Son Dakika Haberler

Ankara Cemal Taluğ İsmini tartışıyor, CHP den güçlü aday.

Ankara Cemal Taluğ İsmini tartışıyor, CHP den güçlü aday.
Okunma : 43 views Yorum Yap

Cemal Taluğ2014 yerel seçimleri Türkiyenin her bir köşesinde büyük yarış içerisinde geçecek. Üç büyük şehirde özellikle aday adayları tespiti için çok yönşü araştırmalar yapılıyor, Ankarada Melih Gökçek karşısında çıkacak ciddi aday adayları müracattlarını yapmaya başladı.
Cemal Taluğ Ankarada İnşaat mühendisleri odasında yapılan konferans da etkileyici analizleri İle adeta gövde gösterisi yaptı.
CHP de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Cemal Tuluğ rüzgarı esmeye başladı.
Yerel seçimlere giden süreç daraldıkça özellikle büyük kentlerde belediye başkanlığı için yapılan hesaplar, dengeler neredeyse günü gününe değişmeye başladı. İktidarıyla, muhalefetiyle kıran kırana bir mücadele devam ediyor. Ankara’da 3 dönemdir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı götüren Melih Gökçek için AKP kanadından yansıyan olumsuz mesajlar, önceki gün Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamalarıyla doruk noktasına ulaştı. Arınç’ın Altındağ Belediyesi’nin düzenlediği bir etkinlikte Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’yi çalışmalarından dolayı övdükten sonra “Buralar Veysel Bey’e artık dar geliyor. Kendisini daha iyi yerlerde görmek istiyoruz’’ demesi, AKP’nin gönlündeki adayı belirlediği yönünde yorumlara neden olmuştu.
Peki özelllikle Ankara’da başkan adayının belirlenmesinde muhalefet hangi hesapları yapıyor? MHP’nin önceki seçimlerin yıldızı parlayan ismi Mansur Yavaş’la ipleri koparmasının ardından şimdi gözler ana muhalefete çevrildi. CHP özellikle önümüzdeki yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’da farklı bir çizgi izlemeye hazırlanıyor. İstanbul’da Kadir Topbaş’ın, Ankara’da Melih Gökçek’in direncini kıracak hesapların başında tabanda genel kabul görebilecek, yalnızca CHP’den değil, sağ yelpazedeki seçmenden de oy alabilecek isimler üzerinde duruluyor. Özellikle Ankara’da Gökçek’in yıpranmışlığına karşı temiz, güvenilir, herkesi kucaklayıcı bir aday arayışı iyice hızlandı.
Şimdi siyasi kulislerde ismi uzun süredir tartışılan birisi var. Ankara Üniversitesi’nin önceki rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ hem yıpranmamış bilimadamı kimliği, hem de yapıcı, çalışkan ve hırslı görünümüyle CHP’de öne çıkan isimlerin başında geliyor.
Cemal Taluğ önceki gün İnşaat Mühendisleri Odasında “Ankara’nın Kayıp Yılları’’ başlığı altında verdiği konferansta adeta görücüye çıktı. Konferansın en dikkat çeken yanı yalnızca parti örgütünden değil, sivil toplum kuruluşlarından da Taluğ’a gelen geniş katılımlı destekti. CHP’nin Ankara’da başta il başkanı Zeki Yalçın olmak üzere 24 ilçedeki ilçe başkanlarının, ilçe yöneticilerinin, belediye başkan aday adaylarının tamamına yakınının katıldığı toplantıda dikkat çeken isimlerde vardı. Tema Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca, İnönü Vakfı Başkanı Özlem Toker, CHP Ankara Milletvekilleri Gülsüm Bilgehan Toker ve Levent Gök, konferansta hazır bulunan isimler arasındaydı.
