Son Dakika Haberler

Hurşit Tolon Paşa’ya, A.Zeki Üçok’a ve Mustafa Önsel’e sevgilerimle…

Hurşit Tolon Paşa’ya, A.Zeki Üçok’a ve Mustafa Önsel’e sevgilerimle…
Okunma : 115 views Yorum Yap

mmorHurşit Tolon Paşa, Hakim Alb.Ahmet Zeki Üçok, sevgili hemşehrim Alb.Mustafa Önsel… Daha birçoğu hâlâ içerideler.

Kayseri’de F tipi cemaatin TSK’ya sızmasına suçüstü yapmaktan sanık Kd.Alb. Hakim Ahmet Zeki Üçok’un dava dosyası, cemaatin nelere kadir olduğunu göstermek bakımından ibret vericidir. Duydum ki Başbakan belge arıyormuş. Bugün eğer cemaat aleyhinde kusursuz bir belge istiyorsa, o sızıntı dosyasını hemen eline almalıdır. Eğer samimiyse bunu yapması umulur, ama onu da aşar öyle görünüyor.

Sayın Üçok’un hakkında toplam 627 yılı var. En uzun ceza onunkisi. Bu nasıl olabildi, o bile fakültede tez konusu yapılabilir.

Tez sorusu: Tek bir iddiadan en fazla kaç dava çıkartabilirsiniz?

Yöntemi:“Parçala, parçalarını bir daha parçala, her birinden yeni bir dava dosyası yarat, kes kopyala kolaj tekniğiyle ilgili ilgisiz her şeyi sok dosyaya, sayfalarca belge varmış gibi şişir… (Eğitimde Dönüşüm denilen torbalar dolusu yasalarla geçirildiğimiz piyasacı Parçalı Müfredat sistemi gibi. Eğitim süresi uzadı, ders sayısı arttıkça arttı, ama içi yine boş.)

Aslında bir tek davadır Sayın Üçok’un davası. Defalarca parçalara ayırıp her bir parçası için ayrı ayrı davalar açıldı, mahkemeden mahkemeye gitmekle geçiyor ömrü, birinin savunmasını hazırlarken diğerinin savunma tanıkları dinleniyor, Zeki Üçok da mahkeme başkanına çaresiz diyor ki “diğer davada savunma hazırlıyorum, bu duruşmayı üç ay sonraya erteleyelim…” Bakın, daha uzun hapis yatmayı kendisi istiyor! Bir tür kişi kendi kendisinin celladı oluveriyor, bu hukuk mudur? Bir sonraki duruşmanın aylar sonraya ertelenmesini Zeki Üçok hep kendisi talep etti. Postmodern hukuk, küreselleşmenin hukuku bu.

Parçalayarak ders sayısını artırmaya bir örnek de Din Dersinde yaşanıyor. Din dersi kitabından Hz.Muhammed’in Hayatı ünitesini ayırıp ondan yeni bir ders açıldı, kitabın içini porno dahil karikatür resimleriyle şişirdiler, öğrenciler sayfasını bile açmıyor ama sırtında okula taşıyıp duruyorlar. Din dersi sayısını artırarak küresel efendilerine yarandılar. Bir tek iddiadan onlarca dava üreterek, bir kişiye en uzun cezayı vererek yine küresel efendilerine yarandılar. Hatta alâkasız iki davayı birleştirerek mahkemeleri uzattılar, kararı geciktirdiler ve uzun tutukluluk yasasıyla Danıştay katilleri dışarı çıktı. Postmodern kolaj davalar, postmodern kolaj dersler, kolaj idianameler, kolaj resimler…

Akıl tutulması yaşayan hukuk! Katiller içeride kahramanlar hapiste, postmodern hukuk bu!

Hakim Alb.Zeki Üçok’a yapılanlarda gördük ki, cemaatin TSK’yı dinlemesini önlemeye kalkmanın bedeli 627 yıldır. Bu anlaşıldı. Ancak, hani başbakanımız cemaatle savaşıyordu!?

Ergenekon davasından tahliyeler, sanki cemaate karşı daha geniş bir cephe kurmak içinmiş gibi de algılandı, ya da algı yönetimi bu yönde kurgulandı. Böyleyse, cemaate Kayseri’de suçüstü yapan Ahmet Zeki Üçok neden hapiste?

Em.Org.Hurşit Tolon Paşa’nın durumu da bir tuhaf. Bir gizli tanığın uydurmalarıyla 72 yaşında bir Paşa tek başına Silivri zindanında ve katiller dışarıda… Çünkü, Tolon Paşa en büyük cemaate, yani Amerika’ya kafa tutmuştur. Cezası da onun için büyüktür!

Hakkında karar NATO merkezlerinde verilmiş olmalı. Bir internet ansiklopesinde kariyerini ve kahramanlıklarını pas geçip özel başlıklar atarak yargılandığı asılsız iddiaları yazdıklarını gördüm, çok haince. Ölmeden önce öldürmek demektir. Sezar’ın Milet Oğuz Beyi VI.Büyük Bedri’ye verdiği “tarihten silme” cezası gibidir. 2004’de Hurşit Tolon Paşa’nın Musul katliamı üzerine Amerika’yı suçlayan ünlü konuşmalarına hiç yer vermeden onu bir adi cinayetin failleri arasında göstermek, onu değersizleştirme ve tarihe böyle yazma operasyonudur. (Buna Abdülaziz’in öldürülmesinden suçlanan Serasker Hüseyin Avni Paşayı örnek verebilirim.)

