Son Dakika Haberler

KARAMANIN KOYUNU!

KARAMANIN KOYUNU!
Okunma : 56 views Yorum Yap

ibalci_99Aynen öyle oldu işte! Tek oğlunu evlendirebilmek için her çareye başvuran anne baba sonunda oğlunun pes demesi ile sevince boğuldular. Bir yandan anne diğer taraftan baba, konu komşu, hısım akraba, eş dost dolaşarak, çocuklarına bir kız bulmaya çalışır. Sonunda bulur da! Derhal hazırlıklara başlanır. Zengin ailenin tek isteği varıdır; koca konakta gelinleri ile birlikte yaşamak. Bu konu günlerce aileler arasında tartışıldı ve sonunda kız tarafı değil de gelin adayı kızın “bence sorun yok, yaşarım “demesi ile tatlıya bağlandı.

Zengin aile çocuklarına eşi olmayan bir düğün yaptı. Pek çok bilezik, beşibiyerde, kordon, broş, taşlı yüzükler alındı. Beyaz eşyanın en pahalıları, çeyizlerin en değerlileri satın alındı. Kına gecesi kız evinde yapıldı ve kızılca kıyamet koptu. Koca mahalle sabahlara kadar yiyip; içip eğlendiler. Mahallenin kadınları yıllardır böyle bir kına gecesi yapılmadığını konuşup durdular. Düğün ise tam üç gün üç gece devam etti. Damat gerdek odasına gönderilirken yüzlerce kişi tabanca atarak geceyi yani düğünü sonlandırdıklarını ilan ettiler.

Koca konakta kimse kalmadı. Öyle ya ev yeni evlileri ağırlayacak! Gelin bir ara damadın kulağına bir şeyler söyleyince damat önce şaşırdı sonra da güldü ve:

“Dur! Bekle” diyerek ayrıldı gelinin yanından. Hızla anne ve babasının yanına giderek bir şeyler söyledi. Üçü birden gülüştüler. Acaba gelin ve ne istemişti?  Durumu izleyenler merak ediyorlardı.

Gerdek tamam, evlilik devam…

Her şey göründüğü gibi olmuyor ve günler geçtikçe tatlı günler arkada kalıyordu. Gelin kaynana tartışmaları evde huzur bırakmıyordu. Bir yanda baba evlat, diğer yanda gelin kaynana… Zavallı adam gelinle eşi arasında ezilip duruyordu. Aylar geçiyor, yıllar geçiyor eve bir türlü huzur gelmiyordu.  Adam sabrın sonuna gelmiş görünüyordu. Tartışmalarının nedenini soruyor geline:

“Kızım, sık sık, yani haftanın bir iki günü gezmeye gidiyorsun, bazen birkaç gün oluyor eve de gelmiyorsun. Nerelere gidiyorsun?”

“Aaaa baba. Oğlun sana mezar taşlarına ve taşların üzerindeki yazılara meraklı olduğunu söylemedi mi?”

“Söyledi, söyledi!”

“Ben de her hafta bir mezarlığa gidiyorum, mezar taşlarının kitabelerini okuyorum, okuyamadıklarımın fotoğrafını çekiyorum.”

“Ya! Bu ne kadar güzel bir merak… Hala devam ediyor musun?”

“Evet! Yine devam ediyorum. İstanbul mezarlarını tek tek geziyorum. Hatta iki ay önce Trabzon’a gittim. Tonya’ya git demişlerdi, oraya da gittim, okudum mezar taşlarını. Birkaç mezar taşını okuyamayınca fotoğraflarını çektim…”

“Kızım! Ben Osmanlıca bilirim ver fotoğrafları da okuyayım, sende öğren!”

“Şimdi değil tab edilecek fotoğraflar var, onları da yaptırayım da o zaman okursunuz!”

“Eh sen bilirsin…”

Günler günleri kovalıyor, gelin kaynana dalaşması bardağı taşırıyor, saç saça baş başa kavga ediyorlar… Kaynana çok yaman, kendi bulduğu gelin adayı değil, beyinin bulduğu gelin adayı gelin alınınca, kan tepesine fırlıyor ve her olayda “İşte senin bulduğum gelin bu, al da başına çal” gibi ağır sözlerle kocasını yerden yere vuruyordu.

