Son Dakika Haberler

Kısa Yoldan Siyaseti Anlamak. Burak Özbakır

Kısa Yoldan Siyaseti Anlamak. Burak Özbakır
Okunma : 114 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Siyaset nedir diye bir arama motoruna danışsak sanırım binlerce açıklamayla karşılaşabiliriz. Çok basit örneklemelerle anlatılabilecek bu konuda, önümüze binlerce tez konus bile çıkar muhtemelen.
İşin bu kadar çetrefilleştirilmesinin nedenleri çok açıktır aslında ama bunda suçun büyük çoğunluğu, basiti kolay sanan insanoğlunda, yani bizlerdedir. Bir konu ne kadar muğlak bırakırlırsa, ne kadar karmaşıklaştırılırsa, bizler de insan olmanın verdiği ego tatminleriyle, bu düğümleri çözebilen zeki yaratıklar olduğumuzu düşünüyoruz.
Çok net bir anı var kafamda, okul yıllarıma dair. Çok değerli bir hocam, bir yazı yazmanın ana kurallarını anlatırken, önce bir tez öne sürmemi, daha sonra anti tezimle konuyu desteklemememi, en sonunda ise vereceğim örneklerle ve son düşüncelerle yazımı bağlamamı önermişti. Sebebini sorduğumda ise, tezimi anlamama ihtimallerine karşı antitezimi kullanabileceğimi, hiç anlamayanlar için ise örneklerin yeterli olacağını söylemişti. Kafamda o anda canlanan sonuç ise şu olmuştu: Aptallar için örnekler ! . Birisi birşeyler anlatmaya çalıştığında örnek vermesini istemem de, hep bundan sebeptir. Olayı basitinden algılayıp, anlayabileceğim en kısa yoldan anlayabilme ihtimalim varken, aptal olmaktan niye beis duymam gerekirdi ki zaten? En nihayetinde bu yolu seçmişken, başıma gelebilecek en kötü şey, aptal olduğumun ama aynı zamanda da hızlı anlayabildiğim sıfatının üzerime yapışması olabilirdi. Bu en kötü ihtimal bile, bence anlamlı bir sıfattı ve empati denen yetenekte ancak bu şekilde, biraz kendinizi yıkmakla gelişebiliyordu.
Siyaset denen konunun özü de, yukarıdaki yaklaşımla yaklaştığınızda basitleşen bir mevzudur. Eğer siyasetin anlamını anlamak istiyorsanız da, sosyolojik olarak incelememeniz, konuyu öncelikle bireyselleştirmeniz anlamlı olacaktır. Örnekleyelim;
Başka tezlerde muhakkak vardır ama benimde inandığım şekilde, insanlığın Adem babamızla ve Havva annemizle beraber başladığını başlangıç noktası olarak kabul edelim. Habil ve Kabille devam bu süreç, bir zaman sonra nüfüsun artmaya ve insanların doğaya karşı birleşerek, komünler oluşturmasıyla devam etti ki, siyasette bu komünlerle birlikte insanların hayatına girdi. O günden bugüne ise, her ne kadar sıfatlarında, betimlemelerinde değişiklikler olduysa da, özünde hiçbirşey değişmedi. Komünlerde olduğu gibi günümüzde de, topluluk oluşturan her insan için, kendi mantalitesine, görgüsüne, kültürüne, felsefesine göre o grupların içerisinde, yanında yer alan, iyi, kötü, güçlü, terbiyeli, terbiyesiz, çalışkan,tembel ve bilimum özelliklere sahip insanlar yer aldı. Fakat grup içerisinde yer alan her insan için, değişmeyen tek şey vardı. Her insanın gözü önünde, içerisinde olduğu gibi, kendisine göre iyiyle kötünün mücadelesi vardı.
Başka bir deyişle, her insan içindeki iyi ve kötünün mücadelesinden etkilenerek, diğer insanların yaşam mücadelelerini iyi ve kötü diye ikiye ayırdı. Menfaati hangisine uygunsa da, o tarafın yanında yer aldı.
Fakat iyi ve kötünün savaşında her zaman bir taraf kazanır gibi görünse de, bu mağlubiyetler ya da galibiyetler hiçbir zaman mutlak olmaz. Çünkü doğa her zaman üsttedir ve her zaman son galip olarak maçı bitirir.
