Son Dakika Haberler

NEFRET. Burak Özbakır

NEFRET. Burak Özbakır
Okunma : 78 views Yorum Yap



Burak Özbakır
Burak Özbakır

Doğanın kendi ataleti içinde devinim göstermesi, onbinlerce yıllık dünya tarihinde, hiçbirimizin tasavvur bile edemeyeceği büyük bir başarı hikayesidir.

 Deyimler, atasözleri vardır bu başarıyı anlatan. Her gecenin bir sabahı vardır misal. Geçmeyen dert yoktur misal. Şarkısı, türküsü yazılmıştır binlerce. Sende ne dersen de, dünya dönüyor dönecek, hayat sensiz de geçecek, bitecek acılar, bugünler geçecek, sen ne dersen de diye misal.

Anlamı, daha doğrusu bizim anladığımız şekliyle, gerçek bir anlamı da yoktur o yüzden, doğmuş olmamızın, yaşamamızın ve ölmemizin. Bizler insanoğlu olarak, nedenini tam olarak hiçbir zaman çözemeyeceğimiz bir misyonla, bir şekilde vücud bulmuş, yaşayan ve zamanı geldiğinde terk-i diyar eden varlıklar olarak, maalesef dünyanın dönmesine, doğanın devinim göstermesine ne kadar katkı sağladığımızı bilebilecek kapasiteye, zeka kıvrımlarına, duygusal ya da mental olgunluğa da ulaşamayacağız hiçbir zaman.

Kurtuluşu olmayan yegane gerçektir, bu insanoğlu için. Zeka ya da ruhsal durumu insanoğlu kriterlerine göre düşük olan gerçek düşükler arasında intihar edenleri de çıkar bu vesileyle ama bunun kurtuluş olmadığı çok açıkken, çok iyi ihtimalle arkasından ağlayan 3-5 kişiden fazlası da çıkmaz. Ağlanması önemli de değildir zaten ama 7 milyarda 3-5 olduğu gözönüne alınırsa, intiharla terk – i diyar edenin ne kadar etki bırakabileceğini gösterebilen bir göstergeye sahip olmuş oluruz.

Bu söylediklerim aklı balik herkesin malumudur. Buna rağmen insan olmamız, nedenler bulmamızı emreder bize. Biz niye dünyadayız? Biz nasıl dünyaya geldik? Nereye gidiyoruz? … vs bir sürü soruyla doldurulur günler. Filozof sayabileceğimiz sanatçılar, düşünürler bir sürü açıklama olmayan açıklamalar sunabilir bunun için, ki sunmuşlardır da. Bilimin ana uğraşı olmuştur bu nedenleri araştırmak. Yüzyıllardır yapılan milyonlarca, milyarlarca deneylerin sadece bir yerlere not edilmişlerine ulaşabiliyoruz  gerçi ama bu istek insanoğlunun içinde hiçbir zaman bitmeyen bir hırsla sürekli yer bulmuştur, bulacaktır.

Bilinen şeylerdir bunlar. Gelişmez mi peki insanoğlu? Gelişir tabi ki de. Teknolojinin nerelere geldiğine bakmak bile yeterlidir bu soruyu cevaplamaya. Fakat o gelişimi keşfeden içinde, geliştiren içinde, kullanan içinde ana sorular değişmeyecektir hiçbir zaman. Çünkü sadece keşfedilmiştir. Zaten var olan, gözümüzün, duyularımızın önünde olan şeyler ya salt haliyle ya da belirli kombinasyonlar içerisinde birleştirilerek keşfedilmiştir. Yaratılmamıştır. Çünkü yaratmak sadece Allah a mahsustur.

Bu gerçeklerle her gün, her saat, her dakika-saniye yüzleşen insanoğlu, yine de değiştirebileceğini düşünür bu kaderi. Sorulması gereken soruysa çok farklıdır: Niye yaparlar bunu? Yapmaları zorunluluk olmamasına rağmen ana bir zorunluluktur çünkü. Öyle bir temel yapısı vardır ki özünde, herşeyini etkiler çünkü. İnsanoğlu sıkılan, bunalan bir varlıktır. Çözülmesi gereken sorunda budur her zaman.

