Son Dakika Haberler

Çocuklara kurduğumuz dünya işte bu!

Çocuklara kurduğumuz dünya işte bu!
Okunma : 91 views Yorum Yap

mmorMaalesef küresel kültürsüzlüğün egemen olduğu ve toplumsal değerlerin ayaklar altında çiğnendiği bu çağda çocuklarımızı hiç de güzel şeyler beklemiyor.

Tam da ülkemizde cinsel istismar için önlemler düşünmeye başladığımızda, Avrupa denilen güya uygarlık merkezinde korkunç cinsel istismar reklamları yapılıyor. Son Erovizyon yarışmasında Avusturyalı bir Yahudi şarkıcı olan sakallı kadına ödül verilerek cinsel tercih haberlerini bu yarışmayla birlikte dünyaya gönderdiler.

Maalesef her yaştan çocuk da bu haberleri izliyor. Hormonal değişimin başladığı 11-12 yaş çocuklarında cinsel kimlik tereddütlerinin yaratılmasına sebebiyet vereceği için en tehlikelisi bu yaşlar içindir.

Çocuğu önce şaşırtıyor sonra da ondan dengeli davranışlar bekliyoruz. Büyük günahlarımız var. Ders kitaplarında da böyle sorumsuzca yazı ve resimler var.

Biz neyin tohumunu ekiyoruz çocuk beyinlerine, nasıl bir kültür yeşerecek bu tarlada görmüyoruz. İnsani yanını geriletip hayvani yanını öne çıkaranlarla kuşatıldık. Sonra da cinsel istismardan çocuklarımızı en iyi nasıl koruyalım diye ceza yasaları öneriyoruz

Bataklıkta çocuk büyütülemez. Bu Avrupaya çöplük egemen oldu, orası medeniyetin beşiği değildir artık. Pislik ordan yayılıyor. Girmek istediğimiz birlik bu bataklıktır, bundan çocuklarımız şimdiden zarar görüyor, bunu önce kendimiz görelim.

Romanyalı dilencilerin istilasını da durdursunlar, eline akordeonu alan gelmiş, babalı kızlı her köşeyi tutmuşlar, gerçekten ihtiyacı olan kendi dilencimizi de kovuyorlar. Hristiyan Avrupa’da karnı doymamış, üstelik çocuk parası da alıyor, gelmiş benden dileniyor, “gelme” diyen yok. Burada kız çocuklarına dilencilik yaptırmak gibi, cinsel istismara açık bir çıbana dikkat çekmek istiyorum. Batıya yaklaştıkça batıyoruz.

Erovizyonda 16 yıl önce yine bir transseksüel İsrailli şarkıcı derece almıştı. Bu yıl kazanan da Avusturya Yahudisi. Çok enteresandır, Tuncay Güney adında bir eşcinsel de başına Yahudi kipası takarak ekranlara çıkıyor, hatta Kanada’da Uçansüpürge aile şirketinden bir erkekle evlenmiş diye haberler var.

Bülent Arınç, “Çocukların cinsel istismara açık hale gelmesinde toplumsal nedenleri de ortadan kaldırmalıyız” dedi. Acaba hiç Ankara Uçansüpürge film festivaline gitmiş midir? Bu festivalde hiç normal film gösterilmez.

Eşcinsel filmlerini getirenler de, buna sponsor olan Kültür Bakanlığı da cinsel istismara tetikleyici reklam verdikleri için sorumludur. Ekilen tohum bu olursa toplumdan ne bekliyoruz. Toplumsal gerçekçilik yerine bireysel yozluklar film konusu oluyor şimdi. Böyle filmler, küresel ahlak çökerticilerin egemen olduğu bir merkezde üretiliyor. Yeni Dünya kuruyorlar, tuhaf şeylerin dünyası. Her yerde varlar ve eşcinsellik tohumu ekiyorlar, bir tür neslin devamını kesmek için kısırlaştırma seramonisi.

