Son Dakika Haberler

Ask üzerine… Burak ÖZBAKIR

Ask üzerine… Burak ÖZBAKIR
Okunma : 70 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Aşk denilen olgu hep 3-5 cümleyle anlatılabilir gelmiştir bana. Ama daha kısa bir özet geçmek gerekirse, eşref saatini yasayan birisinin eşek saatini yaşayan birisini reddetmesi akabinde eşek saatini yaşayan kişinin egosu şişer ve ” niye ” sorusunu sormaya başlar ve oluşan bu aptal hormonal ruh haline genelde aşk deriz biz.
 
Çok hastalıklı bir ruh halidir aşk. Genelde sevmeyi bilmeyenlerin, başaramayanların başına gelir. Çamlibelin sakin bir söz söyleme dizelerinde anlattığı gibi sevdiginizi annesinden bile kıskanmaya başlar, sizden başka sevenlere beddua ederken bulursunuz.
 
Ve bilindiği haliyle sadece platonik versiyonunu yaşarsınız. O kadar esir olursunuz ki yasadığınız bu ruh haline ve karşınızdaki sevdığınizi öyle bir noktaya oturtursunuz ki, karşılık alsanız dahi , karşılığı veren o, kafanızdaki o olmaktan çoktan çıkmıştır. insanüstü değerler yüklemişsinizdir sevdiğinize ve cevap veren sevdiceginize uzaylı gibi bakmaya başlarsınız. Hatta anlamazsınız bile ne dediğini. Bu yüzdende hiç çekinmezsiniz kırmaktan, zarar vermekten. Çünkü yaraladıgınız sevdiğiniz değil ona benzeyen bir yaratık olmuştur çoktan.
 
Çok ünlü bir efsane vardır bu durumu anlatan. Padişah getirinde bir görelim su leylayı demiş birgün. Getirmişler ve padişah mecnunun ugrunda omrünü verdigi leyla bu mu demiş. Padişahim sen leylayı birde mecnun duy diye ahkam kesmiş bu sefer çevresindekiler.
 
Yukardaki efsanedeki gibi cereyan eden binlerce aşk hikayesiyle kücüklügümüzden beri zehirlendigimizi düşünmüşümdür hep. Sevmenin daha degersiz olduğunu anlatmak için uydurulmuş hikayelerdir aslında. Bir meydan okumadır aslında. Karşı tarafa saygısızlık yapabilmek için bir kılıftır. Aşık olduğunu savunan kişi, ben öyle bir severim ki efsane olur demektedir aslında çok arsız bir şekilde. Ve cinsel içeriklidir anladığımız anlamıyla. Nedense kadın erkek arasında geçer hep ve reddedilen taraf, abazanlığının etkisiyle de, sevmesine ragmen sevilmemesine  isyan eder.
 
Bu gerçegi farketmem ilk eşkiya filmini seyretmemle olmuştur üniversite yıllarımda. Film, eşkıya Baranın sevgilisi Keje ye duydugu sevgiyle nasıl 35 sene hapiste ve akabinde gelişen olaylarda ayakta kaldıgını, berfonunda  kejeye duydugu karşılıksız aşkla ,her türlü imkanına ragmen,kendi ve kejenin hayatlarını nasıl heba ettiğini anlatır.
 
Halbuki asıl olan sevmektir. Nasip olmuşsa size de sevgi ve tutabilmişseniz kalbinizi saf ve temiz, sadece karşinizdakini değil dogayı, böceği, iyiyi kötüyü, güzeli çirkini, herşeyi seversiniz. Ve karşınızdaki sizi sevmese bile siz mertçe gıyabında sevmeye devam edersiniz. Ve zarar vermezsiniz sevdiğinize, oldürmezsiniz. Sevginin girdigi kalbe isyan girmez çünkü. Sevginin girdiği kalp, seviyorsam sevilmeliyim diye diretmez size. Sevginin girdigi kalp, sevilerek cevap almasa bile olabildiğine cesur, olabildiğine mulayım katlanır oluşan acılara, sabahlamalara, sızılara. O yüzden şükredebilmektir sevmek. Sevilmese bile, Allahım iyi ki var, iyi ki tanıyabildim, görebildim, hissedebildim, tadabildim, yaşaybildim onu diyebilmektir sevmek.
Ilahi aşktir bir yandanda sevmek. Bir çiceğe baktığında özünü, bir kuşa baktığında canını görebilmektir. Alalade kadınlar erkekler olmalarına ragmen, abi, abla, kardeş, anne, baba, arkadaş , sevgili, dost diye ayırabilmek bu insanları ve yürekleriyle kabullenmektir sevmek. Kalp gözüyle görebildiklerini ruhuna yerleştirmek, yerleştirdikçe de gönlünün büyüdügünü hissetmektir sevmek. 5 duyunla hissettiğin herşeyde, 6. duyunla, gönül gözünle özümsediğin herşeyde O nu bilmektir sevmek.
 
Hakkı gerçek sevenlere cümle alem kardeş gelir demiş ya Yunus, aşk denen saplantılı yollara sapmadan, ilahi aşkınızla, gönül gözünüzle sevmenin hepinize nasip olmasi temennimle……