Son Dakika Haberler

Sadece Sevmiş…Oya Engin

Sadece Sevmiş…Oya Engin
Okunma : 125 views Yorum Yap
Oya Engin

Aynı fabrikada yolları kesişmiş iki arkadaşlardı. Biri fabrikanın muhasebe diğeri ise personel departmanında görevliydiler. Sevinç’in mutsuz olmasına rağmen biricik kızı hatırına sürdürdüğü bir evliliği vardı. Eşi herkes tarafından sevilen, toplum içinde sayılan, eğitimli, ekonomik durumu düzgün, iyi bir aileye mensup bir adamdı. Kendisi de muhterem bir anne ve babanın tek evladıydı.

Mehtap ise babasının ölümünden sonra tek çocuk olduğu için annesiyle birlikte yaşayan, mütevazi, neşeli, hayattan zevk almasını bilen, hayatın kendisine çizdiği role itiraz etmeyen, hiçbir hırsı olmayan bir insandı.

Bu iki arkadaş çalıştıkları fabrikada tanışmış, ardından birbirlerini tanıdıkça önce çok iyi arkadaş sonra dost ve en sonunda da kardeş gibi olmuşlardı. Beraber gezerler, tatillere çıkarlardı, sayelerinde iki aile de kaynaşmış akraba gibi olmuşlardı. Bazen iş çıkışı sinemaya, yemeğe veya alışverişe giderlerdi.

Yine bir akşam Sevinç Mehtap’a iş çıkışı sinemaya gitmelerini önerdi. Türkan Şoray ve Can Gürzap’ın başrollerini oynadığı bir film oynuyordu. İş çıkışı fabrikaya en yakın sinemanın akşam seanslarından birine gitmeye karar verdiler.

Film mutsuz evliliği olan bir iş adamının para karşılığı erkeklerle bir arada olan bir kadınla tanışmasınan ardından ona olan büyük aşkını ve bu aşkın adamın karısı tarafından çocuğunun hastalanmasını bahane ederek engellemesini anlatan ve büyük bir çoğunluğunun yaz mevsiminde, teknede, yazlık bir evde, doğa güzelliklerini de izleyebileceğimiz mekanlarda geçen duygusal bir filmdi.

Filmi izlerken zaman zaman Sevinç göz yaşlarını hiç tutamadı. Mehtap çok iyi tanıdığı arkadaşının duygusal ve hassas bir yapısı olduğunu biliyordu ama bu kadar gözyaşına bir anlam veremedi. Film çıkışı takside eve dönerken Sevinç hala sessiz sessiz ağlıyor ve hiç konuşmuyordu.

Mehtap nedenini sorduğunda Sevinç ” yarın sana benim hayatımın hiç bilmediğin üç aylık zaman dilimini anlatacağım. Bu üç aylık yaşantımı dinledikten sonra benimle arkadaşlığını tekrar gözden geçirmek bile isteyebilirsin ” dedi.

Mehtap birden içinde bir sıkıntı hissetti. Duyacaklarının filmle bağlantılı olduğunu anladı ve hatta oradaki yaşananlar gibi bir hikaye dinleyeceğini tahmin ederek yarını sabırsızlıkla bekleyeceğini Sevinç e söyledi. Ve ilave etti. ”Ne anlatırsan anlat. Arkadaşlığımızın ve kardeşliğimizin yeni bir sınava, gözden geçirilmeye ihtiyacı yok.”

Sevinç o gece ilk defa gülen bir yüz de ağlamaktan şişmiş ama minnettar gözlerle Mehtap’a baktı ve sadece gözlerini kapatarak sessizce teşekkür etti.

Ertesi gün Mehtap içindeki huzursuzlukla mesai saatinin sonunu bekledi . Sevinç’le birlikte her zaman gittikleri bir balık lokantasının kuytu sessiz bir köşesine oturdular.

Yemeklerinin gelmesinin ardından Sevinç ” evet Mehtapcığım, Yeni bir Sevinç le tanışmaya hazırmısın” diye sordu.

Mehtap ”evet hazırım ”diyerek lüferinden bir parça aldıktan sonra ”dinliyorum” dedi.

Sevinç arkasına yaslandı. Derin bir nefes aldı ve başladı anlatmaya.

”Yaşamımın hem mutluluk hem de hayal kırıklığı yaşadığım üç ayını anlatacağım sana şimdi. Kimseye anlatmadım. Eşim sadece tahmin ediyor. Hiç bir şey bilmiyor. İlk kez seninle paylaşıyorum. Çünkü bu anlatacaklarım beni boğuyor. Haykırmak, paylaşmak istiyorum. Artık yaşadıklarımı kendime saklamak istemiyorum.

