Son Dakika Haberler

ISLIĞIN İÇİNDEKİ GİZEM: ANADOLU. Burak Özbakır

ISLIĞIN İÇİNDEKİ GİZEM: ANADOLU. Burak Özbakır
Okunma : 119 views Yorum Yap

Bir ege köyünde , denize nazır villanızda, akşam kahvenizi içerken şöyle bir içinizi doldura doldura nefes almak ve bütün senenin yorgunluğunu o anda atmak değildir Anadolu olmak.

Tatil beldenizde, herşeyi unutmaya o kadar da meyilliyken, 3-5 kurnazlıkla sizden sonra ki zamanlarında geçimini sağlamaya çalışan o gözü açık köylüye sempatiyle yaklaşarakta anlayamazsınız bu insanları.

Dünya para sayıpta aldığınız ve yere serdiğiniz ya da duvara astığınız halının üzerindeki motiflerin anlamını öğrenmekte Anadolu eksperi yapmaz sizi.

Yaşlı bir köylünün surat izlerinden çıkarım da  yapamazsınız Anadolu üzerine. O yaşlı amcanın, teyzenin, içten içe alay etmesine sebep olursunuz hiç bilmeden.

Dinleyipte yaralarınızı saracağınız 3-5 yanık türkü değildir Anadolu. Zaten binbir anlam taşıyan o güzelim dizelerine, bir anlamda siz katsanız ne olacak, katmasanız ne olacak diye düşünür muhtemelen.

Tembellikle çözülecek bir coğrafya değildir, bu bin yılların çözülmeyen coğrafyası. Birisinin gelip anlatmasını beklemek beyhudedir. Anlatamaz kimse çünkü. Göz göze bakıpta anlaşabilen çiftler gibi bir uyum yakalamanız lazım bu yemyeşil, bu kupkurak, bu alı al, moru mor topraklarla, gerçekten tanışmak istiyorsanız Anadoluyla. Çıplak ayağınızla basmadıkça, yağmur deyen toprağından kokusunu içinize doldurmadıkça, kusar sizi Anadolu.

Bir kaçış planı değildir Anadolu. Emekli olupta kendinizi garantiye almış olmanın ödülü değildir, inanın. Ya da sırtınıza vurduğunuz bir çantayla, geze geze, göre göre keşfedebileceğinizden çok daha fazlasını içerir.

Ne olduğunu anlatamam ama ne olmadığına dair efsaneleri söylesem de, ilginizi çekeceğini sanmam. Sadece şu birkaç ipucuma kulak verin, keşfetmek istiyorsanız bu bilgeliğin medeniyetini.

Anadolu dedin mi sukunet hissedecek önce içinde insan. Ne isyanların yaşandığını, ne haksızlıklara muhatap kalındığını ama yine bu zalim düzenlerde nasıl ufakta olsa mutluluklarla ayakta kalındığını, kan tükürülse de kızılcık şerbeti içtim diyebilmenin, inadına yaşamanın, iyiyi – kötüyü olduğu gibi kabul edebilmenin asaletini içinde hissedecek. Darbeyi yedikçe düşmemenin ne olduğunu, düşse bile tekrar ayağa kalkmak için doğru zamanı beklemenin ne olduğunu içinde hissedecek.

Koşmamak ne demek bilecek. Dinlemek ne demek bilecek. Toprağa itaat etmenin ne demek olduğunu bilecek. Atayı bilmenin, töreyi bilmenin, hayvana, ağaca, suya tabi olmanın bir istek değil mecburiyet olduğunu bilecek.

Can ile cananı alansın dünya, yalansın dünya derken derde derman gelen tabibe, el vurup yaremi incitme demekse dileğiniz, sıhhat bulmaz hicranlarınız olduğuysa kanaatiniz, dert ehli olanların dergahında arayanın dermanını bulabileceğiyse inancınız, buyrun Anadolu ya, hoşgeldiniz….

Burak ÖZBAKIR