Şu cümleler geçiyor internet ansiklopedisinde:

“Malatya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, görülmekte olan Zirve Yayınevi katliamı kapsamında üç kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi ile ilgili olarak Tolon’un da aralarında bulunduğu dört kişi hakkında 18 Ocak 2013 Cuma günü tutuklama kararı verdi.

5 Ağustos 2013’te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında müebbet hapis cezasına çarptırıldı.”
Nasıl sinsice vahşi katillerin arasına sokuldu, gördünüz. Büyük patron ABD’ye karşı çok büyük suçlar işlemiş demek ki.
Hurşit Tolon Paşa, Birinci Ordu Komutanıyken, Musul’da PKK tarafından katledilen 5 güvenlik görevlimizle ilgili olarak şunları söylemişti: (Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet, 21.12.2004)
”Dost ve müttefik bildiğimiz ve öyle tanımladığımız ülkenin kontrolü altında bulunan bir yerde cereyan etmiş olması, tabii fevkalede üzücü bir olay. Üstelik olayın cereyan ettiği bölge, tam bizim tanımımızla ‘Besle kargayı oysun gözünü’ tanımı…”
”Yıllarca beslediğimiz birilerinin bugün Türk insanına karşı nasıl bir hasmane tavır takındığının göstergesidir. Bunun bu olayla kalmayacağını, bu ve benzeri olayların devam edeceğini biliyorum. Tabii biz de bunu not ediyoruz…”
Bir diğer habere göre, internete düşen ses bandında Tolon Paşa, “Savcı da kim oluyor…” diyordu, “teğmeni savcıya teslim eden” Genel Kurmay Başkanını eleştiriyordu.
Bu arada;
Ergenekon davası sanıklarından Emin Gürses’i gözü arayanlar oluyor, bana soruyorlar. Söylüyorum, sağlığı da morali de yerindedir, kimse merak etmesin. Soranlara 38.Ergenekon duruşmasında Emin Gürses’in avukatı tarafından yapılan savunmayı anımsatacağım. Basında şöyle yer almıştı:
“Ergenekon davasının 38. oturumunda savunmasını tamamlayan Doç.Dr. Emin Gürses‘in avukatı Mehmet Taşdelen, Danıştay saldırısının “MOSSAD’ın bazı ihaleleri iptal eden hakimleri cezalandırma operasyonu” olduğunu öne sürdü. Ergenekon davasını “Bu soruşturmanın amacı AKP’nin tasfiye edilmesidir. Türkiye’de darbe ortamı hazırlanmasıdır” diye değerlendiren avukat Taşdelen “Asker darbe yapmayacak, çünkü daha önceki darbelerin ülkeye nasıl felaketler getirdiğini öğrendiler. ABD ve İsrail boşuna heveslenmesin” diye konuştu.”
Bu satırları buraya almakta fayda gördüm. Çünkü Emin Gürses’i sık görmeye alışanlar onu merak ediyorlar. Demek ki, Emin’in son söylediklerine bakıp bugünü anlamaları gerekiyor. Eminim, içeridekiler de bu savunmadan yeni bir durum değerlendirmesi yaparlar.
Bugünlerde AKP’nin başı dara düştü, demek ki Emin Gürses doğru söylüyormuş. Ama ortada darbe yapan asker yok. Üstelik NATO’ya daha sıkı bağlı bir durum var. İnce ayrıntılar burada.

Bir kere NATO, kendisine karşı açıktan konuşanları hiç affetmiyor.

NATO, Cemaat eliyle kılcal damarlarımıza kadar girdi. Cemaatin TSK’ya sızmasını suçüstü yapan hakim Albay Ahmet Zeki Üçok en büyük cezalara çarptırıldı, devam eden mahkemeleri var.

Diğer yandan Balyoz davasından mahkum edilen askerlerimizin esareti devam ediyor. Mustafa Önsel mesela, Silivri’den tahliyeler onlara bir şey getirmedi.

Bu işler daha büyük matematik gerektiriyor, benim matematiğim bu kadarını çözmeye yetmiyor. Bir de çarıklı erkâna sormak lazım! Çarıklı erkân bizim kadar ayrıntıda boğulmadan fotoğrafın bütününü görebilir.

Tolon Paşa, “Ergenekon iddianamesinin kes-kopyala cümlelerinde mantıklı bağlantılar yok, bu bağlantısız cümleler bozuk pazıl gibidir, akıl tutulmasına sebebiyet verir” diye açıkladığım köşe yazımı okumuş ve bir karşılaşmamızda bana bu yazım için teşekkür etmişti. Kendisini saygıyla anıyor, yine bir gün Ankara Anadolu Uyanış Platformunda kendisiyle kucaklaşmayı diliyorum.

Silivri tahliyelerinden şimdi bizzat ben akıl tutulması yaşıyorum; parçalar birbiriyle buluşmuyor, fotoğrafta netlik yok, o nedenle Emin Gürses’in yorumu bana son durumun en akıllı açıklaması gibi geliyor.

Estirilen şu son fırtınada Ulus Birliğinin temeli olan Eğitimde Birliğin kuruluş yasası berhava edildi. Nasıl olabilir böyle bir şey, insanımızın aklı almıyor. Bakın Türk ordusu da tuz buz oldu, bu da aynı sızıntılarla oldu. Okulları ve ders kitabı basımlarını da B.Şehir Belediyelerine (Eyalet Valilerine) verdi mi döneriz göçer yıllarımıza, yaylası olan kurtulur!

Can dostlarım, sevgili okurlarım, içeride kalan askerlerimize daha fazla sahip çıkalım, onları mektuplarımızla yalnız bırakmayalım.

Akıl ışığınız hiç sönmesin…

Mahiye Morgül /17 Mart 2014