Biliyorsun eşim iyi bir insan, aileme, kızımıza, bana karşı anlayışlı ama aslında ben onunla hiç bir konuda anlaşamıyorum. Annemin genç kızlığımda bana yapmış olduğu baskıların neticesi eşimi gittiğim bir tatil sırasında tanıdım, çok kısa bir süre içinde kaçarcasına evlendim ve bir evlat sahibi oldum. Çevreye , aileme , bana karşı iyi olan eşimle ruhlarımız anlaşamıyor. Eşime göre iyi bir iş, iyi bir yaşam, düzenli bir ev, ailelerle iyi ilişkiler bir evlilik için yeterli. Ama ben ruhsal beraberliği ve duygusal bir ilişki istiyorum. Eşimle bunu hiç bir zaman başaramadık. Bu taleplerimi kendisine ilettiğimde bunları bir teferruat ve angarya gördüğünü bana söylediği zaman ben de dönülmez bir yola girdiğime kanaat getirdim . Çocuğumun hatırına ve annemin eşimle beraberliğimin devam etmesi yönündeki inanılmaz baskıları neticesi bu evliliğe boyun eğmiş yaşıyordum ki O’ nu tanıyana kadar.

Bizim fabrikanın İzmit şubesine geçici görevli olarak tayinim çıktığında eşim beni asla göndermeyeceğini ve hemen istifa etmemi söyledi. Ama ben kızımı anneme bırakarak alt tarafı üç ay olan bu göreve gideceğimi çünkü yeni kurulan şubenin bana ihtiyacı olduğunu , oradaki personele eğitim vereceğimi belirttim ve eşimin tüm itirazına rağmen İzmi’te gittim.

Önce eşim yanımda olmadığı için kendimi sadece çok özgür hissetmeme rağmen bir kaç gün sonra bundan mutlu olduğumu, eşimden uzakta olunca kendimi daha iyi hissettiğimi farkettim.

İlk bir kaç gün personelle tanışma ve kaynaşmanın ardından eğitime gelen deneyimli personele ki bende bunlardan biriydim eğitilecek elemanları paylaştırdılar ve Metin benim grubuma düştü.”

Burada Sevinç bir mola verdi. Mehtap’ a ” eee nasıl gidiyor sürpriz hikaye ” diye sordu.

Mehtap ta ” havada aşk kokusu var” diye cevapladı.

”Evet” dedi Sevinç ”hemde ne aşk. İlk aşk, son aşk, umutsuz aşk, imkansız aşk, bedbaht aşk, aşk-ı memnu. Hepsi bu sinemada ” diye yarı muzip yarı hüzünlü gülümsedi.

Sonra diye devam etti Sevinç. ” Biz ekip olarak çalışmalara başladık ve daha sonra eğitim detaylanınca ikişerli olarak gruplara ayrıldık.

Ne gariptir ki kader de bizi birbirimize yakınlaştırıyordu. Metin ve ben ikili grup olarak devam edecektik. Tahmin edeceğin gibi bu ikili grup çalışmasında Metin’le arkadaşlığımız ilerledi ve bana ailesinden, mutsuzluğundan bahsetmeye başladı.

Eşinin teyzesinin kızı olduğunu, ailelerinin bu evliliğe ta çocukluklarında karar verdiğini, büyüdüğü zaman kendisine hiç sorulmadığını, şu anda çok mutsuz olduğunu yani klasik, bildik eşini aldatan ya da aldatmaya hazırlanan tüm erkeklerin arkasına sığındığı hikayeyi anlattı. İki oğlu olduğunu her şeye oğulları için katlandığını ama artık dayanacak gücü kalmadığın söyledi. Baktım ki o da benim gibi aynı dar çemberin içinde. Çıkış yolunu arıyor mu ? Yoksa benim gibi kaderine razı mı olmuş ? Anlayamadım. Ama anladığım bir şey vardı Metin”e karşı hislerim oluşmaya başladığıydı.

Birden kendimi yeni yetme liseli genç bir kız gibi hissetmeye başladım. Sabah olsunda işe gideyim diyor akşam eğitim bitip te misafirhaneye dönünce kendimi yine mutsuz, umutsuz dünyamın kırık dişli çarkının içinde buluyordum. Dönen çark beni eziyor, yakıyor, ertesi sabah Metin’i yeniden görebilmek. ona yakın olabilmek için küllerimden yeniden doğuyordum. Kızımla yaptığım telefon konuşmaları da olmasa akşamları mutlu olduğum hiç bir şey yoktu.

