Son Dakika Haberler

HAYAL DEĞİL- XIV

HAYAL DEĞİL- XIV
Okunma : 333 views Yorum Yap

Covid- 19 dedikleri hastalık aldı başını gidiyor, bakalım
nerede ve ne zaman durak yapacak. Herkes tedirgin, hele çocuk sahibi
anneler/babalar. Tabii öncelikle de sosyal güvencesi olmayanlar. Böyle
olanların hayatı kaymış gibi bir şey. Aslında kaymış demek daha
doğrudur.

Hastaneler, bir fabrikadan beter ful dolu, ara vermeksizin
çalışıyorlar. Boşuna onca sağlıklı alkışlanmıyor. Onlara helal olsun
diyorum ama bir kalem arkadaşımın yana yakıla özel hastane araması ve
bulduğunda da kendisinden para istenmesine bir türlü aklım yatmıyor.
Hani bu bir seferberlikti? Nerede seferberlik? Özel hastaneler bu gibi
olaylarda Sağlık Bakanlığının istemi dışına çıkabilir mi?
Çıkabiliyormuş demek. Bu gibi işlerde siyasi düşünmekte feci derecede
yanlış! İzmir Belediye Başkanı 9 Eylül Üniversitesi Hastanesine 400
odalı bir otel kiralayarak veriyor, rektör kabul etmiyor. Ama birkaç
gün önce ihtiyacı olduğunu belirtiyordu. Türk insanının, daha doğrusu
toplumun bu denli bölünmesine vesile olanlara Allah akıl ihsan etsin
der, yine anılarıma devam ederim:

Bir gün hanım “Bey evleneli şu kadar yıl oldu, hala bu
yemek masasını kullanıyoruz, şunu değiştirelim” dedi. Tabii kulak
arkası ettim. Akşam işten dönerken, Sarıyer’de Karadeniz bakkalın
karşısındaki mobilyacı dükkânına uğradım. Dükkân Karasal Taci (Tekgül)
ile Tophaneli Erol’un ortak oldukları mobilya mağazası idi. İçeri
girdim Karasakal Taci “Hayrola dedi” “İyi, iyi, şu yemek masasına
baktım, açılır kapanırsa sekiz kişilik oluyor mu?” dedim. “Olur, tabi”
dedi. Fiyatını sordum… Yanıt gelmedi, her ay 200 TL verebilirim dedim.
“Bas git” dedi. Kızdım, doğru kulübe… Hani az da küfretmedim ya,
neyse… Akşam eve gittim şaşırdım. Bizim Karasakal Taci “Masa ile
sandalyeleri eve göndermiş” tabii evdekiler mutlu. Ertesi günü
Karasal’a gittim, borcumu sordum “Bas git, borcun morcun yok” dedi.
Karasal Taci bu, zamanında az kazık atmamıştı bna! Bu kez de kazığı
yiyen ortağı Tophaneli Erol olsa gerek. Ama Karasakal Taci eşi emsali
pek bulunmayan, elindekini, avucundakini dostları için harcayan,
hovarda bir insandı. Eşi mi? Öznür Hhanım o dünya iyisiydi. Peşi sıra
gittiler, ikisine de Allah rahmet eylesin.

Sarıyer lige iddialı girecek her zamanki gibi. 1962
Temmuzunda hayli transfer yaptık. Amasya’dan Yılmaz isimli bir kaleci
tavsiye ettiler, çağırdık geldi. Bir özel maç oynadı Sarıyer
sahasında. Müthiş bir kaleci, olacak gibi değil. Nasıl bugüne kadar
Amasya’da kalmış akıl işi değil. Nasıl böyle bir adamı görmemişler.
Baba Kenan “işini bitirin” deyince konuşmaya karar verdik, aldık
karşımıza konuştuk, şartlarımızı söyledik. Yarın haber veririm dedi.
Verdiği haber ne olur dersiniz? Biz de çok merak ettik ya. Şöyle dedi:
“Benim sevdiğim kız var, o orada iken benim burada kalmama imkânı yok,
gideceğim”. “Etme, yapma, onu da hallederiz” dedik ve ”Bir iki gün
daha kal düşsün” dedik. “Tamam” dedi. Ertesi gün baktık yok. İki gün
sonra telefon etti “Özür dilerim, sevdiğimi bırakamadım”. Eeee hayat
böyle işte.

Nazım Özbay, Av. Fikret Canlı kulüple ilgili konuşuyoruz.
Nazım Bey “Kumsala gidelim” dedi. Sahile indik, Kumsal Çay Bahçesine
oturduk. Bir süre sohbet ettikten sonra “İbrahim, Son Saat Gazetesi
dışında bir de spor mecmuası çıkarıyoruz. Adı Maç Mecmuası! Senin
görev almanı istiyorum, yazı yazar mısın? Maçları takip eder misin?”
diye sordu. “Maçları cumartesi/Pazar takip ederim, yazı da yazarım”
dedim.”Tamam” dedi. Hafta arası çağırdı, Şehzadebaşı’ndaki yerine
gittim. Nüfus kâğıdımı istediler verdim. Bir hafta sonra SSK giriş
kartımı verdiler. Ben devlet memuruyum demedim. Mecmuada yazı yazmaya
başladım. Yazı kadrosunda; Arap Fethi Dinçer, İslam Cupi, Recep
Adanır, Basri Dirimlili, Selim Soydan, Diğer dallarda Dr. Ali Uras,
Osman Kermen, Selahattin Yıldız, Hüsnü Özarı, Gündüz Seden, Dilaver
Uzgören, Cihat Uskan ve Selim Derya… Binanın ikinci katında koca bir
salon ve bir sürü masa, her masada bir daktilo, üzerinde isimler. Bir
masada bana verilmiş. 1962/63 sezonu Sarıyer şampiyon olurken
maçlarını Maç Mecmuasında ben yazdım. Sonra memur olduğum anlaşıldı ve
Nazım Bey’in dikkati çekildi. Bana “Memuriyeti bırak, gazeteciliğe
devam et, yeteneğin var” dedi ama ben “Hayır” dedim. Çünkü o zaman
Sarıyer S. K. yöneticilik yapamayacaktım. Kabul etmemem bundan! İyi mi
ettim? Hala kararsızım!