Hz.Muhammed’in Hayatı ders kitabına eşcinsellik fotoğrafı koyan da, Ankara Ulus’taki otellerde Pakistan’dan çocuk denecek yaşta gençleri getirip eşcinsel pazarı kuranlar da, bunlara göz yumanlar da, ülkemizde çocuk istismarına zemin yaratmaktan sorumludur.

Milli iradesini yabancılara devreden toplumlar aldıkları borç karşılığında çocuklarını o emperyalist canavara teslim ederler.

Borç köleliği hortladı, küresel çağ bundan başkası değildir. Çocuklarını borcuna karşılık vermeye başladı toplum. Tıpkı İslamiyet öncesi toplumlarda, Romalı Yahudi banker, borçlu babanın kız çocuğunu elinden alıp kendine köle götürebiliyor veya kerhaneye rehin verebiliyordu. Hatta böyle borç kölesi olarak el koyduğu genç kadından çocuğu olan tefeci o çocuğu da kölesi gibi görüyordu.

Hz.Muhammed’in hakkında cariyeleri vardı diye dedikodu yapmayı pek seven birilerine hatırlatmak isterim, o kadınlar Yahudi tefecinin kalesinden kurtardığı kölelerdi. Hz.Muhammed’in yanında büyük avlulu evindeki odalarda ölene kadar orada namusuyla ona minnet duyarak yaşadılar. Hatta bunlardan Safiye hanım, borç kölesi olarak Yahudi tüccarın kalesine götürülmüş bir kadının kızıydı.

Maalesef bu konu Hz.Muhammed’in Hayatı ders kitabında bile çarpıtılmış halde, “Bana Yahudinin kızı diyorlar” şeklinde, diğer hanımlardan şikayet ederken veriliyor! Bunu okurken, Galata bankerlerinin evlerinde çalışan Kasımpaşalı kızları düşünmüştüm. Hamile bıraktıklarında ne o kıza ne de çocuğuna hiç sahip çıkmazlardı, sadece çocuklarını Atatürk’ün kurduğu Çocuk Esirgeme Kurumu alırdı. Bugün başına böyle iş gelmiş bir kızımızı ömür boyu Hz.Muhammed gibi namusuyla yanında yaşatacak bir delikanlı adam aramızda var mı?

Hatta, babasının kim olduğunu bildiği halde çok itibarlı babasına bir kere bile baba diyememiş çocuklarımız var, değil mi?

Borç köleliğine döndük boşuna demiyorum. Hangi bankerler kazanıyor bir bakın.

Son yıllarda, sadece AKP döneminde, ya da soyadı İslam olan kadın bakan zamanında kaç bin genç kadınımız kredi kartıyla borçlanmış olarak bedenlerini kerhanede paranın tanrılarına kurban vermek için vesika başvurusunu yapmıştır, açıklayabilirler mi?

Bu noktada, “zoraki istismar” diyeceğimiz kapitalist istismarı konuşmalıyız. Köylere kadar gidip önüne gelene kredi kartı veren yabancı bankacılara dur demeyen Maliye Bakanı kadar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam da sorumludur.

Bir toplumda kendi kızlarına, kendi oğullarına ve kendi çocuklarına bu kadar istismara açık ortam yaratan yöneticiler varsa, bunlara nasıl oy verildiğini anlamak için borç köleliği mekanizmalarını takip etmek yeterlidir.

Yöneticiler de bu toplumun insanıdır diye düşünüyoruz, bilerek yapamazlar, bunları kendi iradeleriyle yapmış olamazlar, iradeleri felç olmuş haldedir.

Ders kitaplarında çocuklarımıza yaşatılan zihinsel istismarı da ekleyerek diyorum ki, bunca çocuk istismarı, bunca kadın istismarı varken, ülkemizde hâlâ “milli irade egemendir” diyebiliyor musunuz?

 

Mahiye Morgül

12.5.2014