Son Dakika Haberler

VATAN TOPRAĞINI SATANLARA DUYURULUR! -10-İbrahim Balcı

VATAN TOPRAĞINI SATANLARA DUYURULUR! -10-İbrahim Balcı
Okunma : 44 views Yorum Yap


ibalci            Çanakkale’de yüz yılların en kanlı savaşı yapılmaktadır. Küçük bir yarım ada üzerinde yüz binler göze göz, dişe diş savaşmakta, nice genç bedenler toprağa düşmektedir. Uzun yıllardan beri savaşa savaşa genç nüfusunu büyük oranda kaybeden Osmanlı, bu savaşta var olabilmek için bütün imkânları zorlamaktadır. Gelen şehit ve yaralı haberleri ile birlikler eksilmekte, eksilenlerin yerine yeni Mehmetler gönderilmektedir. O hale gelir ki evlerde genç nüfus kalmaz,  üniversiteler mezun veremez, diğer okullarda öğrenci bile bulmak zorlaşır. İşte böylesi bir durum karşısında, bilhassa Galatasaray, İstanbul ve Vefa Lisesi seferber edilmiş nerede ise bu okullarda öğrenci kalmamıştır.  Bu üç lise Çanakkale Savaşları boyunca pek çok şehit vermiş ve zaferin kazanılmasında büyük emekleri olmuştur. Kanları akmış, can vermişler ama Çanakkale’yi geçilmez kılmışlardır. Şimdi size gerçek olan bir hikâye aktarmak isterim:

 

            “Çanakkale’ye gitmek için gönüllüler geceden sıraya girer olmuştu. İstanbul’da üniversiteler ve birçok okulun öğrencileri; özellikle Galatasaray İstanbul ve Vefa Lisesi boşalmış gibiydi. Derslere bir iki hoca giriyor, onlar da daha çok askerliğe yaşı tutmamış küçük çocuklara ders veriyordu. Vefa Lisesi’nin Fransızca öğretmeni Ahmet Rıfkı Bey otuz yaşlarındaydı. Nerdeyse semtlerinde kalan tek gençti. 1915 yılının Mayıs ayında, Ahmet Rıfkı Bey, her gün olduğu gibi, çantası elinde, mektep kapısından içeri girdi. Koridorda bugün bir başkalık ve sessizlik vardı. İlk saat, lisenin birinci sınıfına girecekti. Sınıfa yöneldi, sınıf sanki bir ölü sessizliğine bürünmüştü. Sıralarda çocuklar oturmuş, başlarını önlerine eğmişlerdi. Selam verdi. Çocuklar bu selama karşılık, ayağa kalkıp cevap vermediler. Ahmet Rıfkı Bey; “Rica ediyorum, lütfen biriniz konuşsun” dedi. Çocuklardan şimdiye kadar böyle bir saygısızlık görmemiş olan Ahmet Rıfkı Bey, çok müteessirdi. Arka sıralarda oturan Ömer ayağa kalktı; “Muallim Bey mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler. Siz ise, hala buradasınız. Biz de gitmek isteriz ama yaşımız tutmuyor” dedi. Muallim Ahmet Rıfkı Bey, hiç düşünmediği bir sual ile karşılaşmıştı. “Sevgili yavrularım! İnsanlığın her döneminde olduğu gibi bu devirde ve daha ziyadesiyle sizlerin eğitim ve öğretime muhtaç olduğunuz bu günde, milli ve medeni terbiyeyi veremiyor muyum?”. Ön sırada oturmakta olan Avni “Muallim Bey, sevgili İstanbul elden giderse, sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar, söyler misiniz?”

 

            Ahmet Rıfkı Bey ağlıyordu. Mektup idaresine dilekçesini verdi. Vedalaştı. Evine geldi. Annesine durumu kısaca anlattı: “Anneciğim, hakkını helal et!” deyip, ellerini öptü. Mahallenin bakkalı Selahattin Adil Bey’e uğradı: “Selahattin amca, anamı iaşesiz bırakma, düşman hançerini Çanakkale bağrına saplamış onu çıkarmaya gidiyorum. Dönüşte borcumu öderim” dedi. Ahmet Refik Bey, İstanbul’da çok kısa bir süre eğitim gördü. Çanakkale Düztepe’de bulunan birliğine katıldı. Ahmet Rıfkı Bey’in ilk önce mektupları kesildi. Sonra şehitlik haberi ulaştı İstanbul’a… Bir süre sonra Ahmet Rıfkı Bey’in annesi Ayşe Hanım, komşu kızı Gülşah ile birlikte, alışveriş yaptığı bakkala gitti. “Selahattin Adil Efendi, biliyorsun Ahmet Rıfkı Bey’in şehitlik künyesi geldi. Üzerinde çıkan eşyası, parası ve ikramiyesini bir heyet getirdi, İşte bu çıkının içinde. İstedim ki, oğlum borçlu yatmasın. Yaklaşık yedi aydır senden veresiye alırız. Utanır oldum. Ne yapalım. Allah’ın takdiri! Yap hesabını, al hakkını çıkının içinden!”.

 

            Selahattin Adil Efendi, Ayşe Hanım’ın bu açık yürekliliği karşısında yutkunarak, veresiye defterini önlerine koydu. Ahmet Rıfkı Bey’in bölümünü açtı… Gülşah Hanım veresiye defterinin sayfalarına “kırmızı harfle” yazılmış Arapça satırları okurken gözyaşlarına boğulmuştu: “BU HESAP AHMET RIFKI BEYİN KANIYLA ÖDENMİŞTİR, VESSELAM!”

 

            Selahattin Adil Efendi dükkânın içersinde bulunan müşterilerine döndü: “Biz devlet değiliz, devlet kadar güçlü olmayabiliriz ama devletin erişemeyeceği noktalara, bizlerin ulaşması gerekir. Ahmet Rıfkı Bey, bu vatan uğruna can verdi. Buna karşılık biz birkaç parça mal vermekten çekinecek miyiz? Helal olsun! Hiç olmazsa Allah katında bizlere şefaatçı olur, inşallah!” dedi. Ağlıyordu, gözyaşları yanaklarına süzüldü, onları saklarcasına başını döndürdü…

           

            KANLA ÖDENEN BORÇ VE ŞİMDİ PARÇA PARÇA SATILAN VATAN TOPRAKLARI… KANLA ÖDENEN BORÇ VE TEK TEK SATILARAK, YERLİ VE YABANCI İŞBİRLİKÇİLERE PEŞKEŞ ÇEKİLEN CUMHURİYETİN KAZANIMLARI….  BUNLARI YAPANLAR ER VEYA GEÇ ŞEHİTLERİN KURUMAYAN KANLARINDA BOĞULACAKLARDIR. ŞÜPHESİZ HESABI DA SORULACAKTIR!