Son Dakika Haberler

CHP’nin yeni M.Y.K.’nu “kansız Türk soykırımı”na direnmeye çağırıyoruz!

CHP’nin yeni M.Y.K.’nu  “kansız Türk soykırımı”na direnmeye çağırıyoruz!
Okunma : 107 views Yorum Yap

YAŞASIN TÜRKİYE HAREKETİ

CHP’li Cumhuriyet Türkleri’nin 10 nolu Bildirisi

CHP’nin yeni M.Y.K.’nu

“kansız Türk soykırımı”na direnmeye çağırıyoruz!

 BİR:

Partimiz Cumhuriyet Halk Partisi 34. Kurultayını yaptı. Parti Meclisi’nin ardından dün de yeni Yönetim Kurulu üyeleri belli oldu. Tarihe not düşmek üzere gözlem ve yorumlarımızı başta parti üyesi arkadaşlarımız ve CHP’ye gönül vermiş yurttaşlarımız olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğünden yana, keza  Türk Milleti’nin yüz yüze bulunduğu “kansız soykırım”a yâni demokrasi adına “anayasal kimliğinin silinmesi” / “anayasadan Türk sözcüğünün çıkartılması” girişimlerine direnmeye kararlı tüm yurtseverlerle paylaşmayı bir görev biliyoruz.

 

İKİ:

34. Kurultay, Türkiye Cumhuriyeti’nin içeride ve dışarıda ağır tehdit ve tehlikelerle yüz yüze olduğu;  ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuz bölgesinde “eş-başkan” payeli Başvekil ile o’nun Arapçı / Osmanlıcı Hariciye Nazırı Ahmed bin Davud’un abuk subuk ve gayrı-ciddi, maceracı politikalarıyla hiç mi hiç gerekli olmayan bir savaş saçmalığına sürüklenmesi olasılığının yüksek olduğu koşullarda yapılmıştır.

Kısacası yurdumuz ve ulusumuz için çok kritik bir sırada gerçekleştirilen bu kurultayda geriye dönüp baktığımızda, dikkate değer / dikkati çeken ne vardı? diye sorduğumuzda, ne yazık ki sadece elle tutulur 2 veya 3 şey sayabiliriz.

Birincisi: Sayın Genel Başkan’ın artık çekinmeden Mustafa Kemal Atatürk adını hem de birçok kez telaffuz edebilmesi; dahası tam 3 kez “Türk” demeyi ağzına alabilmiş olmasıdır (“Türk köylüsü”; Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu). Bunu, Türk ulus-devletinin kurucusu ve ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk olan partimiz açısından son 2 yılda düzenlenen olağan ve olağanüstü kurultaylarda tanık olduğumuz en olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Bu değişimin yeni Parti Meclisi’nin tüm üyelerine örnek olmasını, bu rota ayarının Kurultay süreciyle sınırlı kalmadan içtenlikle sürdürülmesini, korkmadan “Türk Milleti” de denebilmesini diliyoruz. Bu dileğimizi partimizin Genel Başkanı’na ve Yönetim Kurulu üyelerine resmen ve en net şekilde dile getirmeyi sadece birer “ferd-i millet” olarak değil CHP’liler olarak da en temel görevlerimizden biri düzeyinde değerlendiriyoruz.

 

ÜÇ:

34. Kurultay’ın ikinci dikkati çeken yanı yine Genel Başkan’ın açış konuşmasıyla ilgilidir. Bu konuşmada Genel Başkan, partimiz için ciddi bir “değişim” mesajı vermiştir. Genel Başkan konuşmasının değişimle ilgili bölümünde gerçekten ağırlığı olan konulara işaret etmekten çekinmemiş, sorunlardan yakınmakla yetinmemiş, CHP olarak “çözüm” üretmenin bu değişimin en önemli halkası olduğunu vurgulamıştır.

Buna katılıyoruz. önceki Genel Başkan’ın 1 Mart Tezkeresi ve Kardak adası krizinde takındığı tavır başta olmak üzere bazı çok önemli ulusal davalarda göğsümüzü kabartan değerli müdahalelerine rağmen ne yazık ki parti içinde kendi iktidarının dayandığı statükoyu sürdürmeye ve ülkede değil partide iktidar olmaya öncelik vermesinden ötürü Partimiz halkımızın gözünde “iktidar alternatifi” olarak algılanmaz olmuştu.

