Son Dakika Haberler

Genç moruk. Burak Özbakır

Genç moruk. Burak Özbakır
Okunma : 126 views Yorum Yap

– Buralar çok değişmiş evlat…
– Sen de değişmişsin amca!

Nasıl değişmesindi ki? Zamanın kazanmadığı görülmüş şey değildi.

– Yemyeşildi şurası. Yanında ince ama epey uzun bir dere vardı. Buz gibi olurdu suyu. Eğlenen çocuklar bağrış, çağrış. Piknik yapanlar olurdu. Top oynayanlar. İp atlayanlar, mangallar, tavlalar… Çok neşeliydi buralar çok.
– Amca senin gibi işte. Sen de çok neşeli olurdun eskiden. Fıkralar, şarkılar, türküler. Yanına gelen gitmek istemezdi. Ağzından bal damlardı.

Nasıl neşelensin ki? O kadar badire, o kadar dert… Kaybedilenler, kaybettirenler… Zevk mi kalırdı insanda?

– İlk gençlik aşklarımızı hep burada yaşamıştık. Gizli gizli aileden kaçmalar. Tenhalarda buluşmalar. Elele tutuşmalar. Biz farklıydık ama. Nerede şimdinin arsızlığı, nerede bizim masumiyetimiz.
– Sen de böylesin işte amca. Eskiden namahrem diye başını kaldırmazdın yerden. Şimdi utanmasan fatmagülün suçu benimle olmamak diyeceksin. Hürremi kuma getireceksin. O mini etekli kıza yolda nasıl baktığını anlamadığımı da sanma sakın. Hem bu kadar nesli leylekler mi getirdi dünyaya? Sizin zamanınızda da yapmışlar bir sürü, gizli kapaklı.

Nasıl yapmasındı ki? Erkekti erkek. Bakacaktı tabi ki sağa sola. Taciz vardı taciz. Bakmamak ne mümkündü?

– Dertleşirdik biz insanlarla. Herkes ucundan köşesinden fal bakardı, muhabbet açılsın diye. Herkes herkesin yardımına koşardı. Paralar toplamalar, ortak düğün dernek kurmalar, askere yüzlerce insan asker göndermeler….
– Ne farkın var senin de amca? Şimdi torunun harçlık ister diye yolunu değiştireceksin nerdeyse. Yolda düşeni elinden tutup kaldırmışlığın mı var? Bir garibanı evine alıp doyurmuşluğun mu var?

Nasıl etsindi ki? Bu kadar apaçi, hırsızlık diz boyu, kadıncağızların bileziklerini almak için elini keserken şerefsizler.

– Herşeyi de en doğal haliyle yerdik biz. Sebzesi, meyvesi… Eti sütü…
– Amca para mı vardı da yerdiniz? Ekmek karneyle…. Lokantası, restoranı haftada bir. Hem şimdi yok mu her yerde organik ürün? Satmıyorlar mı bütün pazarlarda ? Hem git köyüne, kendin üret, kendin ye… Karışan kim ?
– Lan oğlum sen benim her dediğime bir kulp mu takıcan böyle?
– Niye kulp olsun amca? Doğruları söylemek suç mu?
– Suç değil de evladım! Yaşlılara böyle davranılmaz ki! Anlat amca denir. Bilipte bilmemezlikten gelinir. Saygı gösterilir biraz, saygı!
– Amca sen de göster biraz. Sabahtan beri yok şöyleydik, yok böyleydik geçiriyorsun lafları…

Nasıl geçirmesindi ki? Duruşunda meymenet yoktu dallamanın.

– Anladım evladım. Bak sen keyfine! Huzur ver. Rahat ver. Giderim ben birazdan.

– Git diyen yok amca. Takıl kafana göre. Rahatsız değiliz senden. Dinlemek güzel söylediklerini.

– Kurt kocayınca kuzunun maskarası olur evladım. Sabahtan beri şöyle ağız tadıyla bir nostalji yaptırmadın.

– Amca sana üzüldüğümden inan. Sen böyle söyledikçe, konuştukca üstüne getiriyorsun yaşlılığı. Halbuki hepimizden daha dinçsin. Hepimizi sulu getirir, susuz götürürsün. Nedir bu karamsarlık, onu anlamıyorum.

– Karamsarlık değil evladım. Günden güne yapabildiklerim azalıyor. Yaşlılar yapabilse, gençler bilebilse demişler ya. Benimki de o hesap.

