Son Dakika Haberler

Habille Yaşamak, Kabile Alışmak. Burak ÖZBAKIR

Habille Yaşamak, Kabile Alışmak. Burak ÖZBAKIR
Okunma : 130 views Yorum Yap

Habille Kabilin birbirlerini kandırmalarıyla başlamıştı hikaye. Habil küçük olan, masum olandı her zaman. Uğradığı haksızlığın uğruna muhtemelen, huzur içinde yatmaktadır bir yerlerde.

Buna rağmen herhangi bir bahane de Kabili haklı kılmazdı. Cana kıyan Kabil, katillerin babası, bundan sonra dökülecek her damla kanda payı olan cani şeytan. Öldürmek Kabil için ne kadar da kolaydı.

Halbuki, dünyaya atıldı Kabil en sonunda. Muhtemelen urfaya. Çoluk çocuğa karıştı. Öldürülmekten korkarken dünyada, Rabbi ona dokunmanın yasak olmasını emretti. Yaptığı hareketin, kıskançlık içinde kardeşini katletmenin acısını yaşarken bir ömür, hayat ne getirdiyse ona , yaşamak zorunda kaldı. Nefes aldı, su içti, yemek yedi. Aile kurdu, hüzünlendi, sevindi. Kabile senin benim gibi insanca davranıldı, insan dendi.

Kabildi kötü çocuk. İsyan etti herşeyden önce. İsyanına kıskançlık maskesi taktığı o cinayetinde, içi neden diyen haykırışların sesine tahammül edemiyordu muhtemelen. Yoksa içi suskun bir insan nasıl kıyabilir bir cana? Dünyadaki herkes kardeş olduğuna göre, içinde sukunet olan bir insan, nasıl kıyabilir kardeşine?

Peki hiç suçu yokmuydu Habilin? Kurban diye sunduğu kurbanının, ağabeyinden daha önemi olması, değilmiydi Habilin ayıbı? Bir anlık gafletin içerisinde alınamamış bir damla gazın derin hüznünü yaşamadan terki diyar etmek, Habilin galiba en büyük şansıydı.

Ama dünya ve biz, o kadar şanslı değildik. Kabil nefreti öğretti bize. O güne kadar bilinmeyen ve insana dair diye belki de masumane görülen nefret duygusu, kötü de olsa anlam kazandı Kabille. Nefret edebilmek insana dairdi ve Kabil bunu bok etti. O günden sonra kimse nefretle bakan birisine sempati beslemedi. Neden nefret etmek kötü olsundu, bunu kimse tam anlamıyla söylemedi. Öldürmeseydi Kabil kardeşini, nefretine rağmen kardeşini affetseydi, bugün belki de nefret etmenin  insanı kendine getirdiğini, üzerindeki ölü toprağını kaldırarak harekete geçirdiğini, nefret etmenin tetikleyici olan ilk duygu olduğunu konuşacaktık. Nefret etmeyi Kabille birlikte şeytana bıraktık.

Nefret etmek neden kötüdür ve bunu Kabil den örnek vermeden anlatabilecek varmıdır? Nefretiniz eylem içermiyorsa, birşeyden ya da bir kişiden yürek dolusu nefret etmeniz, başka birşeyi ya da başka bir kişiyi daha çok sevmenizi sağlamazmı? Bir insan nefret etmek ya da bir insan için nefret edilesi olmak tutmaz mı sizi tetikte, pasifliklerinize mani olmaz mı? Mavi sukunetin, kırmızı nefretin, şehvetin rengiyken, rengini bile bulmuş bir duygu, kime göre değersiz?

Ama Habilin gitmesi kötü oldu, nereden bakarsanız, bakın. Habilini kaybeden insanoğlu, belki de elma çalan babasından daha değerli özelliklerini yitirdi Habille. Habil sessizliğin, tepkisizliğin bayrağını taşırken elinde, adaletin bir gün tecelli edeceğine inanan bizler, isyan etmeden de hak aramanın erdemini unuttuk. Bir sessiz olduk. Bir sözsüz olduk. Sus dediklerinde sustuk. Konuş dediklerinde yine sustuk. O yerde yatan, katledilen Habil yine biz olduk.