Genel Başkan’ın partimizdeki değişimin en önemli ayağı olarak iktidara gelmeyi hedeflemesi ve bu bağlamda özellikle, öncelikle ekonomiye yeni ve gerçekçi bir gözle bakmasını olumlu buluyoruz. Nihayet CHP’de hem parti içindeki statükoyu sürdürmek anlamında; hem de ekonomiye bakışta 1970’lerdeki zihniyeti 21. Yüzyılın çağ atlamış dünyasını algılamaktan, anlamaktan uzak bir kafayla sürdürmek anlamında “eski”nin savunuculuğuna karşı çıkmasını olumlu buluyoruz. Baykal döneminde partimiz kireç bağlıyordu. CHP’ye yönelik ilgide az da olsa bir artış kaydedilmesi ise partimizin marifetinden ziyade esas olarak AKP’nin şerrinden kaçanların, denize düşenlerin Baykal’a sarılmalarından ötürüydü. CHP gerçekten de özlü bir değişim geçirmek zorundadır. Türkiye’nin AKP’den kurtuluşu önce CHP’nin kağşamaktan, taşlaşmaktan kurtulmasından ve vizyonuyla, söylemiyle, demokratik yapısıyla 21. Yüzyılın Partisi haline dönüşmesinden geçmektedir.

 

DÖRT:

Genel Başkan’ın 34. Kurultaydaki konuşması bu anlamda biraz da olsa iyimserlik vericidir. Genel Başkan, değişimi sanki artık “başkalaşmak”la özdeş tutmuyor gibidir. CHP’nin tarihini artık daha sevecen, daha sıcak bir üslupla dile getirmiş ve 2. Cumhuriyetçi tayfanın içeriden ve dışarıdan ısrarlı telkinlerine rağmen sanki artık geçmişi reddetmek yerine eğrisiyle, doğrusuyla bir bütün olarak sahiplendiği izlenimini vermiştir.

Genel Başkan’ın Kurultay açış konuşması gibi resmiyeti ve bağlayıcılığı yüksek bir konumda “Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi emperyalizmle mücadelenin tarihidir. Bağımsızlığımızın tarihidir. Bütün yurttaşlarımız şunu çok iyi bilsinler ki: tam bağımsızlıkçı, anti-emperyalist duruşumuzdan bir milimetrelik sapma dahi yapmayacaktır Cumhuriyet Halk Partisi” demesini alkışlıyoruz. Biz de bu sözün tutulmasına var gücümüzle katkıda bulunmaya hazır olduğumuzun; Genel Başkan’ın ve Yönetim Kurulu’nun icraatını bu vaadin, bu sözün ışığında değerlendireceğimizin güvencesini veriyoruz.

 

BEŞ:

Genel Başkan’ın bugünün dünyasını en azından ekonomik boyutta doğru teşhis etmesini ve bu anlamda partimize, Türkiye’ye gerçekçi bir hedef göstermesini olumlu karşılıyoruz. Genel Başkan’ın Kurultay konuşmasında: “Bugünkü yüzyılda, geldiğimiz koşullarda zenginlik ve refahın temeli artık değişmiştir. Zenginliğin ve refahın temelleri bilgi toplumuna endekslenmiştir artık. Zenginleşme süreci bilgi yoluyla ve bilgi ağırlıklı sanayi yoluyla bütün dünyada yer bulmaya başlamıştır” saptamasına biz de katılıyoruz.  

Genel Başkan’ın o sözlerinin ardından “Siyasetçinin, toplumu değiştirmek isteyen siyasetçinin, toplumu ileriye götürecek siyasetçinin bu olguları görmezlikten gelmesi mümkün değildir” demesini ve onun devamında bu sözlerini “Değerli arkadaşlarım, bu süreçte devletin görevi sosyal piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesini sağlamak ve yol gösterici olmaktır. Kalkınma planlarının varlık nedeni de temelde budur” diyerek bağlamasını yürekten alkışlıyoruz. Aynı şekilde konuşmasının devamında: “Dünya değişti; artık büyük balık küçük balığı yutmuyor; hızlı balık yavaş balığı yutuyor. İşin özü budur. Türkiye hızlı olmak zorundadır, üretmek zorundadır. Gönenç toplumu olmak zorundadır” teşhisini paylaşıyoruz; “İşçisiyle, çiftçisiyle, sanayicisiyle önce üreteceğiz, sonra gönenci hakça bölüşeceğiz. Üreteceğiz ki toplum olarak zenginleşeceğiz” tedavisini doğru buluyoruz.

Bu bakışı, CHP’de nihayet 1960-70 modeli ekonomi kafasının terk edilmesinin önünün açılması olarak yorumluyoruz. Bununla birlikte, bu yönde CHP’de atılacak yenilenme adımlarının bir uçta “ithal ikamesi” saplantısından kurtulunurken öbür uçta “sosyal liberalizm” ucubesine savrulmak riskini taşıdığının farkındayız ve Parti Meclisi’nde özellikle yer açılmış çok sayıda İkinci Cumhuriyetçi’nin, SHP eskilerinin partimizi tam da bu rotaya sokmak yolunda çaba göstereceklerinden de kuşku duymuyoruz. Bu savrulmaya da doğru yolun ne olduğunu göstererek direneceğimizi belirtmeyi bir borç biliyoruz.