Sarıyer 1962/63 sezonuna çok hızlı girdi. Mükemmel
maçlarla iddialı ekiplerden biri oldu. Baba Kenan, Baba Recep, Deli
Mehmet, Şop Cengiz, Fethi, Abdullah, Hüsnü, Burhan, Oktay, Niyazi,
Melih, Erdoğan, Ender, Erdin, Arap Ayhan, Cengiz Güney, Taner, Ayhan
Erman,. Nuri, Nevzat, Zeki gibi yetenekli ve deneyimli adamlar var.
Müthiş mücadele oldu lig boyunca ve Sarıyer şampiyon oldu. Son maçı
kazandık ve arayı iki puan açtık. Beylerbeyi, iki puan geride kaldı,
onun maçı Pazar günü idi, eğer yenerse averaji iyi olduğu için
şampiyon onlar olacaktı. Eyüp S.K. yöneticilerine teşvik primi vermek
için gittik,”Teşvik falan istemez. Ortada Hüsnü var (Eyüp’ten
almıştık). Merak etmeyin Beylerbeyi bizi hayatında hiç yenmedi, yine
yenemez” dediler. Öyle oldu Eyüp Beylerbeyi’ni 2-0 yendi ve Sarıyer
şampiyon olup yeni kurulan II. Türkiye Ligine terfi etti. Böylece 40
yıllık şampiyonluk hasreti ve lige yükselme gerçekleşti. İki kulüp
arasına dostluk pekişti ama son yıllarda dostluk falan kalmadı
nedense!

Şiir Türkler’de doğumdan hemen sonra başlar. Anneler
uydurduğu şiirleri, ninni haline getirerek çocuklarına söyler,
uyumalarına yardımcı olurlar. Ninni ile büyüyen çocuklarda da doğuştan
az çok şairlik vardır denir Ben de çocukluğumdan beri bir şeyler
karalar dururum… 1950’li yıllarda zaman zaman 20. Asır Dergisinde
şiirlerim yayınlanıyordu. Bir sürpriz oldu ve “Karamsam Şair” isimli
şiirim 1962 yılı Şiir Antolojisinde yayınlandı. Kısa bir şiir şöyle:
“Üzgünüm yine bu akşam/Ufuklar da değil/Ruhumda battı güneş/ Kalbimde
hissettim öksüzlüğümü.”

Atatürk Şiirlerini topladım. Yüzlerce şiiri bir araya
getirdim ve iki Cilt halinde yayınlamak istedim. Adını da “Atatürk
Şiirleri Antolojisi” koydum. Önsöz lazım. Kurucu Meclis Üyesi olan
Büyük Şair Behçet Kemal Çağlara bir mektup yazarak, yazı istedim. On
beş gün sonra gönderdi. Antolojiye koydum… Antolojiyi bastırmak için
çalıştım, Gitmediğim yayınevi kalmadı, hiçbiri ödeme yapmak
istemediler. Bir yayın evi “cilt başı 20 lira verelim” dedi kabul
etmedim, böylece iki cilt antoloji yayınlanmadı, arşivimde duruyor.
Şimdi Behçet Kemal Çağlar’ın mektubundan bir bölümünü buraya alıyorum:

“Dünya bir Atatürk çağı yaşıyor; Milli misaklar, bir ulusal milli
kurtuluşlar çağı. Sömürgeciliğin iflas, milliyetçiliğin halas çağı!

Mazlum ülkelerin burcunda Mustafa Kemal isimli istiklal bayrağı
dalgalanıyor. Milliyetçi Çin Lideri Çan Kay Şek’in yastık altı kitabı
O’nun büyük nutku. Cezayir’deki istiklal fedailerinin koynunda O’nun
resmi, Endonezya’daki Müslüman milliyetçilerin oğullarından çoğunun
adı Mustafa Kemal!
Fransız lugatına yeni bir kelime
eklendi: Kemalisation (Kemalleşme); karşılığını kitap şöyle yazıyor:
Esir bir milletin istila boyunduruğundan kurtulma gayreti…
Ve biz, Mustafa Kemal’in mirasını yemekle
meşgulüz. Bizi bu gün da ayakta tutan O…”

İşte görüldüğü gibi merhum Behçet Kemal Çağlar’ın 51 yıl
önce Mustafa Kemal için yazdıkları bugün hala geçerliliğini koruyor
değil mi? Hala O büyük insana muhtacız. Allah rahmet eylesin… Varsın
bazıları karşısında olsun, o sönmeyen bir meşaledir.