Son Dakika Haberler

İnandığın Kadar. Burak Özbakır

İnandığın Kadar. Burak Özbakır
Okunma : 112 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Okula başlıyorsun çocukken. Senden daha evvel hayata gelmiş olanlar, kendilerinden de daha evvel yaşamış olanların bilgilerinden yararlanarak, seni daha iyi bir insan yapabileceklerini düşünüyorlar ve sana birşeyler öğretmeye uğraşıyorlar. Bu gözle bakınca olaya, çift taraflı bir görev bu. Sen görev icabı dünyayı daha iyi öğrenmeye çalışırken, senden daha evvel yaşamışlar da, ellerinden geldiğince sana dünyayı görmen gerektiği şekliyle öğretmeye çalışıyorlar. Ama dediğim gibi bir görev bu. Ne senin önüne konulan standartın altında öğrenmeye hakkın oluyor, ne de öğretmenlerinin az ya da program dışında öğretmeye. Bu yüzden de, ödül oluyor, sınıfı geçiyorsun, ceza oluyor, sınıfta kalıyorsun.
Daha sonraları büyüyorsun ve değişiyor sorumlulukların. Yaşadığın, yer aldığın dünya da, hayatta, yaşamını idame ettirmek zorunda kalıyorsun. Biraz daha özgür olduğunu hissettiren bir ortam var aslında ama ödül ve ceza konusuyla yine yüzleşmek zorunda kalıyorsun. Sana verilen görevleri yerine getirirsen, hatta görevin olmadığını söyledikleri konularda daha fazla sorumluluk alır ve yerine getirirsen, ödül olarak iyi para kazanıyorsun. Yapmayı sevdiğin şeyler için daha fazla imkana sahip oluyorsun. Çalışkan olman, görevlerine yoğunlaşmış olman ödüllendiriliyor. Tersi ise, ceza olarak atılıyorsun bir köşeye. İlgilenmiyor kimse.
Sonundaysa büyümüş oluyorsun bir şekilde. O hayatının ilk demlerinde, konulmuş kurallara uyan sen iken, bu zamanlarında, bir nebze de olsa, kural koyan sen oluyorsun. Titrine, statüne göre değişkenlik gösterse de bu görevin, ne bileyim, en azından, çoluk çocuğunun gelecekleri hakkında söz sahibi oluyorsun, misal. Mahallenin abisi oluyorsun, misal.
Böyle geçip giden bir hayat işte, genelde. Tek değilsin hayatta ve çevrende kim varsa onlarla, belli kurallar içerisinde yaşamak zorundasın. Hem de, başkaları tarafından konulmuş kurallarla. Bu kuralların getirdiği ceza ve ödüllerle.
Fakat aslında belki de değişmeyen, değişmeyecek tek ana kural var. Tek başına ölüyorsun sonunda. İlahi adalet bunu emrediyor.
Din de, en azından benim anladığım kadarıyla, bunu emrediyor. Hz. Kuran ve peygamber efendimizin hadislerinden anlayabildiğim kadarıyla, birçok kurallar var ama zorlama yok. Herşeyden önce önemli olan niyet. Niyetin var ise, müslüman oluyorsun. Niyetin var ise, dinin emirlerini yerine getiriyorsun. Sadece yapmış olmak için yapmak, kurtarmıyor seni. İnsanlığına birşey katmıyor. Ne yaparsan, kendine yapıyorsun, özünde.
Tam da bu yüzden işte, her ne şekilde olursa olsun, her ne halde yapabileceklerini düşünürlerse düşünsünler, insanların senin yargılamaları bir anlam taşımıyor. Hesabın, sonuç itibariyle, mahşere kalıyor.
Oruç tutman, namaz kılman, hacca gitmen, zekatını vermen seninle ilgilidir. İnanıyor isen, görevindir. Bu seni bağlar güzel kardeşim. Bunları yapman ya da yapmaman, seni kimseden üstün kılmaz. Kul hakkı yememen, karıncayı incitmemen, doğayı koruman, insanı sevmen seninle ilgilidir, güzel kardeşim. Bunlar sana bir üstünlük payesi vermez. Tam tersine, günahlara batmış olman da, içki içmen, fuhuş yapman … vs de düşük olduğunu göstermez.
Beraber yaşamak zorundayız bir şekilde. Elimizden geldiğince de bunun kurallarına uymak zorundayız. Bunun dışında kalan eylemlerin, kendi ilgili olanları, kendinle ilgilidir.  Bu eylemlerinle ya da diğer insanların bu tür eylemleriyle ilgili, ödüller cezalar beklemesi, kendi acizlikleridir, özetle.
Namaz kılarsın misal. Bu hayatta kimseye boyun bile eğmek istemezken, Rabbinin karşısında secde edersin, gönülden, üzüntü duymazsın, Rabbinin karşısındaki acziyetinden. Şuh ile, gönlünü emrine serersin. Ya da oruç tutarsın, misal. Rabbin, bütün dünya nimetlerini sermiştir önüne. Oruç süresince, hepsinden feragat edersin. Yalnız ve yalnız, Rabbinin rızkı için, bu rızka şükranlarını iletmek için, aç kalmayı, gözünü kemden sakınmayı yeğlersin. Huşu ile iftarını beklersin.
Kadir gecesi olur, güzel kardeşim, Allahım beni affet diyerek, af dilersin. Af dilemek, af dilendiğin makamın karşısında hiçliğini, değersizliğini, acziyetini seve seve kabul etmektir, bilirsin. Öyle imkanlar sundun ki bana, ben bunun karşılığını bilemedim, affet beni demektir, bilirsin.
Ama asıl soru şudur; sadece ve sadece üzerine vacip, farz olan görevleri ifa ettin diye, hem de acizliğini bu kadar kabul ederek yapmak zorundayken bu görevleri, yaptığın, yerine getirdiğin için, kurban olduğum Rabbimin yarattığı kullardan daha üstün olduğunu düşünerek, ne demek istersin?
Yunus lar bu hayatta, güzel kardeşim. Pir Sultanlar, Mevlanalar, Hacı Bektaşi Veliler, ben Rabbimin kölesiyim diye kulağına küpe takan cihan padişahları var. 7/24 içip te, Mehmet Akif e dost olmuş Neyzenler var. Hayatının yarısında günaha batmış, Necip Fazıllar var. Cenazesini padişaha yıkatmış, Nalıncı Babalar var.
Hayat var, doğa var, cihan var, şartlar var, kurallar var, kul hakkıyla gltmeni kabul etmeyen din var, dinayet var, inananı, ,inanmayanı, iyisi, kötüsü, zerreyi bile, atomu bile yaratmış Rabbin var.
Ama inanç deyince güzel kardeşim, naçizane söyleyeyim ve istersen küpe yap bir kulağına, bil ki, inandığın kadar…