ALTI:

Partimizin 34. Kurultayından geriye kalan üçüncü dikkate değer olgu ne yazık ki Parti Meclisi seçimine “şaibe” gölgesinin düşmüş olmasıdır. CHP tarihinde ilk kez oluyor böyle bir şey. Oylama serbestçe yapılmasına rağmen oyların sayımı “kör, kör parmağım gözüne” dercesine fahiş ve hemen düzeltilemeyecek birkaç hata bahane edilerek çeşitli ayak oyunlarıyla sonunda İl Seçim Kurulu’nun sorumluluğuna devredildi. Ve orada oy sayımı kapalı kapılar ardında akla her türlü kuşkuyu getirecek bir şekilde cereyan etti. Sonuçta da “anahtar liste”de yer aldığı halde seçilememiş bazı isimler bu kapalı kapılar ardındaki “düzeltilmiş” sayım sonucu Parti Meclisi’ne kapağı atabildiler. Yoksa ilk sayımın öyle fahiş hatalı sonuçlanması tam da böyle bir düzeltmeye şans tanımak üzere baştan tasarlanmış kurnazca bir kurgu muydu?

O hatalar gerçekten bilgisayar yazılımının çuvallamış olmasının bir sonucu ise, o da başlı başına ayıptır. Çünkü son genel seçimde de genel Merkez’de oy sayımlarını an ve an izlemekle, hesaplamakla görevli merkez bilgisayar sistemi daha onuncu dakikada çökmüştü! Bu kez de Büyük Kurultay’da yine bilgisayar sisteminin oy sayımında arıza vermesi partimiz adına alay konusu olacak derecede ciddi bir hatadır, eksikliktir. Ancak bundan daha büyük bir ayıp: oy sayımının yeniden ve açıkta yapılmasının kavga dövüş engellenmesi, geciktirilmesi ve sayımın aslında resmen ve fiilen kapalı kapılar ardında İl Seçim Kurulu üyelerinin “sütüne” emanet edilmesidir! Bu usul, bu yöntem, oyların kapalı sayımı demokrasilerde değil totaliter düzenlerde, o zihniyetteki tek partilerde olur!

 

YEDİ:

Bu noktada çok partili dönemde CHP’nin örnek tarihini anımsatmak gereğini duyuyoruz. Genel Başkan’ın Başvekil’i bile önceleyen ve geçen ağırlıkta suçlayıcı bir üslupla andığı değerli büyüğümüz İsmet İnönü, 1970’lerin başında Bülent Ecevit ve arkadaşları ile genel başkanlık yarışında hiçbir zaman ayak oyunlarına, delege oyunlarına tevessül etmemişti. Genel Başkanlığı kaybettiği kurultay seçimi bu açıdan parti içi demokrasi adına örnek oluşturacak, bugün de örnek alınacak değerdedir. Bu örneği en başta herkesten demokrat geçinen ve rakiplerini totaliterlikle suçlayan İkinci Cumhuriyetçilerin iyi bellemesi gerekir.

 

SEKİZ:

Genel Başkan, Kurultayı açış konuşmasında ülkemizde demokrasinin, özgür tartışmanın, ortak aklı harekete geçirmenin gereği ve değeri konusunda, bizim de yürekten katıldığımız güzel sözler söylemiştir.

Kısaca aktaralım:

“Büyük bir tarihi deneyimi var Türkiye’nin. Büyük bir entelektüel birikimi var. İnsan zenginliği var. Yapmamız gereken kolektif aklımızı harekete geçirmektir. Bunun için gerçekten konuşan bir Türkiye’yi yaratmamız gerekiyor. Tartışan bir Türkiye’yi yaratmamız gerekiyor. Sorunlara çözüm arayan bir Türkiye yaratmamız gerekiyor.”

 

Biz de aynen katılıyoruz bu sözlere ve diyoruz ki:

Genel Başkanımızın cümlelerini Türkiye sözü yerine CHP sözü geçirerek tekrarlayın yine en az o kadar doğru ve geçerli olur. Çünkü partimizin de “büyük bir tarihi deneyimi”, bastırılsa da “büyük bir entelektüel birikimi” vardır. CHP’de de yapmamız gereken ortak aklı harekete geçirmektir. “Konuşan bir CHP” yaratmalıyız; delege oyunları, koltuk hesaplarıyla çekişen, didişen bir CHP değil, “konuşan, tartışan, çözüm arayan bir CHP” yaratmamız gerekiyor.

