Son Dakika Haberler

KABADAYI OLMAK. Burak ÖZBAKIR

KABADAYI OLMAK. Burak ÖZBAKIR
Okunma : 113 views Yorum Yap

Benim yaşadığım dönemle ilgili mi bilemem ama özellikle okul yılları ve 20 li yaşlarınızın başların da, kanınızın biraz daha deli aktığı dönemler de büyüklerinizin anlattığı kabadayı hikayeleriyle büyürsünüz. En kabadayı insanın en efendi insan olduğuna kanaat getiremediğiniz bu dönemler, içinizden bir türlü atmak istemediğiniz idealizminizi gıdıklar bu tür hikayeler.

 

Ömer Vargının yönetmenliğinde ki Son Kabadayı filmini seyrettiyseniz, son kabadayı Ali Osman ( Şener Şen ) ve oğlu Murat ( İsmail Hacıoğlu ) arasında geçen bir konuşmayı hatırlarsınız muhakkak. Ali Osman a, biraz da gençliğin verdiği cehaletle, sen mafya değil misin, halledersin diyen Murat, okkalı bir cevap yer babasından. Ben mafya değilim diye haykırır Ali Osman. Benim hiç siyasi tanıdığım olmadı, benim hiç kuvvetli dostlarım olmadı, ben bütün düşmanlarımla problemlerimi kendi başıma hallettim, ben kimseden birşey istemedim diyerek haşlar oğlunu. Ilk bakışta çokça dürüst, ilkeli, delikanlı gelen bu tavrı açamazsınız filmin büyüsüne kapılıp. Ali Osmanın bir katil olduğu, hayattaki problemlerini sadece bildiği bir tek yolla, öldürerek, katlederek halletmeyi bildiği, başka birşeyler denemeye cesareti olmadığı gerçeğini değiştirmez bu sözleri. Ama hayran hayran seyredersiniz yine de filmi. Şener Şen in oynadığı bir karaktere laf atmak gelmez içinizden.

 

Size bir tavsiyede bulunmak isterim, bunalımlı anlarınızda uygulayabileceğiniz. Istanbulda yaşıyorsanız ve bir şekilde bir araba bulabiliyorsanız, bir de mp3 çalar edinip, gece vakti, Bebek tarafına gelin. Arnavutköyden Bebek merkeze, Mısır konsolosluğuna gelmeden evvel yol kenarında bir araba park yeri göreceksiniz. Park edin. “ ne içersin abi?” diye yanaşacaklardır. Bir çay söyleyin. Arasıra da çayı yenileyin ki, çok rahatsız etmesinler. Arabada olmanızın ve özellikle orada önemli bir nedeni var, unutmayın. Siz gündüzü ve getirdiği bütün yükümlülükleri arkanızda bırakıp, o muhteşem boğaz manzarası ve havasında geceye merhaba derken, üzerinizdeki çok rahat kıyafetlerle, muhtemelen şortlar, tişörtlerle, gündüze yürü git çekerken, önünüzden geçen sizin gibi yürüyüşcüleri, rahat rahat boğaz havası çekenleri ve maalesef gündüz bitmemiş gibi koşuşturanları, kıyafetini, makyajını hala bozmayanları  seyrederek, medeniyete 200 – 300 mesafe kalmış o yerde, yaptığınız tercihin güzelliğini yaşayabilirsiniz.

 

Tabi ki böyle bir anda mp3 çalarınızın vakti gelmiştir. Mp3 ünüzde sizi arabeske sürüklemeyen, içinizden atmak istediğiniz derdin kederinde sizi öldürmeyen ama haykıra haykıra söyleyebileceğiniz, söylemekten çekinmeyeceğiniz, icracısının yorumlarıyla hislerinize tercüman olacağı parçaları koymayı unutmamak şartıyla müziğe kendinizi bırakmaktan çekinmeyin. Müzeyyen abladan şarap mahzendedir, akşam olunca yarelerim sızlar, maya veya Zeki Mürenden ah ey yürü dilber yürü, bir tatlı tebessüm veya Şevval Samdan ahmedum, dertliyim kederliyim veya Gönül Akkordan tadı yok sensiz geçen gibi parçalar olabilir. Müzik zevkinize göre Edith Piaftan la foule, Charles Aznavourdan la boheme, Jacques Brelden ne me quitte pas, Elvisten my way, Shirley Basseyden i am what i am gibi parçalardan birini, birkeçını seçebilirsiniz. Seçtiğiniz parçanın sizi gönülden yakaladığına eminseniz Ciguliden binnaz bile olur.

 

Işte böyle bir ortamda sizi yansıtan müziği de seçtiyseniz, yapmanız gereken tek birşey kalmıştır. Sizi o bunalıma sokan, sizi o dertlere gömen kişi ve olay herneyse, artık yenildiğinizi Kabul etmek. Yenildiniz bu sefer, hadi kabul edin artık. Bırakın ısrarları. Bırakın delikanlı olma ayaklarını. Bırakın hayatın sizi adam ettiği, derdiyle yüzleştirdiği gerçeğine direnmeyi. Bırakın bir an için yenilmekten utanmayı ve görün artık insan denen varlığın her yenilgi de nasıl tekrar dirildiğini. Korkmayın aciz olmaktan. Sanmayın tek acizin kendiniz olduğunu. Yenildim deyin haykırırcasına. Denedim ama olmadı deyin. Hayat izin vermedi deyin. Ama insanlığınızı yitirmeyin. O zaman anlarsınız “ Ulan İstanbul, sen mi ben mi?” diyenlerin ne demek istediğini. Işte o zaman anlarsınız, yenilmekten, kaybetmekten bıkmadan, gerekirse binlerce kez yeniden deneyenlerin başarı hikayelerini. O zaman farkına varırsınız, gerçekten düşmeden adam olunmayacağını. O zaman bilirsiniz, ilk düşenin siz olmadığını. O zaman hazmedersiniz, Allahın insanın rıskını kestiği gün neden canını aldığını. Kaybedin hoyratça. Kaybedin, yenilin ki, tekrardan tutunmak için hayata bir nedeniniz olsun. Kaybedin ki, sizi kaldırmak için can atan dostların ellerini görün, gönülleri görün.

 

 

Çok değerli bir büyüğümün “ İsimsiz mezarlarda çok delikanlı yatıyor Burak! “ dediğinde birgün, anlayamamışım söylenenin ne anlama geldiğini. Korkma bu tür adamlardan dediğini sanırken ben, aslında hayatı denemeyen insanlardan, ne olursa olsun, hayır gelmez demek istiyormuş, hayatın önemli sırlarından birisini verircesine. Böyle birşey işte hayat. Kurallarıyla yer edinin.

 

Bu kadar kabadayıdan bahsetmişken, Ezel dizisinin Ramiz dayısı Tuncel Kurtizin, dizideki ölüm anında, okuduğu şiirden bahsetmemek büyük ayıp olur zannımca. Edip Canseverin Ruhi beyin ağzından dökülen o muhteşem dizelerde;

 

İnsan yaşıyorken özgürdür

Yaklaştım iyice, geliyorum.

Ölüler ki bir gün gömülür

İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler

İnsan yaşıyorken özgürdür

İnsan

yaşıyorken

özgürdür.

 

der Edip Cansever. Derv e özgür olmaya insanın gitmesini öğütler hepimize.

İnadına yaşayanlardan olmanız dileğimle …

Burak ÖZBAKIR