Son Dakika Haberler

‘AZİZ İSTANBUL’..

‘AZİZ İSTANBUL’..
Okunma : 100 views Yorum Yap

Çok şiire konu olmuş, epeyce güftenin bestelendiği, bir çok medeniyete beşiklik yapmış ve de Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş şehir; Nam-ı Diğer İstanbul Şair’i Yahya Kemal Beyatlı’nın anlatımı ile, ‘Aziz İstanbul’..

Okulda derslerde konusu geçtiği zaman öğrencilere soruyorum, size sorsalar, ‘İstanbul’u bize anlat’ diye ne dersiniz? Aldığım cevap şu; ‘hocam, anlatılmaz, ancak yaşanır’. Tarihçi Yılaz Öztuna’dan duymuştum, ‘yeryüzünde iki kıta üzerinde kurulmuş tek şehir İstanbul’dur’ diye. Bu söz aslında şimdiki İstanbul’un anlatımıdır. Çünkü peygamberimizin övgüsüne de mazhar olan yer; surlar içerisidir. Ve şükür ki ben, İstanbul İmam-Hatip Lisesi ve Müftü ve Vaizlik Kursu için Haseki Eğitim Merkezi’nde olduğum dönemlerde o surlar içerisinde yaşadım. Bu tariflere ilaveten ben de İstanbul’u şöyle anlatıyorum. Yüce Yaratıcı’nın bize bahşettiği en önemli nimetlerden biri de, her türlü keşmekeşine rağmen İstanbul’da yaşıyor olmamızdır.

