edildi. Beyanname Refik Şevket Bey tarafından hazırlandı.  Bu beyannameye göre; “Asker kaçaklarını teslim oldukları takdirde affedilecekleri, mahkemelerin üzerinde başka yetki bulunmadığı, en küçük memurundan en büyüğüne kadar herkesi yargılayıp hiçbir bir kanun maddesine bağlı kalmadan ceza verme yetkisine sahip olduklarını bildiriyorlardı” (Ergün Aybars, İst. Mah. S.. 55).

Tabii ki bunlarla yetinilmiyor, gerekli oldukça yeni kararnameler, kanunlar çıkıyor, beyannameler yayınlanıyordu. Nitekim 29.9.1920 tarihli İstiklal Mahkemelerine ek kanun çıktı. Bu Kanunda şöyle diyordu: “… mahkemelerin hiç fark gözetmeksizin herkesi eşit bir şekilde yargılayacağı, kararların kesin olup verilir verilmez uygulanacağı, amirlerine karşı koyanlarında yargılanacağı” belirtiliyordu.. 

İstiklal Mahkemelerinin esas alacakları kanun ise Hiyanet-i Vataniye kanunu idi. Bütün bunlar, ülkedeki karmaşayı ortadan kaldırmak, ordunun güçlendirilmesin temin etmek, halka güven vermek içindi.

İstiklal Mahkemeleri göreve başlar başlamaz şikâyet olunan durumlara müdahale ederek suçlular bulunuyor, yakalanıp yargılanıyorlardı. Bundan amaç ülkedeki başıbozukluğu önlemek Ankara hükümetine inanmak ve güvenmek, orduyu güçlendirmekti.

 İstiklal Mahkemeleri olağanüstü mahkemelerdi. Kararları kesindi. O nedenle suçluları yakaladığında hemen sorguluyor ve mahkemeye başlayıp en kısa sürede karara bağlayarak gerekeni yapıyordu. Olağanüstü mahkeme olmasının da bir nedeni, yılgın halkı uyandırmak, halka korku salanları da yıldırmaktı.

İstiklal Mahkemeleri üç dönem görev yaptı. I. Dönem 18.9.1920 – 17.2.1921 tarihleri arasında; II. Dönem 30.7.1921 ile Ekim 1923 tarihleri arasında, III. Dönem ise 1923 ile 1927 yılları arasında çalıştı.

Konu ile önemli bir çalışma yaparak İstiklal Mahkemelerini bütün hatları ile tanıtan Ergün Aybars 1975 tarihli İstiklal Mahkemeleri kitabında özet olarak şöyle bir yorumda bulunur: “Dünyadaki Devrim Mahkemeleri içinde en adil hüküm verdiklerini ve yasalara en çok bağlı çalıştıklarını söyleyebileceğimiz İstiklal Mahkemeleri, Türk Devrimine, rejime karşı koymak isteyen her gerici ve olumsuz girişimi sert şekilde bastırmış, hiyanet-i vataniye, casusluk, karşı devrimci ayaklanma, siyasi suikast gibi önemli davalar yanında eşkıya, şehir kabadayılığı, yolsuzluk ve rüşvet suçlarına karşı amansız bir çalışma göstermiştir”.

Bu kadar değişik suçlara bakan bir büyük mahkemenin verdiği kararların toplam sayısı da elbette ki çok olacaktır. Ama Türk İstiklal Mahkemeleri her şeye rağmen insancıl duyguları asla göz ardı etmemiştir. Zira Fransız devriminde 40 bin kişi. Rusya Devriminde ise milyonlarca kişi idam edilerek cezalandırılmıştır. Bunlar dikkate alındığında Türk İstiklal Mahkemelerinin ne kadar ince eleyip sık dokuduğu ve doğru kararlar verdiği anlaşılır.

İstiklal Mahkemeleri I. Ve II. Dönemde resmi kayıtlara göre 1054 idam kararı vermiş ve infazı gerçekleştirilmiştir. III. Dönemde ise verilen ve infazı yapılan idam sayısı 576 olup, üç dönem için toplam sayı 1630 ‘dur.

İki dönem (I. Ve II dönem) içinde İstiklal Mahkemelerine 59164 dava gelmiş ve karara bağlanmıştır. Davalılardan 11744 kişi beraat etmiştir.  Bu iki dönemde idam kararı gerçekleşen 1054, idamı ertelenmen 2827 ve gıyaben idama mahkûm olan 243, kürek ve kal’a bend cezası alan 1786 kişi ve diğer çeşitli cezalar ise 41.678 ‘dir (Bu miktarın büyük kısmı para cezasıdır).

Görüldüğü gibi İstiklal Mahkemeleri olağanüstü durum ve devrim mahkemeleri olmasına rağmen asla insani duygular dışı çalışma yapmadı ve kararlar vermedi.  Yaptığı iş savaşı kabul edip düşman üzerine giden ordunun arkasını sağlama alma, ordudan kaçakları, hırsızlığı, casusluğu, eşkiyalığı, çeteciliği, gaspı ve yağmacılığı önlemedir. Bunda da tam başarı sağlamıştır. Bir diğer özelliği de karşı devrim hareketlerine mani olmak ve siyasi bozgunculuğu, vurgunu, suikastleri, isyanları, devrimi engelleyici hareketleri cezalandırmaktı. Bunda da istenen başarıyı sağladı ve Anadolu’nun değişik bölgelerinde başlayan isyanların bastırılmasını, isyanı yapanların cezalandırılmasını sağladı. Bu durumu itibariyle de genç Cumhuriyet’in temelinin sağlamlaştırılmasına büyük katkı verdi.

Durum bu iken, Cumhuriyet karşıtlarının, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü düşmanlarının, Cumhuriyete geçiş ve Cumhuriyeti yerleştirme dönemi olan tek partinin ilk yıllarında görev yapanlara karşı duyulan kini kendilerinin gücü kabul edenlerin hezeyanı iledir ki yıllarca İstiklal Mahkemelerinde binlerce insanın asıldığını yazıp durmuşlardır. Ama gerçek asla onların iddia ettikleri gibi değildir! Belgeler, eksiği de olsa TBMM arşivinde bulunmaktadır. Yazmadan ve hayatlarını Türkiye için adamış olanların aleyhinde kara çalmadan önce bu arşivlere bir göz atmaları gerekir diye düşünüyorum.