Son Dakika Haberler

HAYAL DEĞİL- XIII

HAYAL DEĞİL- XIII
Okunma : 290 views Yorum Yap

Hastalık küresel, salgın korkunç, dünya genelinde 60 bin civarında ölüm. Bugün ülkemizde 76 kişi hayata veda etti. O zaman bu korkunç hastalıkla herkes yeterince savaşmalı. Ne kadar mücadele o kadar başarı. İlgililerin önerdiği önlemlere uymak mücadelenin ilk safhasıdır.

Yalnız hastane konusunda biraz yetersizlik var galiba. Devlet hastaneleri tüm imkânları ile mücadelenin içine girerken, duyumlara göre özel hastaneler maalesef hala para derdinde. Devlet bugünler için yok mu? Var olduğuna göre derhal duruma el koymalı ve özel hastaneler de sağlık bakanlığının emrinde, kâr gütmeden hizmet vermelidir. Vermiyor mu hizmeti, iptal et çalışma ruhsatını, olsun bitsin. Neyse bu benim düşüncem yetkili ve etkililer şüphesiz daha iyisini düşünür ve uygularlar. Gelelim kendi işimize, yanı anıları tekrar yaşamaya…

Yağmurlu bir günde, (Şubat, 1961) Eyüp ile Lig maçımız var. Saat 11.oo minibüsle Sarıyer’den hareket ettik. Lisanslar bende. Minibüste 8 kişiyiz. Yola çıktık, üç beş dakika gitmeden arabanın içi duman oldu. Herkes yakmış bir sigara… Bana öyle geldi. “Yeter bu herkes aynı anda sigara yakar mı” dedim. “Herkes değil bir kişi içiyor” dedi arkadaş. Bir kişi içiyor ama arabanın içi hep duman” dedim ve solumdaki camı araladım,. “Oh be” dedim ama Bir dakika gitmedi,. Cam kapandı, tekrar açtım, tekrar kapandı, ben açıyorum, biri kapatıyor. Çaktım işi tabi. Arka koltukta oturan iterek kapatıyor. Gözlerim nerede ise yaş boşanacak, İnönü Stadına geldik. Arabadan çanta elimde ilk ben indim. İner inmez iki seksen uzandım. Önümde bir deniz belirdi, basmamak için uzun bir adım atayım dedim çamurun içinde buldum kendimi. Bir arkadaşım kaldırdı beni “Ulan duman altı oldun” dedi. Soyunma odasına götürdü, başımı suyun altına tuttu ve bir hayli zorlandıktan sonra kendime gelebildim. Meğer arabadaki 7 kişi önceden sardıkları sigaraları İnönü standa gidene kadar içince ben duman altı olmuşum. Maç mı 3-0 kazandık, iki golü Gürbüz birini Erdin attı. Haaaa, kimler olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Onu söylemek olmaz hepsi dünyada, ruhlarını rahatsız etmeyelim.

Sarıyer S.K: Karadeniz turunda 7/8 maç oynadı. Rize’den Şenol Birol ile Sedat Hüseyinoğlu’nu beğendi. Sarıyer’e gelmesine ve Busa ile özel maçta oynamasına rağmen ailesi transferine izin vermedi. Şenol Birol’u da beğernmiş yöneticilerimiz. Ayhan Erman merhum, “yöneticilere söyle bu çocuğu almasalar F.Bahçe’ye götüreceğim” dedi. Selahattin Beye Söyledim. Birkaç gün sonra cumartesi günü Selahattin Bey beni çağırdı. Şehir Kulübüne Zihni Altaş ile gittik. “Gidip Şenol’un bulun getirin” dedi. Cebinizde para varmı diye sormadı bile. Gittik, Beyazıt’ta Rizeliler yurdunda bulduk. Galatasaray’a Başkanın yazıhanesine getirdik, Şenol’u içeri aldılar, Zihni ile biz dışarıda kaldık. Bir saat sonra toplantıdan çıktılar, hemen hemen beş altı idareci Şenol ve dört beş arkadaşı taksi tuttular, Zihni ile Ben yaya kaldık. Onlar Sarıyer’e gitti. Biz yürüyerek Taksim’e, orada bir dolmuşa bindik ve Akşam 22.00 civarında Yeşilyuva Gazinosunun önünde indik, onlarda gazinodan yemekten çıktıler. Selahattin Bey bizi görünce “Eyyy sizi orada unutmuşuz demek” diyerek kahkahayı bastı.

Nihat Adatepe en iyi arkadaşlarımdan biridir desem yeridir. Uzun yıllar beraberliğimiz oldu. Benden sonra evlendi. “Erkek çocuğumuz olursa ikimiz de isimlerini Mustafa koyacağız” dedik. Söz verdik. İkimizin de erkek çocuğu oldu. Ben “Mustafa” koydum, Nihat benden ileri gitti ve “Mustafa Kemal” koydu… İkisi de hayırlı çocuklar maşallah!

Mustafa doğduktan bir süre sonra ağabeyimin adağı vardı “Erkek olursa kurban keseceğim” diye. Onu yerine getirdi. Aynı yıl rahmetli Menderes Yassıada Mahkemesi tarafından idam cezası ile cezalandırıldı ve cezası infaz edildi. Aradan epey yıl geçtikten sonra bir seçim zamanı, Marangoz Hüseyin komşumuzdu, “Bunlar Menderes İdam edilince Kurban kestiler, cengi oynattılar” demez mi? Bunu Efe ağabeyim duyar mı? Camide adamı yakaladı ve az mı yersin çok mu yersin verdi sopayı zor aldılar elinden. Çok yıllar sonra Merkez Mahallesi Muhtarının kulübün lisans işini yapmaması üzerine “seni kaybettirmek için aday olacağım” dedim ve oldum. Nitekim seçimi kaybetti ve benimle ölene kadar konuşmadı. İşin tuhafı bu seçim öncesi de “Balcı’ya oy vermeyin, Menderes’in asıldığı zaman kurban kesti, cengi oynattı” yaygarası yaptılar.

1974 yılydı yanılmıyorsam dünya kupası maçlarını televizyon yayınlıyor. İkindi namazından çıkarken merhum Şakir Şatır’ın dükkân vitrininde televizyon açık, dünya kupası maçlarından birini veriyor. Gidip beş on dakika seyrettim.. Yan tarafta Şakin Şatır, Mehmet Kaban, Mehmet Güler ve Ameşin Şakir oturup sohbet ediyorlardı (Hepsi de rahmetli). Yanlarına giderek “Şakir amca televizyon kaç lira” diye sordum “Ne edeceksun” dedi gülerek. “Belki alaırım” dedim ama oradan uzaklaştım. İki üç saat sonra eve gittim. Herkes gülüyor,

Hanıma “Ne gülüyorsunuz ne var?” dedim yanıt vermedi içeri girince televizyonun kurulduğunu ve seyrettiklerini gördüm. Meğer Şakir amca, benim oradan uzaklaşmamdan sonra çağırmış bir elektrikçi, vermiş bir televizyon göndermiş bizim eve kurdurtmuş. İşte anlayışlı olmanın ERDEM denilen şeyin ne olduğunun örneği budur bence. Sabah uğradım teşekkür ettim, tabii zorlanmadan ödedim parasını.

YARINA DEVAM EDERİZ…