Zaferlerin ya da mağlubiyetlerin mutlak olmaması ise bir zaman sonra galip gruplar içerisinde yeni taraf tutmaların, yeni savaşların hatta hatta, bu bölünmeler sonucunda galiplerin güç kaybetmesiyle, ilk mağlup ettikleri gruplarla tekrar çatışmalara girmeleri sonucunu doğurur.
İnsanların yaşam mücadelesi özetle budur ve siyasetin oluşturduğu etki alanı içerisinde bu basit gerçeği anlayabilenler, siyaset denen olguyu yönetmeyi kafasına koymuştur. Bunun yegane yolu ise, aslında tarafmış gibi gözüküp, hiçbir tarafa taraf olmamaktan geçer.
Misalen futbol takımlarının yöneticileri basında birbirlerine düşmanmış gibi bir algı yaratırlar ama akşam yemeklerinde birbirlerinden haz etmeseler dahi, kadeh tokuştururlar. Birbirlerine ağza alınmayacak sözler sarfeden siyasi parti liderleri, açılışlarda birbirlerinin elini sıkarlar. Gülücükler dağıtırlar. Fikirlerine uygun olarak her zamanın ve her tarafın kazananı olmaya güdülendiklerinden, siz onların kaybettiklerini düşündüğünüzde bile, aslında kaybeden tarafın kazananı olduklarını adeta size kanıtlarlar. Siz bir takımın gönüldaşı, taraftarı olduğunuz sürece, o takımın yöneticisi başkanı, takım şampiyon olmadığı zamanlarda bile, saygı görmeye, gördüğü saygıyı paraya, güce dönüştürmeye devam edecektir.
Yöneten kesimde olmak gibi bir derdiniz yoksa eğer, size düşen sadece zevk almaya devam etmek olacaktır bu arada. Hayatınızı kolaylaştıran partiye gönül vermek, maçlarından ya da ortamından zevk aldığınız takımın gönüldaşı olmak gibi yollar seçmek, sizi hiçbir zaman, karşıt fikirlilerinizin dediği gibi satılık ya da yavşak yapmayacaktır çünkü. Size bir tarafı, bir yanı, hararetle anlatmaya, o yola sizi yoldaş yapmaya çalışanların fikri, çok ekstrem örnekler dışında, inançları değilse, sizin de menfaatinize uygun davranmanız uygunsuz değildir sonuçta. İnanmak apayrı bir konudur çünkü ve her ne kadar menfaatlerinize ters gelse de, bir fikre, bir mücadeleye inanmış olmak, sizi doğanın yanında yer almışlardan birisi haline getirir ve binbir türlü acı, sıkıntı, ızdırap çeksenizde hayatınız boyunca, asıl mutlak galip siz olursunuz sonunda.
Birisi size makyavelizm nedir diye sorarsa, bu gözle okuyun ve bu gözle anlamaya çalışın soruyu. Birisi size kapitalizm, komunizm, sosyalizmden bahsederse, yönetim hiyerarşisi içerisinde, insanların nasıl kullanıldıklarını görmeye çalışın öncelikle. Dadaizm den bahsedilirse size birgün, herhangi bir sistemi yıkıp yerine başkasını getirmenin, kötülükleri, haksızlıkları bitirmeyeceğini, herhangi bir sisteminse insan odaklı olduğu sürece dönüştürülebileceğini, iyileştirilebileceğini, insan iyi olduktan sonra, insan eğitimli olduktan sonra, insan bilinçli birey olduktan sonra, herşeyin düzelebileceğini algılayın lütfen, maşa olmadan birilerine.
Bir de birisi size bu hayata anlam katmış insanlardan bahsederse, Deniz Gezmiş gibi, 68 ODTÜ lüler gibi, Necip Fazıl Kısakürek gibi, Mehmet Akif Ersoy gibi, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan, Che Guevera, Mevlana, Yunus gibi, ya da ne bileyim derlerse ki, mücadele insanları vardı Fatihten, Yavuza, dinden dem vururlarsa Hz. Musa, Hz. İsa ya da Peygamber efendimiz, şunu düşünmeyi unutmayın sakın; siz yanlarında yer almasaydınız da verirlerdi aynı mücadeleyi.
Vazgeçin son olarak ta vazgeçin tembellikten ve birilerinden yardım talep etmeden ve kullanılabilir duruma düşmeden, önce kendiniz halletmeye çalışın herşeyinizi. Çünkü çözüm doğa olabilmekte, doğaya uyabilmekte, birey olmakta, bireysel kalabilmekte. Siyaset mi dendi size? İnanın çözümü sizde …