Gelinin gezme merakı kaynanayı bıktırmış, çileden çıkarmıştı. Yemek, çamaşır, bulaşık, temizlik bir de çocuğa bakmaktan perişandı. Yana yakıla bunları anlatıyordu beyine… Bütün bunlar senin yüzünden diye de sitem etmekten geri kalmıyordu… Adam oğlunu evlendirdiğine bin pişman olmuştu. Karısı ne kendisine, ne oğluna ve ne de gelinine nefes aldırmıyor, ağzına geleni söyleyerek hakaret ediyordu.

Bir akşam kaynana ile kayın peder oturup akşam kahvelerini içerken gelin elinde üç fotoğrafla yanlarına gelir…

“Baba bu mezar taşlarının kitabesi Osmanlıca yazılmış okuyabilir misin?” diye sorar.

“Osmanlıcayı iyi bilirim, okurum. Hat yazısı da okurum, istif yazı, cülüs yazı fark etmez….”

Gelin elindeki üç fotoğrafı verdi. Kayın pederi pertavsızı eline aldıktan sonra fotoğrafın birinin üzerindeki yazıyı okuyup güldü ve etejerin üzerine koydu. İkinci fotoğrafı aldı yazıyı okuyup yine güldü ve fotoğrafı aynı yere bıraktı… Üçüncü fotoğraftaki yazıyı okuyunca kahkaha attı… Önce kaynana şaşkınlıkla bağırdı;

“Ne oldu neden güldün bey?” Sonra gelin sordu:

“Ne var baba anlatsana…”

Kayın peder geline ciddi bir şekilde:

“Bak kızım! Mezar taşları mezarda yatanların dili sayılır. Ama senin çektiğin bu mezar taşı fotoğrafları da mezarda yatanların yaşantılarını yansıtıyor…”

“Ne yazıyor baba?”

“Birinci fotoğrafta bir vurdi, bir vuruldi, ikinci fotoğrafta iki vurdi, iki vuruldi… Üçüncü fotoğrafta da ne vurdi, ne vurildi” yazıyor”. Gelin sordu:

“Baba ne demek bu?”

“Kızım Tonyalılar kabadayı ruhludur. Haksızlığı kabul etmeyen, bilhassa mal ve namus olaylarında affedici değillerdir. Hepsinde silah vardır, kullanmasını da iyi bilirler… Adam bir kişiyi vurmuş, birde kendi vurulmuş, ikinci kişi de iki defa vurmuş iki defada vurulmuş. Üçüncü kişi ise ne vurdi ne vurildi yazıyor yani kendi vurulmadığı gibi hiç kimseyi de vurmamış…..” devam edemedi gelin gülerek araya girdi;

“Baba desene önceki iki mezar taşındaki yazılar aynı annemle beni yansıtıyor, biz de her gün dalaşıp duruyoruz…”

Gelinin bu konuşmasından sonra terlikler havaya uçuşur, kayın peder kavgayı ayıramaz, yığılır kalır. O sıra oğlu gelir eve, hastane bir dizi tetkik ve ilaç… Günler geçer gelin kaynana patırtısı, büyük boyutlara ulaşır. Gelin evden ayrılmak zorunda kalır fakat kaynananın dırdırı, kocasını bizar eder… Bu durumlara adam tahammül edemez ve vasiyetini yazar ve mezar taşına yazılmasını ister. Adam ölür vasiyeti mezar taşına Osmanlıca yazılır. Sonraki yıllarda mezar taşı kitabesi yenilenir, kitabesinde şöyle yazar:

“KARI DIRDIRINDAN ÖLEN ESSEYİD HALİL AĞANIN RUHUNA FATİHA. 1260 (H. 1844).

Kıssadan hisse… Osmanlıca tartışması bir oyundur, ancak kolbastı mı, kılıç kalkan mı,  ata barı mı? Bunu da yakında göreceğiz…