Son Dakika Haberler

Burak Özbakır. ASALET

Burak Özbakır. ASALET
Okunma : 98 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Müzeyyan Senar a sorduklarında bugüne kadar en çok hangi hayranından etkilendiğini, bir boyacıyla yaşadığı bir anısını anlatmıştı televizyonda. Boyacı sandığının başında çalışırken boyacı, ablayı görmüş ve birgün biliyordum bana geleceğini demiş. Sandıktan çıkardığı fotoğrafı imzalattıktan sonra da hiç rahatsızlık vermemiş  ve gitmiş.
Bir gün de Baba Hakkıyı, o ünlü Beşiktaş kaptanı Baba Hakkı yı görmüşler, o zamanın belki de en ünlü balık lokantası Urcan da. Urcan çok meşhur o dönem. Havası atılıyor, Urcan a gitmenin. Gidenler alem bizi de görsün der misali, donatıyorlar masalarını. O anda geliyor işte Baba Hakkı. Herkes kapıda el pençe divan. Korkudan değil ama saygıdan. Buyur ediyorlar baş köşeye ve sormuyorlar, ne yersin, ne içersin diye. Sadece bir domates geliyor masaya ama şöyle kelli felli, Bileciğin Çaltak domatesi, Osmanlı domatesi derler, irisinden, bir de büyük Altınbaş koyuyorlar. Baba Hakkı verirmiş hakkını rakının, çok belliymiş içmesinden. Baba Hakkı içiyor rakısını ve kalkıp çıkıyor sonrasında, her zaman ki gibi hürmetler eşliğinde. Her kim ki, dolu masası mezelerle arsızca, düşüyor başı öne, sanırım biraz utancından.
Neyzen Tevfik te anlatılır böyle bir hikayeyle. Yanlış hatırlamıyorsam, Eyüp taraflarında bir gariban kahvesinde takılırmış üstad. Gündüzleri dolaştıktan sonra İstanbul da, gece bu berduş kahvesine gelir, kafası eserse ney üfler, esmezse geçer kahvehanenin arkasına  yatar, daha da çok sızarmış, onun için hazırladıkları yatağa. Ney üflerkense, en öne buyur ederlermiş üstadı. Belliymiş sandalyesi ve kimse oturmazmış o sandalyeye hürmetinden. Birgün başka bir neyzen gelmiş aynı kahvehaneye ve demiş ki, neyzenim bende. Oturabilirim o sandalyeye. Ses çıkarmamış kimse. Buyur etmişler baş köşeye. Başlamış neyini üflemeye ve o anda girince Neyzen Tevfik kahvehaneye, kesmemiş üflemeyi. Anlamış tabi Neyzen Tevfik durumu ve sessizce geçmiş en arkadaki sandalyelerden birisine. Birçok istek parça gelmiş yeni neyzene. Üflemiş hepsini içindeki aşk ile. Ama bir başka parça istemişler daha sonra ve genç çıkaramamış melodisini. Zorlamış zorlamış, bir türlü olmamış. Bir ses yankılanmaya başlamış sonra en arkadan. İstedikleri parça işte. Kim çalıyor diye dönüp bakmışlar ki arkaya, genç neyzenin çalamadığını ney le, Neyzen Tevfik üflüyor yarım kiloluk boş rakı şişesiyle.
Başkaca bir şehir efsanesi daha vardır Neyzen Tevfik hakkında. Ama benim gözümde çok ama çok büyük bir efsane. Rivayet odur ki, Neyzen Tevfik, çok sarhoş olduğu bir akşam gidiveriyor Dolmabahçeye. Dayanıyor sarayın kapısına. Açın diyor ben geldim. Herkesi sarıyor bir telaş. Çünkü büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK içeride istirahat etmekte. Atamızın sevdiği birisi olduğundan Neyzen, buyur ediyorlar içeri çaresizce. Soruyorlar nedir derdi. Atamızı görmeye geldim diyor. Binbir müşkülatla Ata ya bildiriyorlar durumu ve Ata hafif bir tebessümle, buyur edin diyor içeri. Neyzen bu. Çıkaracak illa ki bir problem. Yok diyor misafirim ben. O gelsin. Yaverler terler içinde. Anlatıyorlar durumu. Büyük Önderde de ne tevazu varmış be, kıramıyor Neyzeni. İniyor aşağıya, oturuyorlar havuzlardan birisinin başına. Sohbetleşiyorlar. Paylaşıyorlar Neyzen in şarabını. Üflüyor Neyzen neyine, meşk ediyorlar. Sonrasında kalkıyor Neyzen ayağa ve hadi Mustafam diyor kal sağlıcakla. Gidiyor Neyzen salına salına.
Ünlü olmayanların da var böyle hikayeleri. TRT de bir belgeselde gördüm 10-15 sene önce. Bursa da kalaycılık yapan bir adamın meskenini ziyaret ettiler pazar içinde. 50-60 yaşlarında, yüzü çizgi çizgi ama belli ki güçlü bir adamcağızdı kalaycı. Yorgunmuydu hayattan ve çizgiler onun emaresimiydi, yoksa umut dolumuydu, güçlü gibi duran bedeni asaletimiydi, kararsız bırakıyordu sizi. Çok derin ve anlamlıydı ama bakışları. Duvarında bir ud duruyordu kalaycının. Sordular nedir diye. Ud um dedi. Udiymiş eskiden. 23 senedir elini bile sürmemiş ama. Zeki Mürenin en meşhur olduğu yıllarda, onun için bile çalmış ama. Niye bıraktın diye sordular. Küstürdüler dedi. Anlatmadı ama gerisini. Çalmazmısın gerçekten rica etsek diye sordular, çalmayacağını düşündükleri bir edayla. Misafirsiniz siz dedi. Nasıl kırılır ki misafir dedi. 23 senedir küstüğü udunu eline aldı ve çaldı işte, o an gözümde çok ama çok büyüyen udi.
Böyle hikayeleri duydukça ve hatırladıkça, bu kendini bilen, bu kimseden çekinmeyen, bu naif, bu temiz kalabilmeyi başarmış, bu tevazu sahibi, bu asaleti içinde biriktiren insaların hayatlarına daha çok vakıf oldukça, oh be diyorum hayat ne güzel, ne güzel be hayat ve ne güzel be insanlar…