Ankara Üniversitesi’nin önceki rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, toplantıda yaptığı konuşmada Başkent’e ilişkin adeta tarih dersi verdi. Taluğ, kentin Roma Bizans döneminden başlayarak bugünlere kadar uzanan tarihini ayrıntılarıyla anlattı. Konuşmanın günümüze uzanan bölümü “Ankara’da sosyal demokrat, halkçı-toplumcu belediyecilik’’ başlığı altında değerlendirildi:
“1970’lere gelinceye kadar Türkiye’de belediyecilik merkezi yönetimin bir uzantısı biçimindeydi. 70’lerle birlikte Bülent Ecevit önderliğinde Sosyal Demokrasi yükselmeye başladı ve katılımcı demokrasi arayışları doğdu. Bu yıllar, yerel yönetimlerin merkezi yönetim karşısında göreli özerkliğinin geliştirilmeye çalışıldığı ve bu çerçevede sosyal demokrat, halkçı-toplumcu kent belediyeciliğinin başladığı dönemdir. Kamu yararı öncelikli ve plan disiplinine bağlı bir belediyecilik anlayışı tüm Türkiye’de yükseldi. Kamu kaynaklarının etkin kullanımı bu anlayışın ana ekseninde yer alır. Kamu yararı öncelikli ve plan disiplinine bağlı bir belediyecilik anlayışı tüm Türkiye’de yükseldi. Kamu kaynaklarının etkin kullanımı bu anlayışın ana ekseninde yer alır. Kamu yararı öncelikli ve plan disiplinine bağlı bir belediyecilik anlayışı tüm Türkiye’de yükseldi. Kamu kaynaklarının etkin kullanımı bu anlayışın ana ekseninde yer alır. Sosyal demokrat belediyeler, üretici ve kaynak yaratıcı çabalarla kent halkına hizmet sunmaya çalışırken, kent demokrasisine, katılımcılığa ve paylaşımcılığa özen gösterdiler. Özgürleştirici ve dayanışmacı bir anlayışı yaşama geçirmeye çalıştılar.”
Prof. Dr. Cemal Taluğ “Ankara’nın kayıp yılları’’ başlığı altında sunduğu konuşmasının son bölümünüyse sorun ve çözüm önerilerine ayırdı:
”VE ANKARA’NIN KAYIP YILLARI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Refah Partisi adayı olarak katıldığı ve %25,19 oy oranıylaİstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği 1994 yerel seçimlerinde, Ankara’da da Refah Partisi adayı seçimi %27,34 oyla ve sadece %0,4’lük bir farkla kazanır.
O günden bu yana aynı koltukta oturmakta olan Başkanın ilk icraatlarında birisi Başkente yeni bir amblem bulmak olur. Yargı kararlarına karşın uzun yıllar dayatılan bu amblemin;minareleri ve kentin ilk alışveriş merkezi olan Atakule silueti ile iki mesajı vardır. Artık Ankara’ya “dinsel muhafazakâr” ve “neoliberal” politikalar damgasını vuracaktır. Bu amblemle ilgili belki iki ek daha yapılabilir. Amblem, estetikten yoksundur ve geleceğe ilişkin bir ufuksuzluğu yansıtmaktadır.
Sadaka Kültürü Yaygınlaşıyor
1980 sonrası neo liberal politikalar kentlerde yoksulluğu genişletmiş ve derinleştirmiştir. Kır yoksullarının göçü de sürekli artarak bu süreci hızlandırmaktadır.
Ankara’da RP + AKP Belediyeciliği, muhafazakar-dinci siyasi kadroların ve deniz feneri gibi örgütlerin öteden beri “muhtaça yardım” ve “iyi komşuluk” gibi temalarla kullanmaya alışık oldukları yardım dağıtma ve yandaş yaratma biçimini benimsemiş ve bunu ileri boyutlara taşımıştır. Bu yardım dağıtımı son derece rasgele, hesapsız, saydamlıktan yoksun ve çoğu kez şova dönük olarak gerçekleştirilmektedir.
Odun, kömür, temizlik maddeleri yanında ekmek, makarna; hatta baldan, balığa birçok gıda maddesi ile oyuncaktan topa, giysiden kırtasiyeye tüm tüketim maddeleri dağıtıma konu olmaktadır. Bu yardımlar Belediye tarafından kendilerine bağlı kitleler yaratan ve insanları bağımlı kılan bir “politik araç” olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, dağıtımın eriştiği boyut, dağıtılacak maddeleri üreten ve /veya tedarik eden yandaşlar için de ciddi bir pasta ortaya çıkarmaktadır.
İslamcı muhafazakârlığın geliştirilmesi doğrultusunda her fırsatta ve özellikle Ramazan aylarında ve dini bayramlarda çeşitli biçimlerde dinsel duyguların sömürüsüne dayanan Belediye katkıları ve etkinlikleri gerçekleştirilmektedir. Toplu düğünler, toplu sünnet törenleri rutin halini almıştır.
Merkez düzeyde “toplumsal eşitsizlikleri normalleştiren, hatta meşrulaştıran bir işlev yüklenen” din alanı, yerel düzeyde de neoliberal politikaların yoksullaştırdığı kesimlerden sadaka kültürü yoluyla oy depoları yaratılmasında kullanılmaktadır.
