Son Dakika Haberler

İktisadi yaşamın en büyük yalanı “rekabet”!Bülent ESİNOĞLU

İktisadi yaşamın en büyük yalanı “rekabet”!Bülent ESİNOĞLU
Okunma : 5 views Yorum Yap
Bülent Esinoğlu

Karşımıza iki ayrı konunuymuş gibi çıkar ama aslında tek ve aynıdır.

Siyasi olarak kaşımıza emperyalizm olarak çıkar. İktisadi olarak ise monopol diye çıkar.

Liberal ekonominin iktisat derslerinde, monopoller; eksik rekabet, ya da rekabeti ortadan kaldırdığı için istenmeyen oluşumlar olarak anlatılır.

Oysa liberal ekonominin destekçisi ve yürütücü monopollerdir.

 Piyasa ekonomilerinin yaşandığı ülkelerde, sözde rekabet kurulları vardır. Ama bu kurulların yöneticilerini, monopol yanlısı olanlar tayin eder.

Bu ülkelerde, rekabet olacakmış gibi söylemler geliştirilir, rekabeti ortadan kaldırıcı siyasetler yürütülür.

Tekel ve monopol sözcüğü de, yeterince anlam ifade etmeyen bir tanımlamadır.

Tekel, monopol, oligopol, tröst gibi sözcükler yeterince açıklayıcı değildir.

Çok açık bir şekilde söylersek; Tekel, rekabeti azaltmak ya da ortadan kaldırmak için zenginlerin iktisadi ve siyasi güçlerini birleştirmeleridir.

Rekabet eden iki kurum birleşir, ortaya ikame edilemeyen, tek bir ürünü piyasaya veren, bir birim ortaya çıkar.

Bazen bu birleşmeler çok sayıda zenginin bir araya gelmesi ile de olabilir.

Monopol demek, zenginlerin birleşmesi, istedikleri ya da gerek gördükleri bir üründe tekel olmaları demektir. Rekabet edebilecek şirketleri de satın alırlar. Satın alamazlarsa, batırarak ortadan kaldırırlar.

Yani rekabet etmesi gerekenler, rekabeti ortadan kaldırıcı iktisadi işler yaparlar.

Zenginlerin kendi aralarındaki her birleşme, ürün ya da hizmetlerini sattıkları halkların zararınadır.

Monopoller ekonominin bir sonucu değildir.

Siyasi bir üründür.

Tüm tekellerin bir araya gelerek belirledikleri iktisat ve siyasete de emperyalizm denir.

Monopoller, ulus devletlerin ekonomiye dahil olmasını istemezler. Ulus devletlerin ekonomiye müdahalesini engellemek için de, monopoller ulus devleti ortadan kaldırmak için tüm güçlerini birleştirirler.

Türkiye’nin üniter(tekli yapı) yapısına saldırı bundandır. Liberallerin de bölünmeden yana olmaları bu sebeptendir.

Bu birleşmelerin ulus devletler içindeki davranışları; siyasi alanda yerelleşme(etnik ve mezhep) iktisadi alanda özelleşmedir. Yani ulus devletin devlet tekellerini ele geçirme operasyonudur.

Siyasi liberalizm devleti ekonomiden tasfiye eder. Devletin kendi kurumları vasıtası ile fiyat ve miktar düzenleme olanağını ortadan kaldırır.

Bir örnek ile açıklayalım.

Ülkemizde yerli otomotiv yapımına, yerli işbirlikçileri vasıtası ile izin vermezler.

Erdoğan yerli oto diye ortaya çıktı. Ama kendisini iktidara taşıyan tekeller buna izin vermediler.

Monopoller var olduğu sürece, ülke siyasetlerini onlar belirler.

Bir ülkede monopoller(emperyalizm) varsa, milli devlet olmaması gerekir. İkisi arasında yaşayanlar ise istikrarsızlığı yaşarlar.

Monopollerden kurtulmak için kapitalizmin içinde kalarak ta çözümler vardır. Ama milli devlet olmadan monopolleri parçalara ayırmak mümkün değildir. Milli devlet yoksa, zenginlerin,yabancı zengin ile birleşmelerini engellemek mümkün değildir.

Türkiye’de bankalar bir araya gelerek faizleri belirler. Bunu dünya alem bilir. Gazeteler yazar. Rekabet kurulu soruşturma açar.

Bir sonuç çıkmaz. Çıksa bile küçük para cezaları olur.

Bankalar aynı işi, yani anlaşarak kredi ve mevduat faizlerini istedikleri gibi ayarlarlar.

Bu ahlaksızlığın bedelini her zaman olduğu gibi halk öder.

Hani rekabet vardı?

Rekabet halkı korurdu?

Son zamanlarda, monopol rantı olarak ortaya çıkan “kentsel dönüşüm”ü yaşıyoruz.

Reklamlarda, Karadeniz uşağunun dediği gibi, dönüşüm yapayukuk.

Yani yeni monopollerin yollarını açıyoruz.

Sanayiden vazgeçtik.

İnşaat yapacağız ama önce, yabancı tekeller ile birleşecek tekelimiz olmalı, oluyor da…

4.11.2012, bulentesinoglu@gmail.com