 

Kaldı ki eğer Türkiye için istediğimiz güzel şeyleri en başta biz kendi içimizde, partimizde uygulamaya koymazsak, hattâ tam tersi bir tavır sergilersek, seçmeni içtenliğimize nasıl inandırabiliriz, halkımızın güvenini nasıl kazanabilir, insanları CHP’nin değiştiğine nasıl ikna edebiliriz?

DOKUZ:

Doğal olarak bu konuda, bu yönde en büyük sorumluluk ve önderlik / örneklik Genel Başkan’a düşmektedir. Önceki Genel Başkan, ne yazık ki bu anlamda çok kötü bir örnek sergilemişti. 2008’deki Kurultay’da önceki Genel Başkan: “Bu partiyi ben kurdum, Genel Başkanı benim. Bu parti benim partimdir. Bu partide benim görüşlerim geçerlidir. Beğenmeyenler gidip kendi partilerini kursunlar” demekten çekinmemişti.

Şimdiki Genel Başkan’ın ise kendi sözlerine sadık kalarak görevini yapmasını bekliyoruz. Bu yönde Genel Başkan’ın yukarıda aktardığımız sözlerinin devamında: “İktidarın mutlaka muhalefetin söylemlerine kulak kabartması gerekmektedir. Her dediğim doğrudur, muhalefetin her dediği de yanlıştır yanlışından iktidarın kendisini kurtarması gerekmektedir” demiş olmasını sadece Türkiye için değil CHP için de gerekli ve geçerli kabul ediyoruz ve CHP’de parti içi demokrasinin buna gerçekten uygun işleyeceğine, işletileceğine dair bir güvence olarak saymak istiyoruz.

 

ON:

Buna somut bir örnek oluşturmak üzere, yeniden Anayasa’da yapılacak değişiklikle “Türk” kimliğine gönderme yapılmamasının; Osmanlı İmparatorluğu gibi çok-etnikli, çok-dinli bir devlette bile hem de yabancıların Osmanlı uyruklarını toptan “Türk” diye adlandırdıkları tarihsel bir olgu iken, Türk ulus-devletinde Anayasa’da “Türk” denmesini yasaklama veya bunun arkasından dolaşmak üzere Ulus’un Türk kimliğine “kuma”(lar) getirilmesine yeltenilmesinin CHP’de açıkça ve özgürce tartışılmasını talep ediyoruz.

Parti içine yeni alınmış ve yeniden doluşmuş İkinci Cumhuriyetçi zevatı, mikro-milliyet ırkçılığı güden ama Türklerin en doğal ulusallıklarını bile kınamaktan, karalamaktan, bastırmaya çalışmaktan kaçınmayan; kısacası: birinci hedefleri AKP ve her türden Kürtçülerle bir olup Türklüğü başlangıç olarak “anayasadan silmeye” hevesli ve hazır tüm demokrasi, hattâ sosyal-demokrasi bezirgânlarına meydan okuyoruz:

Avrupalı Sosyal-Demokrat Partiler’in içi boş programlarını çevirmekle yetinmeyin. Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan Anayasalarını çevirtip bu açıdan okuyun. Bakalım Türkiye’de yapılmak istenen “kansız soykırım”, “anayasal yoldan Türklüğü silme” marifetine benzer bir uygulamayı o ülkelerin anayasalarında o ülkelerin ulusları için bulabilecek misiniz? “Türk” adını Anayasa’dan silmek isteyenlere soruyoruz: Türk-iye adındaki Türk’ü ne yapacaksınız? Onu da silmeyecek misiniz? Yoksa o daha sonra mı gündeme gelecek? Yoksa Türkiye’nin bölünüp, Türkleri küçük bir coğrafyaya sıkıştırılmış bir devletçik olarak kalmasında ve onun Anayasasında Türk adının istenirse her maddede geçmesinde sakınca görmeyecek misiniz?

 

Bir kere daha vurgulayalım:

Anayasa’dan Türk kimliğini çıkartmak veya sulandırmak yahut Türklüğü / Türkleri bir alay etnik gruptan biri konumuna indirmek “Türk-iye” devletinin temellerini dinamitlemek olur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne fiilen öldürmek kastıyla darbe indirmek olur.

Biz bu ortamda “Yaşasın Türkiye” demeyi kendimize şiar edinmiş “CHP’li Cumhuriyet Türkleri”  olarak dost / düşman herkese diyoruz ki:

 

Türkiye’de ve hele Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu partimiz içinde bugün böyle bir tartışmayı yaşar olmanın derin üzüntüsüne katlanarak bu yıkıcı eğilimlere, girişimlere her zaman ve her zeminde direnmekte; Türk’ü / Türklüğü / Türkleri / Türküm diyenleri / “Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmak” için Atatürk’ün gösterdiği yolda gereken her şeyi yapmakta kararlıyız.

 

“CHP’li Cumhuriyet Türkleri” adına Sözcüler:

Ertaç Erten  —  Nazım Güvenç