Burada kimseye tarih dersi vermek gibi haddimi aştığım düşünülmesin. Sadece meramımı anlatmak için bazı bilgileri tekrarlayacağım. Bir de ilkeli yani tutarlı olmayı, ön görülü davranmayı, yaz ve boz yapmamayı vs. Ben ilk tahsilimi Trabzon Tonya’da yaptım. Akabinde Türkiye’de ilk olan İstanbul İmam-Hatip Lisesi’ne geldim. Büyük bir şehre gelmem ve aileden ayrılmam gibi nedenlerden dolayı doğal olarak memleket hasreti çekiyordum. Bu dönemde adeta sevdalanmış gibi yemek içmekten de kesilmiştim. Bir ay olmuştu okul başlayalı ve 6 Ekim günü gelivermişti. Dediler ki; bugün tatil. Sevincimden bayıldım, çünkü bir dinlenme fırsatı olmuştu benim için. Bu günün anlamını ise; bilmiyordum. Nereden bileyim, anlamının ne olduğunu? Sonradan öğrendim ki 6 Ekim; meğer İstanbul’un 1923’te İngilizlerden temizlendiği günmüş. Lise dönemimin son iki yılında Vatan Caddesi ve Marmara İlahiyat’ta öğrenci iken de Nuh Kuyusu Caddesi üzerinde yapılan resmi törenlere görevli olarak bu okullarımı temsil eden öğrenci gurubunda yer almıştım. Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikleri ile beraber Osmanlı Devleti yenilgiyi kabul edip savaştan çekilmişti. Haçlılar, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nı gerekçe göstererek İstanbul’a geldiler. Gemilerini; 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul’a girdiler. Bunun üzerine hemen Kurtuluş Savaşı başlatıldı. Milletimizin birlik ve beraberliği, verdiği milyonlarca şehid ve yaptığı vatan müdafaası sonucunda 2 Ekim 1923’de işgal kuvvetleri İstanbul’u terk ettiler. 5 Ekim 1923’te de Anadolu’dan gelen Türk Ordusu 6 Ekim 1923 günü halkın büyük sevgi gösterileri arasında Haydarpaşa’dan İstanbul’a girdi.
Ben Galatasaray’lıyım. Ama Fenerbahçe’nin müzesini Fenerbahçe futbol takımının rahmetli eski kaptanı Serkan Acar’ın müdürlüğü döneminde Sarıyer Spor Kulübünden gezen heyet içerisinde idim. Müzeyi gezmeye eski Başkanımız İbrahim Balcı Bey ki ona Allah uzun ömür versin ve kulübümüzün eski divan kurulu üyesi emekli gazi asker rahmetli Suat Uysallar ile beraber gitmiştik. Bu sırada Fenerbahçe’nin müzesi de yeni açılmıştı. Herkese de Fenerbahçe’nin müzesini gezmeyi öneririm. Fenerbahçe’nin ilk rengi Sarı Beyaz’dır ve ingilizlerin İstanbul’u işgali sebebi ile o zamanki yöneticiler, beyaz rengi matem rengi olarak lacivert’e dönüştürmüşler. Fenerbahçe; İstanbul’un işgal günlerinde işgal güçlerinin karması ile bir maç yapar tarihi Taksim Stadı’nda. Ve Fenerbahçe maçı 2-1 kazanır. O günkü İstanbullular; sevince boğulur ve futbolcuları omuzlarına alarak İstiklal caddesi güzergahından Tünel’e getirirler ve Kadıköy’e gitmek üzere onları yolcu ederler. Sarıyer’imizin rengi de Lacivert Beyazdır. Lacivert; dediğim gibi matem rengidir. Bizim rengimiz yunan bayrağı rengi gibi mavi değil tekrar ediyorum, matem rengi; ‘Lacivert’tir. Sarıyer kırk yılında federe oldu ama futbol kültürü ta on dokuzuncu yüzyılın başlarına dayandığı için formasındaki lacivert renk; İstanbul’un yabancılar tarafından işgali nedeni ile, halkın düştüğü buhranı, matemi temsil eder. Çanakkale savaşları sırasında bildiğimiz gibi Galatasaray, İstanbul, Kastamonu Liseleri ve İstanbul Tıp Fakültesi me’zunlarını şehid olarak vermiştir. Buralara fazla girersek, çıkamayız ve hemencecik konumuza dönelim. Yani Cumhuriyeti kuran irade; İstanbul’un işgalinden kurtulduğumuz 6 Ekim’i tatil haline getirerek çok doğru bir hamle yapmıştı. Biz geçen Cum’a günü; 6 Ekim İstanbul’un Kurtuluş Günü münasebeti ve İstanbul Müftülüğü’nün talimatı ile şehitlerimize hatim okuyarak vaaz sonrası dua ettik. Çok yerinde bir uygulama. Bana göre bu gün tekrar tatil olmalıdır. Ben bu konuda duadan önce kısa bir açıklamada da bulundum. Bana; ‘İstanbul’u kim kurtardı?’ diye de soruldu. Ben de; ‘Atatürk ve arkadaşları, senin dedenin dedesi, benim halamın dayısının dedesi. O günkü Osmanlının torunları, vs.’ diye cevap verdim. Bizim Tonya’nın bir Neşat Aydın’ı var, herkes O’nun ozanlığını istemese de kabul eder. Çünkü repertuarı çok güçlü, çıktığı programlarda yanında olanlar, başka zamanda arkasından sallarken, kendilerini atacağı türkülerle rezil etmesin diye O’na, ‘Ozanımız, Neşat Ağabey’ diye hemen yağ yakarlar. Ben de yıllar önce ‘tonyahaber’de kendisi için, ‘Atma Türkünün Maradonası’ diye bir yazı kaleme almıştım. O, Kurtuluş Savaşını anlatırken ezberlediğim şu dörtlüğü de söylüyordu;

‘Ecdadımuz savaşti,
Balta kürek naçakla.
Ahmet doksan yaşında,
Mehmet topal bacakla,
Bu ehtiyar analar,
Taş taşirdi kucakla..’..

Prof. Dr. Emin Gürses Hoca, geçmişte Sarıyerde’ki bir konferansında şöyle demişti; ‘bugün dış güçler ülkemizi terörle zayıf düşürmeye çalışıyorlar ve bunu başarırlar ise İstanbul’u kolayca geri alacaklarına inanıyorlar’. Evet bugün güney doğu bölgemiz, orta doğu ve orta asya enerji kaynaklarının kontrolleri ve dünyaya emir ve komuta bu dünya şehrini elde etmekle mümkün. Yani bu şehrin böyle önemli bir konumu var. Görülüyor ki; haçlı dünyasının, ‘İstanbul’u geri alma sevdası’ bitmemiştir. Bu gidişle de bu sevdadan vazgeçmeyecekleri görülüyor.

Öyle ise, millet olarak birlik ve beraberliğimizi iyice sağlamalı ve çok güçlü olmak zorundayız. Biz; herkesin gözü olduğu ve koruması çok güç ve bedel isteyen toprakları sahiplendik. Bir de peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş Nam-ı Diğer İstanbul Şair’i Yahya Kemal’in dediği gibi; ‘Sade bir semtini sevmek bile, bir ömre değen Aziz İstanbul’u..