1. Sosyal yardım belirli ilkelere, amaçlara ve değerlere dayalı olarak ve yurttaşın onuru korunarak yapılmalıdır. Sosyal hizmetin bir “yardım” biçiminde sunumundan çok AB Kentsel Şartında yer alan ilkeler çerçevesinde bir Kentli Hakkı olarak düzenlenmesi gerekir.
2. Anlamlı ve değerli bir sosyal yardım örneği sunmak gerekirse; Ali Dinçer döneminde, Ankara Belediyesi’nin yaşama geçirdiği “Kağıtlar sizden, kitaplar bizden” çağrısı ile 11 ünlü yazarın eserlerini içeren “bir milyon çocuk kitabı” dağıtılmasından söz edilebilir. Bu kampanya kapsamında okunmuş gazete toplayıp getiren çocuklar bu değerli kitaplarla buluştururken, onlara “çevre bilinci, katılımcılık, elde etmek için emek vermek” gibi değerlerin kazandırılması amaçlanmıştır.
Özel Araçlara Yenik Düşen Kent Merkezi
ABB’nin özel araç öncelikli ulaşım tercihi Ankara’nın trafik sıkışıklığını her geçen yıl artırmıştır. Buna çözüm olarak, bütünüyle plansız bir biçimde 100’ün üzerinde bat-çık, alt-üst geçit yapılmış ve Kentin anayollarını otobana çeviren bir ulaşım anlayışı sergilenmiştir. Ciddi planlama eksiklikleri ve yanlış tercihler, yoğun yağışlı günlerde Ankara’nın batıp çıkamayan araçlara ait, sadece geri kalmış ülkelerde yaşanan üzücü görüntülere sahne olmasına neden olmuştur. Bu plansız ve sayısız bat-çıklar, alt üst geçitler, kent estetiği açısından da ilkel ve olumsuz görüntülerin kaynağı durumundadır. Kaldı ki, trafikteki uygulamalar kent merkezinde özel araç kullanımını özendirici olmuş, yoğunlukdaha da artmış ve bu nedenle trafik sıkışıklığına çözüm getirememiştir.
Ankara kent merkezinde yurttaşın kent içi yaya hareketliliği bir kâbus halini almıştır. Özel araçların trafikte hızlı akışlarının sağlanması ya da park ihtiyaçlarının giderilmesi için daima yaya yurttaşlar fedakârlık etmek durumunda kalmaktadırlar. Kaldırımlar giderek daralmakta, karşıya geçişlerde alt-üst geçitlerde zaman ve enerji harcamaktadırlar. Toplu taşımın önemli ölçüde özelleştirilmiş olması da nitelikli kamu hizmeti bekleyen yurttaşları bir “müşteri” konumuna indirgemektedir.
1. Ankara’nın bugünkü özel araca ve günü kurtarmaya dayalı ulaşım anlayışının yarattığı kaotik durumu yaşayan Ankaralıların çoğu, bir Sosyal Demokrat Belediyenin bundan neredeyse 40 yıl önce Türkiye’nin ilk yaya bölgesini ve bugün İstanbul’da metrobüs olarak uygulanan ilk otobüs özel yolunu yaşama geçirdiğini ne yazık ki bilmiyorlar.
2. Ankara’nın yaya öncelikli ve toplu taşıma dayanan çok seçenekli, bütünsel ve uzun erimli bir ulaşım planı geliştirmeye ve uygulamaya ihtiyacı vardır.
Metronun Hazin Öyküsü
Murat Karayalçın döneminde projesi tamamlanan ve inşaatına başlanan Ankaray ve Metro 1996 ve 1997 yıllarında hizmete açıldı. Metronun Batıkent-Sincan, Kızılay-Çayyolu, Tandoğan-Keçiören hatlarının yapımına 2001 yılından itibaren birer yıl arayla başlandı. En son başlayandan 10 sene sonra hepsi geride tüneller ve çukurlar bırakarak Ulaştırma Bakanlığı’na devredildi.
Bu devir işleminden kısa süre sonra 22 Haziran 2012 günü bir yurttaşımız kentin göbeğinde Metro çukuruna düştü. Tam 15 saat süren arama-kurtarma çalışması sonunda Kadir Sevim’in cesedi çukurdan çıkarıldı. Bu acı olay Metronun gerçekten hazin öyküsünün tam bir trajik finali oldu.
İstanbul, Ankara ve İzmir metrolarının tümünün temelleri Sosyal Demokrat, Halkçı – Toplumcu Belediyeler tarafından atılmıştır.
Siyaset-İnşaat İlişkisi Yükseliyor
AKP ekonomisinin çekici gücü inşaat ve inşaatla ortaya çıkan rantlardır. Siyasetin finansman kaynağı da aynı rantlardır. Genel olarak sorunlu ve saydam olmayan bir alan haline gelmiş bulunan siyaset-inşaat ilişkisini Ankara’da yükselmektedir.