– Amca insan istedikten sonra yapamayacağı şey mi var?

– Var evladım var. Zamanında boşa harcadık enerjimizi. Gücümüzü. Paramızı. Çok daha farklı olabilirdi herşey. Yanarım, yanarım, gençlik elden gitti ona yanarım.

– Vallahi amca, muhtemelen, gençliğinde de buna benzer şeyler söyleyip avutuyordun kendini. Şimdi sorsam sana, neleri kaçırdın ki amca diye, sayarsın bir sürü. Demezsin ki, düşünmezsin ki, bunlar olsaydı, başka problemlerle uğraşırdım bu sefer de.

– Doğrudur belki de. ama farklı boyutlarla uğraşmış olurduk en azından.

– Amca sen uğraştığın boyutu tam anlamıyla anladığına, hakkını verdiğine inanıyormusun gerçekten de, başka boyutları takıyorsun kafana? Şimdi sana göre bu kadar şey ters gitti ve bunlarda senin hiç suçun yoktu, anladığım kadarıyla. Peki ya böyle olmadıysa? Ya sen bazı hataları sürekli tekrarladıysan ve yaşadığın bütün olumsuzluklar, böyle birbirine bağlı olarak, patladıysa? Boş geç amca bunları.

– Evladım, sen sanıyorsun ki, insan hatasını kabul edebilir tam manasıyla. Her hatamızı kabul etsek nasıl dayanırız buna? Sürekli ben gerizekalıyım, ben aptalım diye gezebilirmiyiz sence?

– Gezme tabi ki amca. Sen kendini kötü hissetmedikten sonra, sana seni kötü hissettirebilecek ne olabilir ki bu dünya da? Kim dedi sana, hatasız kulsun sen diye. Peygamberlerin bile onca hataları olmuş. Hepimiz yapıyoruz hata. Hem de hergün, inatla.

– Nasıl yapacaksın peki hatalarını sürekli düşünerek?

– Düşünmeyeceksin işte amca. Affedeceksin kendini. İnsan olduğunu kabul edeceksin önce. İnsanım ben, hata yapabilirim ama affediyorum kendimi diyeceksin. Bu sefer böyle oldu, bir dahakine yapmamaya uğraşacağım diyeceksin. Pes etmeyeceksin denemekten. İmtina etmeyeceksin yenilmekten. Gecenin en karanlık anının, sabaha en yakın an olduğunu kabul edeceksin gönülden.

– Geri mi gelecek o zaman kaybettiklerin?

– Sen geri geleceksin öncelikle. Kaybettiklerin de gelecek belki de. Ama geri geldiklerinde önce seni bulmaları lazım orada. Sen her hata yaptığında, her kaybettiğinde, kendinden vazgeçersen, yerinden vazgeçersen, kendinden çekip gidersen, kim gelipte bulacak seni Allah aşkına?

– Kim söyledi oğlum sana kendimle barışık olmadığımı?

– Öyle bir barışıklık değil amca. Sen kendinle barışık olsan gerçekten, her olan şeyden sonra olması gereken oldu desen gerçekten, çok daha farklı bakarsın hayata. Sempati kurmadığın şeylere bile empati kurmayı öğrenirsin öncelikle. Vay bizim zamanımızda böyleydi, bizim zamanımızda şöyleydi diyeceğine, biz de buna benzer şeyler yapıyorduk ama bu zamana göre bunlarda olabilir fakat şunlara şunlara dikkat etseler, daha iyi olur diye pozitif bakardın herşeye. Yapıcı olurdun herkese.

Nasıl olsundu ki? Sanki herşey onun suçuymuş gibi üstüne geliyordu hergele.

– Sen yapıyormusun bu dediklerini peki?

– Yapmasam şimdi derdim ki saçmalıyor işte bunak! Bak birşeyler anlatabilmek için uğraşıyorum sana amca.

Zamane gençliği işte diye geçirdi içinden. Lafı nasıl da sokmuştu tatlı tatlı sonunda. Ya doğruysa diye geçirdi sonra içinden. Ya doğruysa dedikleri? 50 yaş gençleşerek çıktı süreçten. Saçlarında ki aklar gitmiş, gücü öküz gücüne dönmüş, gözlerindeki ateşle dünyayı yeniden görmüş genç moruk, yürümeye başlamıştı ıslık çalarak. Çemberimde gül oya, gülmedim doya doya… Çemberimde gül oya ama haluk levent versiyonuyla…