Son Dakika Haberler

Dağ gibi adam – Nekahethane. Burak Özbakır

Dağ gibi adam – Nekahethane. Burak Özbakır
Okunma : 73 views Yorum Yap

Şimal yıldızının aydınlattığı karanlık puslu katır yollarının arasında, uluyan kurtların ürkütücü seslerine inat, korkmadan, korktuğunu belli etmeden, yavaş yavaş, tahminlerle yürüyordu ormana doğru. Ne bir tanıdık ses vardı sessizlikten seslenen, ne de bir ışık, yaşam belirtisi.

İki yanlış adımda binlerce adım yuvarlanabileceğini düşündüğü o keskin dağ yolu virajlarında, Musa asasına o kadar sıkı sıkıya tutunmazdı, elindeki çöp kadar dal parçasına tutunduğu gibi. Her seferinde dönmeyeceğine yemin ettiği o derme çatma orman içi barakaya, ne olmuştu da yine varma isteği duymuştu diye düşünürken ve yarı yarıya uykuya varmış göz kapaklarını açık tutmaya uğraşırken, burnuna gelen o tanıdık kokular yüreğinin sevinçle atmasına yetipte artmıştı bile.

“Bizim tarhana” dedi, çok emin olmadığını belli eder bir ses tonuyla. Gündüz olsa, insanın aklını çelebilecek, başka şeylere odaklandırabilecek herhangi birşey olsa, kesinlikle hissedilemeyecek o belli belirsiz koku, bu puslu havanın yaydığı yusuf yusuf enerjileriyle epey hissedilir, belirgin kılıyordu kendisini. Tarhananın tadı mı, kokusu mu, sıcaklığı mı yoksa yapanın sunacağı gönül yoldaşlığımı daha çekici diye düşünürken, tarhananın varlığını kanıtlarcasına yanan odun ateşinin ışığını gördü, çatırtısını duydu.

–       Ağa yolları puslu karanlıklara kurar, marabayı lokmasına muhtaç eylermiş……

–       Vay yiğenim….. Hoş geldin gözüm.

–       Eyvallah dayı. Erenlere mi karıştın, gidenlere mi kavuştun? Gelmedin yine, gel diye haber saldın.

–       Beni bilirsin evlat. Taş yerinde ağır. Beni de taş diye anca buralar kabul ediyor.

–       Dayı, musallaya iki var mı adın? Bir ayağı çukurda mı adın? Ölmeden mezara kapatmışsın kendini, hayır yadedene selam olsun.

–       Burası mezarsa yiğen, benim oturduğum yere cennet deseler yeridir. Çek bakayım şöyle içine doldura doldura nefesi. Ört bakayım şu koyun postunu üstüne. Bak bakayım aya, şimal yıldızına. Dinle biraz yiğen sessizliği. Bak ne diyor sana.

–       Ne diyor dayı?

–       Bi sus artık amına koyim diyor… Ne diyecek başka?

–       Dayı giydirdin yine, helal.

–       Darmış ki giydirdik yiğen.

–       Dayı bizim oralara götürsem seni, sıfatına acır, para tutuştururlar eline. Ama bi bilseler, bu bünye ne cevizler kırdı, ne sekti ortamlarda, millet kıçını tuta tuta kaçar.

–       Etmeyesin el sikiyle ortamlarda dirayet, bak keyfine deli gönül gireceğin yer bellidir demiş şair.

–       Sen de şairdin yani dayı?

–       Eee yiğen, güzeli oynatırlar çirkini söyletirler…. Sana ne söylettiler de düştün yine buralara?

–       Sen yapma be bari dayı. Dur iki soluklanalım.

–       Yok yiğen yok. Misafirliğin en güzeli kısa olanı. Seçmedin madem burda yaşamayı, dökül ne döküleceksen, sonra da savuşta koy git.

–       Nevale de var dayı. Çekecen mi iki yudum?

–       Benim hakkımı bırak şuraya. Ne zaman gördün iki kişi içtiğimi de , senle içicem şimdi? Dünkü bok.

