Son Dakika Haberler

Cübbe – Molla… Ve golll… Müyesser Yıldız

Cübbe – Molla… Ve golll… Müyesser Yıldız
Okunma : 192 views Yorum Yap

Başbakan Erdoğan ameliyatından sonra ilk kez evinden çıktığında Dolmabahçe Sarayı’na, pardon ofisine gitti.
Anlaşılan Doha’daki Medeniyetler İttifakı toplantısına gönderilecek görüntülü mesajın çekimi yapıldı.

Fonda Türk bayrağı, bir de ne olduğu anlaşılamayan siluet-çizim gibi bir şeyler vardı.

Uzun süredir ne Gül, ne de Erdoğan’ın halka sesleniş görüntülerinde Atatürk portresinin yer almadığını farkettim. Oysa ilk zamanlarda Atatürk de, Anıtkabir de vardı.

Arap aleminin hedeflendiği bir mesajda Atatürk’ün olmaması gayet normaldi..

Arapların Milli Mücadeleye Mustafa Kemal’in “Cumhuriyetçi niyetleri “ sebebiyle destek vermediğini, emperyalistlerin yanında yer aldığını bilenler için tabii!..

Dolmabahçe’den seslendi…

“Türkiye” demekle yetinmedi, “İstanbul’dan selamladığını” vurguladı Erdoğan…

İstanbul ve Dolmabahçe’nin Arap alemi üzerindeki malum anlamı kaldıysa, cemaatle ilişkilerin gerildiği o günlerde bu semboller daha bir dikkatimi çekti nedense…

* * * *

Başbakan Erdoğan aynı gün Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinden önce Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i kabul etmişti.

Ve ilk mesai günü…

Şike yasası virgülüne bile dokunulmadan aynen iade…

Ve…

Yasa Gül tarafından onaylanmadan 8 tahliye kararı çıktı.

Mahkemenin henüz yürürlüğe girmemiş yasayı esas alması önemliydi.

****

Bu tesadüfler zincirinde bir gol atıldı ama kimin kalesine girdi göremedim!.. Çünkü o sırada şunu düşünüyordum:

“Futbol Ergenekonu’nda yanıltıldığını gören Erdoğan, (Ergenekon Terör Örgütü) iddiasında da yanıltılmış olabileceğini hiç aklına getirmiş midir acaba?.. “

Getirmemiş olmalı ki, Adalet Bakanı Ergin, “ tecavüzcüler, askeri öldürenlerle bizleri bir kefeye koyabildi. Eğer bu devlet, bu ayrımı yapamıyorsa, resmen iflas etmiştir, fazla söze gerek yok.

Geriye bize de şu seçenek kalıyor; Tecavüz edecek birini bulursak, tecavüz edelim, öldürecek asker-polis aramaya çıkalım!..

****

Tahliyelerin arkası gelecek ama üzülmeyin…

Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve AB’den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın son günlerde yaptıkları açıklamalardan şu sonucu çıkardım:

KCK’dan Büşra Ersanlı ile Ragıp Zarakol, ETÖ’den Nedim Şener ve Ahmet Şık tahliye edilecek!.. Siz sağ ben selamet.

Hafta sonları avukatlar dahil, bizleri ziyaret imkansız gibi bir şeydir. Ama Türkiye-AB Karma Parlamento Eşbaşkanı Helena Flautre Cumartesi günü Prof. Büşra Ersanlı’yı ziyaret etmiş. Üstelik de görüşme cezaevi kütüphanesinde ve yüz yüze yapılmış. Ne şanslı insanlar var !..

****

Bu ülkede fuhuş neredeyse resmileşmedi mi?

Zina serbest bırakılmadı mı?

Cübbeli Ahmet Hoca’nın bile “çeteden” içeri tıkılmasından söz ediyorum. Onu bile “şantaj kasetleri“ konusunda çeteye muhtaç edenlerin hiç mi suçu yok acaba?

Ama asıl sorum şu; İsmailağa cemaati Fener-Rum Patrikhanesi’nin yayılmasına açıktan cephe almasa, seçimlerde MHP’yi destekleyeceğini açıklamasa bunlar olur muydu?

“Koalisyon ortağı” iken “olduk” diyerek Erdoğan’la bile “güç paylaşımı“ savaşına girenlerin, Süleymancıları, Menzil’i, Albayraklar’ı rahat bırakacağı mı sanılıyor? Bakalım Cübbeli’den sonra başka hangi “kazalar” yaşanacak?!..

****

Ne Öcalan, ne Hasan Cemal’e rağmen vazgeçemedim.

Ama lâkin fakat yeni YÖK Başkanı’nın özelliklerini görünce, 40 yıllık takımım Galatasaray’ı bırakıp FB’li oldum.

Oğlum İlim başta, tüm dostlarla, düşmanlara duyurulur!..

YÖK ve FB ne alâka mı? Fethedilemeyeceği kesinleşen tek “Cumhuriyet ”olduğu anlaşıldığından.

Bir de bizim bakkal Ali kaldı. Acaba onun yerine kim gelecek?

****

Doğu ve Güneydoğu’daki Mele-mollalar kadroya alınacakmış. Bir sorum bir de önerim var.

PKK’nın “ Kürdistan İslam Topluluğu “nun başındaki Mele Şâfi de kadroya alınacak mı?

Türkiye Bilimler Akademisi üyelerini iktidar atayacak ya; bu mollalar diyanet kadrosuna alındıktan sonra yatay geçişle TÜBA’ya aktarılsa diyorum. İşte o zaman gönül rahatlığıyla “ ulemaya danışılır “ …

Ama öncesinde ABD’ye hizmet içi eğitime gönderilmelerinde fayda mülahaza ediyorum, arz olunur!..

****

Vicdanlı duruşu sebebiyle Zaman grubunda giderek suyunun ısındığını hissettiğim Ali Bulaç 12 Kasım’da şunu yazdı :

“21. yüzyılda dernekler, hareketler ve kuruluşlar hükümetleri, bakanları sözde demokratik karar alma mekanizmalarını muhasara altına alıp, kendi görüşlerini empoze ederler; devletin resmi görüşü yerine, sivil görüşü resmileştirirler. Devletin yerini sivil resmi görüş alınca hiçbir şey değişmiyor. “

Bulaç’ın yazısının başlığı da “ İdrak Tutulması “ idi!..

Tek bir itirazım var; “ idrak “ kaldı mı ki, tutulsun ?

Silivri’dan kucak dolusu sevgiler…

Müyesser YILDIZ