RP+AKP Belediyeciliği döneminde Başkentin büyümesi hep “rant odaklı” olmuş ve kentsel rantın bölüşümünde “büyük sermaye” hep aslan payını almıştır.
İnşaat sektörünün GYO ve benzeri mali sistemle bütünleşme araçlarıyla büyük sermayeye sunulması sonucunda, kent merkezi bina ve betonla boğulmaya başlamış, merkez dışında ise yüksek gelir gruplarına hitap eden lüks siteler çoğalmıştır.
Neoliberal Kentsel Dönüşüm
RP + AKP döneminde Ankara Kentsel Dönüşüm uygulamaları hak sahibi yoksul insanları dışlayan ve onların toplumsal ilişkilerini yok sayan bir biçimde gerçekleştirilmektedir.
Kentsel dönüşüm projelerinden yaratılan rantın bölüşümünden o alanda yaşayan hak sahibi düşük gelirliler sınırlı biçimde yararlanmışlardır. Özellikle kent merkezine yakın alanlarda uygulanan projelerde, yıkılan gecekonduların yerine yapılan bloklarda orta ve üst gelir gruplarının taleplerine uyumlu daireler, kimi zaman villalar yaratılmış, bu nedenle hak sahipleri çoğu kez gelişen merkezlerin dışına sürülmüşlerdir. Kentsel dönüşüm projelerinde kamusal yarar ve yeşil alan üretimi göz ardı edilmiştir.
Ülkenin ilk kentsel dönüşüm projesi olan Dikmen Vadisi Projesi hak sahibi yurttaşların katılımına dayalı Karar Kurulları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Bu uygulama 1993 yılında ISOCARP’ın “en özgün kentsel çözüm” ödülünü almıştır.
Trajikomik Bir Çevrecilik Anlayışı
Ağaç dikmeyi çevrecilik olarak algılayan ve bunu da hem doğaya hem de yerel üreticiye zarar veren ithal ağaç ve fidanla gerçekleştiren sığ ve acıklı bir anlayış egemen olmuştur.
Bozkır ekolojisine, kent içi yeşil alanlara ve ormanlara, anıt ağaçlara ve jeolojik mirasa hiç sahip çıkılmamıştır. Konutlarda ısı yalıtımı, özel araç kullanımının sınırlandırılması, toprak ve su kirliliğinin önlenmesi hiçbir zaman önemsenmemiştir.
En büyük çevreci olduğunu öne sürenlerin AOÇ’de açtığı onulmaz yaralar ve ODTÜ Ormanına bakış açıları onların neyin peşinde olduklarının en açık kanıtlarıdır.
Ankara’nın Sosyal Demokrat Belediyeleri hiçbir zaman rant merkezli olmamışlardır. Örneğin, Vedat Dalokay ve Ali Dinçer döneminde en değerli semtlerden Sıhhiye’deki “ticari alan” plan değişimi ile “yeşil alana” dönüştürülmüş ve üzerinde büyük havuzu, yeşil dokusu ve heykelleriyle Abdi İpekçi Parkı yapılmıştır.
Tarihi ve Kültürel Mirasa Duyarsızlık
Başta biraz önce slaytını gördüğünüz gibi AOÇ olmak üzere tarihi ve kültürel miras giderek yok edilirken, ABB bu sürecin kimi zaman duyarsız seyircisi, çoğu zaman ise faili konumunda olmuştur. Buna karşın Selçuklu Osmanlı Mimarisi adı altında sözde 13. Yüzyıl kostümü giydirilmiş, görgüsüz ve sahte yapılar kentte çoğalmaya başlamıştır.
Avrupa uygarlığının temelinde bulunan Tarihi ve Kültürel Mirasın Korunması konusuna AB Kentsel Şartında büyük bir değer ve yer verilmektedir.
Plansız ve Hayalsiz Belediyecilik
AKP Belediyeciliğin bilimsel akıl ve plandan uzak uygulamaları en çarpıcı örneği ulaşım alanında olmakla birlikte daha birçok yatırımda kendini göstermiştir.
1. Ankara Büyükşehir Belediyesi 2000’li yıllarda Büyük Ankara Su Projesi kapsamında Gerede sisteminden su getirecek tünelleri yapmamış ve 2007 yılında kuraklığın da etkisiyle su sıkıntısı artınca plan dışı bir biçimde ve her türlü bilimsel ve teknik bilgiye karşı olan bir uygulamaya gitmiştir. Kızılırmak Nehri’nin sağlıklı olduğu tartışmalı suyu Kesikköprü Barajı’ndan borularla Ankara’ya taşımış ve İvedik’te kurulan arıtma tesislerinde arıtıldıktan sonra halkı bilgilendirmeden dağıtımına başlamıştır. Yapılan o yatırım bugün kullanılmadan durmaktadır.