–       Dayı sen bilirsin beni. Eğmedik bünyeyi ama nereye kadar dikine dikine? Alayına diyesim var ama alay dediğin bin kişi değil ki amına koyim. Yıkıyorum, kırıyorum ama yine geliyorlar, yine geliyorlar.

–       Gelmeyince sen gidersen, onlarda gelir yiğen

–       Eyvallah.

–       ……

–       Gelemedi mi dedirteyim dayı? Yüreksiz mi dedirteyim kendime? Çoluk çocuğa sakız mı olayım bu yaşta?

–       Gözüm antepte, kızım garip alma memleketi ikidir, memleketini neyleyim sermayesi sikidir derler ya, seninki de o hesap işte. Gelselerde , sende gitsen almayı istediğin nedir bilmezsen, hayat sana boş. O sebep, ne istediğini söyleyeceksen söyle ya da naşla da iki kafa kırayım şurada, hazır yakalamışım şimali.

–       Dayı yüreğim acıyor. Yüreğim acıyor. Açmışım ellerimi semaya, gözümde iki dirhem akmaz olmuş, kapanacak yerler taş, kaya…. Böğrümde geziyor ellerim, nerden vursam da incitsem diye. Ses çıkmaz olmuş, gırtlak şiş, gözler kilitlenmiş bilinmeze, zıplayana yazık olacak dayı. Bardak zaten dolmuş, damlayana yazık olacak.

–       Sen naşla yiğen. Ne istediğini bilmezin dergahı buradan sapıpta kendini ışıklı neonlara vuranların yanında gözüm. Git unut ne unutacaksan. Git kandır kendini nasıl kandıracaksan.

–       Yapma dayı yapma. Bir el uzatmamazlıkta sen yapma.

–       Buranın dergahında, düşenin ağlamaya hakkı yok yiğen. Ya düşmeyeceksin ya da düştüysen kancık karı gibi 3 sağ 4 sol kıvırtmayacaksın. Üç beş kişi sana mert dedi diye mert mi oldun yiğen? Üç beş girdin çıktın diye kendine has mı dedirttin yiğen? Sen hangi gönlü kazandın da, sen hangi gönlü kırmaktan imtina ettin de yiğit oldun yiğen?

–       Derdim ne ola ki dayı? Ben bilmezem mi gönül erkanı olmak nedir? Ben bilmezem mi bin olmak nedir? Neşem nedir görmedin mi dayı? Her gelenin ağzına bir parmak bal çaldım da görmedin mi dayı? Kim dedi arkamdan kötüyü? Herkese iyi olmayı bilmedim mi dayı?

–       Dediler yiğen dediler. Sen ne dersen de, onlar ne bildilerse onu dediler . Sen ne olursan ol, onlar neyi gördülerse de onu dediler.

–       Bilemedilerse, göremedilerse suç yine bende mi oldu dayı? İstedim ki, her düşene bir elde ben uzatayım. İstedim ki, can cana yetişmediğinde, yetiştiremedikleri canları, elimden geldiğince ben olayım.

–       Oldun mu peki evlat?

–       Elimden ne geldiyse oldum artık dayı.

–       Kime bu öfken o zaman?

–       Bende düşüyorum dayı. Bende şaşıyorum yolumu. Bende de var bilinmez. Bende meylediyorum yeri geldi mi karanlığa. Olmasın mı dayı bana da bir el uzatan?

–       Bülbülün çilesi yanmakmış güle. Sen yanmışsan güle, gül senin ölmüşünü neyleye?

–       Deme dayı. Etme

–       Edeyim evlat edeyim. Toysun daha ama öğrenirsin sende. Bu dergaha girdin girmeye, hakkını vererek yaşa hiç olmazsa. Bu dergahın dergahzadelerine el uzattılar mı bir kere, alırlar özünü evlat. Bırak uzatmasınlar ellerini. Bırak düştüysen ayağa kalkmak için uğraşmayı.

–       Sen olayım yani dayı?

–       Sen bana kurban ol yiğen. 5 fırın ekmek yesen tırnağım olaman. 5 fırın sana girse, hikmetinden sual olunmaz, onu da görücen, ağzından, benim sana kaşık kaşık yedirdiğim balın dirhemini damlataman.