Bir ay kadar geçtikten sonra bir dosya üzerinde çalışırken Metin kurşun kalemle dosyanın üzerine birden bire

“Seni seviyorum” diye yazdı.

Yüzüne bakamadım. Ellerine bakıyordum. Kalemi tutuşuna. Zarif parmaklarının arasındaki mavi renkli kurşun kalemine.

Bende hiç telaşsız, çok olağan bir şeymiş gibi ” seni seviyorum” yazısının altına yine bir kurşun kalemle “bende” diye yazdım. O da benim yüzüme hiç bakmadı. O gün başka hiç bir şey konuşmadık.

O akşam hiç uyumadım. Metin’in masmavi gözleri hep bana baktı. Bembeyaz dişlerini gösteren gülüşü hep aklımdaydı. Ben galiba aşık oldum dedim.

Ertesi gün daha ertesi gün daha ertesi gün artık işe uçarak gidiyor, Metin’le birbirimize küçük kısa mektuplar, notlar yazıyor, sonra onları küçüçük küçüçük yırtıyor imha ediyorduk. İkimizi de yeni bir heyecen sarmış bu heyecen dalgasının içine öyle bir dalmıştık ki adı aşk mıydı neydi anlayamadım. Böylece iki aylık bir süre bitti. Bu arada evinin İstanbul’ da olduğunu, sırf evden, karısından uzaklaşabilmek için İzmit’teki bu işi kabul ettiğini ve burada yanlız yaşamaya hazırlandığını söyledi.

Bu arada ikimizin arasında inanılmaz bir ruh birlikteliğinin olduğunu yani şimdilerin moda tabiriyle ruh ikizi olduğumuzu anladığımda çok umutlandım. İşte hep beklediğim, hep özlediğim insan karşımdaydı. Birbirimizi tanımış, bulmuş, anlaşmış ve sevmiştik. Öyleyse beraber olabilirdik. Olmalıydık ta. Yaşam kısaydı. Hayata bir kere geliniyordu. Ve doğru insanlarla çok sık karşılaşılmıyordu.

Ne çok sevdim bilsen Mehtap dedi Sevinç. Ne çok. Ne kadar düzgün,ne kadar nazik, kadın ruhundan anlayan, ne kadar benim beklentilerime uygun bir insandı . Nasıl güzel bakardı bana, saçımı okşardı, ne şefkatliydi, ne kadar insandı bilemezsin. Hep böyle olmasını istedim eşimin. Olmadı. İşte nihayet isteğim gerçekleşmişti. Kader karşıma Metin i çıkarmıştı. Çok ama çok mutluydum.

Üç ay tamamlandığında gözüm Metin’den birde kızımdan başka bir şey görmüyordu. Hemen tayinimi isteyecek ve İzmit’teki fabrikada daimi görev talep edecektim. Kızımı da yanıma alacak ve eşime boşanma davası açacaktım.

Metin’e bu düşüncemi açtığımda yüzünde tuhaf bir bulutlanma hissettim. Böyle bir karar için acele etmiyor musun? Üstelik bunu ikimiz konuşmadık bile dedi. Bende boşanmayı çok istiyorum ama bizimkiler bunu asla kabul etmezler. Ben çareyi iş bahanesiyle şehir değiştirmekte buldum. İlişkiye başlarsak bunu hemen öğrenirler. Bize rahat vermezler. Yapamayız. Bence sen bu düşünceyi aklından çıkar ve evine dön. Bende burada yaşamıma devam edeceğim. Boşanmam imkansız dedi.

Mehtap dedi Sevinç ; nasıl bir duygu boşluğuna düştüğümü sana anlatamam. Bulutların üzerinde uçan bir kuşken bir anda kanadı kırılıp yere çakılmış gibi olmuştum. Beni istemiyordu. Ben ona koşmaya hazırken o beni reddediyordu, Üstelik bu duygusallığı o başlatmış ve benim ona sevdalanmama izin vermişti.

Yaşamımın en dolu, duygusal, en mutlu üç ayı bitmişti. Beni reddetmiş, mutsuz renksiz yaşamıma kendi elleriyle geri gönderiyordu.

