Son Dakika Haberler

Dağ gibi adam – Başkası için birşey istiyorsam namerdim. Burak ÖZBAKIR

Dağ gibi adam – Başkası için birşey istiyorsam namerdim. Burak ÖZBAKIR
Okunma : 96 views Yorum Yap

Şöyle bir gerinsem esneye esneye, büyük büyük, neslimi görür müsünüz nidalarımda? Karınca olsa dertlerim, 500 kat, 1000 kat daha kocaman atlara yükler misiniz haykırışlarınızı? Kuş olsam, böcek olsam, kalplerdeki çiçek olsam belirtir misiniz benden yana olan tavırlarınızı? Çaldım ya bir sürü şimdi ki gibi, yine çalarım. Var ya ben kendim için, alayınıza dalarım.

Böyle şiir olmazdı. Öykü de. Uysa da kodum, uymasa da kodum kızgınlığıyla hele, kimse dinlemezdi derdinizi. Dağ gibi adam, münferit takılıyordu ama bu türlü kaygılardan. Birşey istiyorum ben  diyordu. Birşey. Sadece kendim için birşey.

Dağa git dediler dost sandığı arkadaşları. Survivor ol. Tek başına nefes al, sadece yaşamak için. Aldığın nefesi kulakların duysun, sadece ayakta kalabilmek için. Olmaz dedi dağ gibi adam. Dağ dediğin yerde çiçek, böcek çok. Yılanı, çıyanı, akrebi, domuzu, balığı, kuşu çok sesliler. Saygıları yok insanoğluna. Tek başına kalmak, kafanı dinlemek istiyorsun ama hiçbirşey yapmasan bile auralarını bozmayarak yine onlara çalışıyorsun. Karnın acıkıyor misal, yemen lazım, balık avlıyorsun. Kendin için yapıyorsun ama yine de emin olamıyorsun, acaba sadece kendine mi hizmet ediyorsun. Bilemiyorsun milyonlarca balık varken niye özellikle o balık gelipte takılıyor oltana, ağına.  Muhtemelen müslümcü balık. Asıyor kendisini oltana. O kadar yem varken denizde, derede, niye tenezzül etsin yoksa senin bir dirhem yemine. Sen yemeye çalışırken balığın cesedini, o belki de minnettar sana, bu hayattan kurtardığın için. Ateş yaksan ormanda üşümemek için, ateşin çatırtısından, çuturtusundan anlarsın sana ölü sandığın dalların nasıl minnettar olduklarını. Canlarını verirler senin için, başka bir dünya da hak sahibi olarak karşına dikilmek için. Sen düşünürken bu küfür tadındaki nidaları ne kadar da huzur verici diye, bir parça akıllıysan bilirsin hesap orada kapanmamıştır ve ateş yanan ormanda, o kadar huzurlu sanarken kendini, en ufak bir gürültüyle uyanırsın tavşan uykundan.

Dost sandığı arkadaşları apışıp kalmışlardı dağ gibi adamın düşünceleri karşısında. Hangi psikopat düşünürdü ki böyle? Ama yılmamışlardı. Dağ gibi adama istediği yalnızlığı, huzuru ve sadece kendine hizmet edeceği ortamı sunmak boyunlarının borcuydu.

Gökyüzünden uçuralım seni dedi, içlerinden birisi. Semadan bak dünyaya. Neyi görmek istiyorsan onu gör, neyi duymak istiyorsan onu duy. Hem dedi, iyidir uzaklaşmak. Çirkinlikleri daha az görürsün. Pis kokular daha az gelir burnuna. Karınca misali olur insanlar, gökyüzündeysen sen. Elini uzatsan tutacak gibi olursun ama ellerini uzatsalar günler sürer sana gelmesi.

Yok olmaz dedi dağ gibi adam, pabuç kadar olmuş diliyle. Olmaz dedi uzaklar. Hayallerimi satın alanlar var dedi dünyada. Hayallerimle yaşayanlar. Gökyüzünde katlana katlana gelir sesleri. Yeryüzünde kapatsan kulağını duymazsın hiçbirini. Odaklansan sadece birisine, göreceğin sadece o birisi. Yeryüzünde olmak bir ağaca bakmaksa , uçmak ormana, bütüne bakmaktır benim kitabımda dedi.

Telaşlandı dost sandığı arkadaşları. Ne deseler boş olacaktı sanki. Dağ gibi adam haksız çıkaracaktı bütün çabalarını. Ümidini kesmek üzeriyken arkadaşları, buyurdu dağ gibi adam, davudi sesiyle. Fanus a sarın beni dedi. Asaletim fanusum olsun. Sevmediğim kimse çarpsın dönsün duvarımdan. Fanusun hamuru benle yoğrulsun. Kapısında koruma olsun dostlarım. Almasınlar sevmediğim, sevmeyeceğim kimseleri içeri. Kalabalığa salın diye salık verdi sonra dağ gibi adam. Kalabalığın içinde dinlerken ben kendimi, insanlar görsün bilgeliğimi. Görsünler ama yaşasınlar bana dokunamamın acizliğini.

Heyecanlandı dost bildiği arkadaşları. Sıkıştıklarında teselli olan dağ gibi adama cevap verebilmenin bir yolunun belirmesi bile, mutluluk kaynağı olmaya yeterdi. Koşturmaya, soruşturmaya başladılar, acep ne olabilir bu fanus diye. Kim sarabilirdi dağ gibi adamı? Yaralara kim merhem olabilirdi? Merhametsiz olmayan ama dağ gibi adama merhametsizlik yapan cihandan kim soyutlayabilirdi?

Ben dedi arkadaş sandığı dost. Ben kurtarırım onu bu karanlıktan. Ben bin kişinin arasında yalnız, dingin, huzurlu kılabilirim onu. Kaçmak ne menem birşey, yalnızlık nasıl bir ömür boyu kanıtlayabilirim. Bir çıngırak tutuşturdu sonra dağ gibi adamın eline. Salla dedi bunu. Her salladığında bir ses çıksın. Öyle bir ses çıksın ki içinden, duymaya alıştığın her sesi bastırsın. Küfür mü ettiler bunla cevap ver. Övdüler mi bunla ötele üstünü. Her ne duymak istiyorsan buna anlat hüznünü.

Dağ gibi adam arkadaş sandığı gerçek dostunun bilgeliği için beis görmedi şükretmekten. Sığınacağı liman da, sırtını dayayacağı duvar da, üç kuruşluk bir çıngıraktı aslına bakınca. Sen sen ol dedi dağ gibi adam mırıldanırcasına. Mesele sahip olmak değil mesele. Mesele sahip olduğunla ifade edebilmek kendini mesele.

Dağ gibi adam konuştukça susar dünya bu yüzden. Yalnızlığını, benliğini, sadeliğini, insanlığını haykırırken çıngırağından çıkan nameler, meraklı gözler onda, kulaklar pür dikkat, lal olur insanlar, kör olurlar ve alkışlarında dağ gibi adamın, haşmetmeap ın nezdinde saygılarını sunarlar.

 

 

Mavicekız’a kıza ithafen

Burak ÖZBAKIR