Yaslanın arkanıza ve düşünün bir kere. Sıkılmayacağınız bir ortam olsa her daim, uğraşırmıydınız hiçbirşeyle? Hamle edermiydiniz? Etmezdim ben. Ne kadar anlamı olduğunu düşündüğümüz uğraşlarımız var hayatta ve ne kadar anlamsız aslında hepsi de. Anlamsız olduğunu düşündüğümüz fakat bize huzur veren uğraşlarımızdan ne kadar uzaklaşıyoruz gün be gün ve ne kadar köleleşiyoruz. Çocuğunuz var misal. Bir gelecek kurmaya çalışıyorsunuz onun için. Kuruyorsunuz da hasbel kader ama yetmiyor hiçbir zaman. Hep daha fazlasını istiyorsunuz. Yaşlanıyorsunuz geçen zamanda ve çoğu zaman umrunda bile olmuyor yaptıklarınız çocuğunuz için. Kafanızda onun için kurduğunuz gelecek için didinip dururken, bir yerde tecavüzün kaçınılmaz olduğu yerde idealiniz uğrunda zevk almaya çalışırken, asıl size huzuru veren çocuğunuzdan uzaklaşıyorsunuz çünkü. Dünya düzeni sizi, düzenin adı ve şekli her ne kadar değişse de, sizi size huzur veren şeylerden uzaklaştırmak ve köleleştirmek üzerine kurulmuştur çünkü.

Nefreti olmayan aciz insanlarız hepimiz. Nefret etmeyi harekete geçmek sanan zavallılar ordusuyuz. Yapmaktan haz almadığımız şeyleri yapmaya devam eden, birlikte olmaktan haz almadığımız insanlarla iletişim kurmaya devam eden sahtekarlarız. İnsan olmanın getirdiği salt ve saf bir duygu olan nefretin utanç kaynağı olduğunu sanan, düşünen hıyarlarız.

Nefret edin ve korkmayın nefret etmekten. Sizi asi sınıfına sokacak bu duygunuzun gelişmesi akabinde, nefret ettiğiniz olguları hayatınızdan atmak gelecektir ikinci adımda. Ne kadar başarılı olursanız da bu konuda, sevmeye daha çok yaklaşacaksınızdır. Nefret ettiğiniz şeyler hayatınızdan çıktıkça, yerini sevdiğiniz şeyler dolduracaktır ivedilikle. İşte o zaman anlayabilirsiniz gerçekten sevmenin ne olduğunu. Öyle bir hal alırsınız ki sonuç itibariyle, nefret edeceğinizi  düşündüğünüz şeyleri bile sevmeye başlayabilirsiniz.

Yunus bu şekilde anladı ne demektir sevmek. Mevlana aynı yolla ulaştı Şems ine. Sevmeyi öğrenin ilk olarak diyenler çıkacaktır daima. Sevmiş olan, sevmeyi başarmış olanların hikayeleri, özlü sözleriyle gözünüzü boyayacaklardır her daim. Fakat öğretemeyeceklerdir nasıl sevilir? Diyemeyeceklerdir bunun yolu nedir? Yunus niye kapandı bir tekkeye yıllarca ve niye tek başına dolaştı koca anadoluyu tek başına baştan başa anlatamayacaklardır. Mevlana Şems le bir odada niye tek başınaydı günler boyunca ve niye sokmadılar muhabbetlerine kimseyi açıklayamayacaklardır. O dışı güzel ama kendinizi keşfedipte idrak edeyemeceğiniz için tam anlamıyla, size aslında boş sözlerle kandıracaklardır.

Nefret edin ve hayatınızdan nefret ettiklerinizi gönderin. Kendiniz için ilk defa anlamlı birşey yapmış olun ve bir seferde kolay olanı seçin…