–       Nedir seni sen yapan dayı?

–       Bir bak bakayım sağına soluna yiğen. Bi idrak et bakayım nerdesin?

–       Nerdeyim dayı?

–       Sen istersin ki, el uzattın mı bir kere, sevdiğinin nişanesi olsun bu. İstersin ki, sevdin mi sevdiğin bunu bile, bunun ne değerli birşey olduğunu göre.  İstersin ki, sen bir kere sevdin mi sevdiğin sevmene bağımlı ola.

–       He dayı he. İsterim

–       Sen ne bokun dölüsün ki, sevmeyi bilmeyen sevsin seni. Sevmeyi bilen niye gelsin sana evlat? Sevmeyi bilen geldi mi sana, niye sende kalsın evlat?

–       Sevmeyi bildiği için işte dayı

–       O zaman orda dur evlat. Gördün mü bak anlamak ne demekmiş? Gördün mü bak karşılıksızlık ne demekmiş? Sen iyilik yapıcan denize atıcan, balık görmezse Malik görecek evlat. Bak evlat demin diyordum, dedirtmedin. Bak sağın mezarlık. Bir ayağı çukurda bir moruktan akıl almaya dağları aştın da geldin. Şurda ölsem, vücudum kurda kuşa armağan. Ama geldin, beni burda buldun. Bu kaçıncı gelişin ama beni buradan milim oynatamadın. Sende böyle ol evlat. Sen Mevlana ya Şems olduktan sonra seni bulan çok olur. Çok dediğim bir olsa da, o birin varlığı çok olur. Hayat dediğin bir an, o da işte bu an. Ben bilmem ki sırf sana şunları söylemek için mi yaşadım. Belki öyle, belki değil. Ama bilirim ki, sabreden görevini yerine getirip terk i diyar edecek. Sende huzurla terk i diyar edenlerden ol. Düşme evlat. Düştüysen de yerde kalma evlat. Erkek adam ağlamaz. Gönlü taşıpta iki damla akıttıysa bu insan pazarına, bil ki gülmüştür o iki incisinde de. Ama inan  erkekse gerçekten ağlamamıştır. Ağladıysa da erkek olarak kalmamıştır.

–       Düşmeyelim dayı da, ağlamayalım da, peki şöyle ağız dolusu bir bağırıp çağırmayalım mı?

–       Sıfatına soktuğum, küfret işte kalp kırmadan.

–       Kalp kırmadan küfür olur mu dayı?

–       Olur, olur kahrına soktuğum. İsyanına mani oluyorsa küfrün, tutuyorsa seni ve sevdiklerini zarara girmeden, gönül kırmayan küfürde olur.

–       Küfredenlerden kim olur dayı?

–       Can olur, canan olur….  Neyzen olur, nazan olur. Eşşeklere Eşref olur. Kalpsizlere Şaban olur. Bana senden sağlam Düz giden olur.

–       Eyvallah dayı. Hadi ver yolluğumu da kaçayım ufaktan.

–       Dar geliyor paçalar, açmadın bir makatı

Vereceğim dübürden, vuruken tokadı

Gönül diye ağladın, diller pelesenk olmuş

Pezevengin evladı, hiç bilmezmiş hasadı

Bir dediğin bir olsun, üçler senin beşler senin

Kırk yılda bir düşersin, ibnenin damadı

Ne umdunda ne buldun, ormandayız ormanda

Ne meymenetsizsin, şerefsizin evladı

Al aklını başına, ayır iyiyi doğruyu

Beis görmüyon yerken armudu ve hamudu

Hadi siktir git şimdi, şimal tependen baka

Dayın içecek nevaleyi, ısırırken harnubu

–       Dayı sen beni güldürdün, Allahta seni güldürsün. Hadi kal sağlıcakla

–       Bak bakayım gitmeden. Kulağıma geldi, aşağıdan sana nam mı geldi?

–       Senden korkulur dayı. He vallahi. Sen burda çok ezdin beni ama aşağıda bana dağ gibi adam dendi.