Önümde bir fotoğraf karesi, kabullenmiyor yüreğim. Bağırasım çağırasım, ağlayasım, küfredesim, insanları öldüresim var. Kafama dayayıpta tabancayı, bir şarjörü boşaltasım var. Ama Habilin torunuyum ya ben ve masumane olmak, değerlim, alışacağım. Buna da alışacağım. Alışmam için beynime tecavüz edecekler, katlanacağım. Sırf birşeyi istediğim için yapmak isteyeceğim, çok sabırsızsın sen diyecekler, sadece kendini düşünüyorsun diyecekler, yutkunacağım. Bir nefes almak isteyeceğim hayattan, ben herkes için dururken, beklerken, hayat güle güle devam edecek yoluna, durmayacak bir saniye, sarsılacağım.

Hayat kandırmaya ve umursamamaya devam edecek beni. Ben Kabil olamadım ya bir türlü, durduramadım ya öldürmeden Habili, hayat bunun intikamını alacak benden gün be gün. Sen Kabilde değilsin, Habilde değilsin diye suçlanırken acımasızca, hayat beni yaşamaya mecbur kılacak gün be gün.

Gitgide daha fazla kanıksamak hayatı ne menem birşeydir bilirmisiniz? Yaş geçti, olgunlaştım ben dedikçe, hayatın tatbik ettirmek istediklerini, size, bilinçli ya da bilinçsizce, geçirir gibi kabul ettirmesi ne demektir bilirmisiniz? Siz isyan edipte insanları rahatsız etmekten utanırken, bunların ayıp olduğunu, kimseyi hiçbirşey için, hiçbir zaman kırmaya, üzmeye hakkınız olmadığını, olamayacağını düşünürken, hayatın sizle alay etmesi ne demektir, bilirmisiniz? Hayat hasta çocuğunu teselli eden anne gibi, size öğütlerken acılarınızı unutmanızı, ayağa kalkıpta silkenlenmek ve zinkaflı küfür sallayamamak ne demektir, bilirmisiniz?

Unutmak ölmektir. Alışmak ölmektir. Acılardan kaçacağınızı düşünürsünüz, unuturken anılarınızı. Kanamayacaksınız sanırsınız, alıştıkça gün gün yaşamaya. Ama insan bayılacak kadar yaşardıysa gözü, unutur. Bir uzvuna kan gitmeyecek kadar kangrene sardıysa, acılarına alışır gerçekte. Unutmuş gibi yaparak, alışmış gibi yaparak, hayatın sizi iplememesine aldırmayarak, daha ne kadar uzağa kaçabileceğinizi düşünüyorsunuz? Daha ne kadar, yerinizde görünmez olabileceğinizi düşünüyorsunuz?

Milyon tane isteğimin, yarım milyonunu veren, kalanını vermeyen, hangilerini vereceğini kararlaştırırken de, beni hiç dinlemeyen ey hayat! Hikmetinden sual olunmaz, ne verdiysen amenna. Ulan hayat ne kısa, ne hızlı geçiyorlardan, oh be bir gün daha geçti, bir gün daha azaldılara, sürüklenen bu hengamede alıştırdın beni herşeye, amenna. Küfürlerimi boğazıma dizdirdin, sergüzeşten nice insan taşşakları geçtirttin, amenna. İçip, içip lal eyledin, bu gözleri kör eyledin. Vurduğun dağlarda yurtsuzlara mir eyledin, amenna. Ama son bir sözde benden sana.

Sende biliyorsun nedenini, işte öyle birşey derken sana, ne niye yalvardığımı söylerim bundan sonra, ne de tenezzül ederim oyunlarına……