Yatırım programında bulunmayan ve ödeneği olmayan Kızılırmak suyunun Ankara’ya taşınmasıyla ilgili ihalelerin tamamı pazarlık usulüyle yapılmıştır. Bu süreçte mal alım ihalelerinin inşaat işi olarak gösterilmesine kadar varan yanlış ve yanıltıcı birçok işlem yapıldığı iddiaları basında geniş olarak yer almıştır.
2. Yapımı da yıkımı da Ankaralının cebinden çıkan bir büyük fiyasko olarak Demir Kafes yaşandı. Ankaralıların ibretle izlediği ve Sn. Milletvekili Levent Gök’ünhiç yakasını bırakmadığı bu fiyaskonun ardından şimdi temizlenen alanda bizleri nelerin beklediğini iyi izlemek gerekiyor.
Diğer göz önündeki örneklerin arasında Gökkuşağı ve Samanyolu da bulunuyor.
3. ve 4. Aslında Başkanın hayallerini bilenlerin; “Eğer bu hayallere sahipseniz zaten plana ihtiyaç yok” dememeleri mümkün değildir.
Kentin Kararan Kültür ve Sanat Yaşamı
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı görevde bulunduğu neredeyse 20 yıl içinde kültür ve sanat alanında Kente hiçbir katkıda bulunmamıştır. Bu dönemde Belediye tarafından açılan tek bir müze, kazandırılan tek bir heykel, çağdaş sanatlara ait gerçekleştirilen tek bir etkinlik yoktur. Ankara son yirmi yılda taşralılığın dayatıldığı, sessiz ve sönük bir kente dönüşmüştür.
Bir kentin bir kültür ve sanat vahasına nasıl dönüştürebildiğinin en güzel örneği Yılmaz Büyükerşen ve Eskişehir’dir. Ankara’nın sanat değeri taşıyan heykellerinin tümü Sosyal Demokrat Belediyelerin kente armağanıdır.
Kamusal Alanlar ve Toplum Yaşamı
Kamusal alanlar, kentlilik bilincinin ve kültürünün geliştiği, demokrasinin öğrenildiği, dayanışmanın yükseldiği en değerli mekanlardır. Dinci muhafazakarlık, kendi dünya görüşü gereği, kamusal alana ve canlı bir toplumsal yaşama sıcak bakmaz. Kadın ve erkeğin yanyana olmasını istemez.
Son yirmi yılda kamusal alanlara önem verilmemiş ve yatırım yapılmanıştır. Özellikle akşam saatlerinde kentin karanlık ve boş olması aslında yöneticilerin dünyaya bakış tarzıyla ilgilidir.
BİTİRİRKEN GELECEĞE BAKIŞ
Ankara Kurtuluş Savaşı ile birlikte büyük bir siyasal ve toplumsal dönüşüm projesinin simgesi oldu. Cumhuriyetin kurucuları tarafından ilerici düşünceler ve hedeflerle başkent yapıldı. Bu tarihsel sorumluluk ödünsüz bir kararlılık, güçlü bir coşku ve özgüvenle yerine getirilmeye çalışıldı ve başarı kazanıldı.
Ne yazık ki bugün, Ankara’nın tarihsel, kültürel ve ekolojik değerleri erozyona uğratılmaktadır. Kadim geçmişin ve yakın döneme kadar elde edilmiş kazanımların görkemli izlerinin üzeri örtülmeye çalışılmaktadır. Ancak, Ankara’nın mayası ve özü sapasağlamdır. Öncülük ve önderlik bilinci toplumsal belleğinde taptaze durmaktadır. Yoktan var edilebildiğini kanıtlayan bu kent, değerlerinin yok edilmesine sürgit razı olmayacaktır.
Ankara tarihsel sorumluluğunu yeniden sımsıkı kucaklarken, günümüz koşulları doğrultusunda yeni ufuklara yönelecek, yeniden çağdaş bir model kent olarak öne çıkacaktır.
Ankara’nın her semti, her ilçesi, her tarlası, her atölyesi, kısacası her köşesi bu yeni heyecana ve yeni coşkuya özlem duymaktadır.
Ankara hak ettiği yerel yönetim anlayışıyla buluşmaya hazır ve kararlıdır.