Ben aynen onun dediğini yaptım. Eşime, yuvama döndüm. Zaten mutsuz olan yaşantım artık kabusa dönmüştü. İşime bıraktığım yerden başladım. Bu arada yaşantımda yeni bir arkadaşım vardı artık. Alkol. Metin’ in yerine onu koymuştum. Hayatımdaki onun açtığı boşluğu alkol dolduruyordu. İşten eve geliyor hemen bir kadeh içkimi koyuyor, devamlı Selami Şahin”in yeni çıkarttığı kasetini çalıyor içiyor, içiyor ve bir yerlerde sızıyordum. Bir süre sonra işimde performans düşüklüğü baş gösterdi. Amirlerim tarafından uyarı aldım. Bu arada eşim de bana çok anlayışlı davrandı.” Yuvana dön Sevinç çocuğun var. Kendine gel. Ne yaşamış olursan ol. Ben seni seviyorum.” diyordu. Allahım bu nasıl adam böyle diyordum.

Tedavi oldum. Çocuğuma, evime sığındım. Sustum. Kabullendim. Seninle de bu süreçte tanıştık zaten biliyorsun tedavi zamanlarımı.

Böylece iki yıl daha geçti.

Bir gün dayanamadım, İzmitteki fabrikayı aradım. istifa ettiğini İstanbul’a geri döndüğünü , Burgazada’ da bir dükkan açtığını söylediler ve telefon numarasını verdiler.

Bir kaç kere telefon açtım sesini dinledim, konuşmadım.

Sonra bir gün bir Cumartesi günü sabah erkenden Burgazada’ ya gittim. Dükkanı buldum. Daha açmamıştı. Sahildeki çay bahçelerinden birinde bekledim. Öğlene doğru tekrar gittim dükkan açılmıştı, önünden ürkek adımlarla geçtim, çaktırmadan içeri baktım, ordaydı gazete okuyordu beni görmedi.

Tekrar sahile indim, telefon ettim. Önce şaşırdı, biraz duraladı. Ama çok mutlu oldu sesimi duyunca. Anladım.

Geldim dedim. Ada’dayım.

Koşarak sahile geldi. Mavi gözleri dışında çok değişmişti. Saçları seyrelmişti adamakıllı. Çok şaşırdım. O da güldü ”bak kel oldum senin hasretinden” dedi. Gülüştük. Tedirgin hava dağıldı.

Hemen ilk gelen vapurla Büyük adaya geçtik. Yemek yedik. Çay içtik. Güldük ,eğlendik, anlattık, konuştuk, sarıldık, ağladık. Aya Yorgiye gittik. Dilek diledik. Ben onu diledim yeniden. O söylemedi.

Sonra yeni işini ve yaşamını anlattı. Benden sonra duramamış fabrikada. Dönmüş ardımdan İstanbul”a, eşiyle konuşmuş. Tabi kıyametler kopmuş. Aileler devreye girmiş, akraba kızına bu yapılırmı diye . Sonra karısı bayılmalara başlamış, doktorlara gide gele bir hal olmuşlar. Sinirsel denmiş, yorulmuş, sıkılmış, o da bırakmış kendini kaderin çizdiği yola.

Ama beni hiç unutmamış, hep hatırlamış. O günü hiç unutmam. Hayatımdaki çok mutlu olduğum son gündür. Bir daha görüşmemek üzere ayrıldık. Hep birbirimizi severek hep özleyerek yaşamaya söz verdik.

Ne yaptı biliyormusun? Lokantada peçetenin üzerine “seni seviyorum “yazdı. Bende yazının altına “bende” dedim.

İşte Mehtapcık , senin Sevinç kardeşinin kırık dökük yaşanmış bir üç aylık mutluluğu var. Yaşamımda hazine gibi saklayacağım bir üç ay. Utanılacak, pişman olunacak hiç bir şey yapmadım. Sadece sevdim ve eminim sevildim. Ama hayat bizim de olsa istediğimiz gibi yaşayamıyoruz.

Gittiğimiz filmde çalan müzik benim bu sevdamın en yakın tanıdığır. O yüzden çok ağladım ve sana bu hikayeyi anlatmak istedim.

Mehtap hiç bir şey söylemedi. tabağındaki soğumuş balığından bir lokma daha aldı ve masadaki peçeteye Sevinç e hitaben çok sevdiği Ataol Behramoğlu”nun şiirinden bir paragraf yazdı.

Avutamaz olur artık Seni,

Sevdiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksen de sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

Sonra garsonu çağırdılar bir ufak şişe beyaz şarap söylediler. Bir de Selami Şahin’den bir parça çalmalarını. Fonda yükselen müziğin nameleri arasında kalplerinde hüzün, gözlerinde nem hayata yeniden karıştılar.

Seninle başım dertte,

Ne yapsam bilmiyorum,

Canımdan bir parçasın,

Söküp atamıyorum….

Oya ENGİN/28.10.2012