Son Dakika Haberler

Monolog üstü yarım diyalog. Burak Özbakır

Monolog üstü yarım diyalog. Burak Özbakır
Okunma : 109 views Yorum Yap

Neydi ki bu çalan? Hatırlayamıyordu müziği de makamını da. Ama çingeneydi kesinlikle çalan. Bu tür bir nağmeyi bu kadar güzel ancak bir çingene oturtabilirdi klarnete.

 

Üstün ırktı bu çingeneler. 1000 tane adam bir araya gelse, üstlerindeki ölü toprağını atamazken, aralarına karışan bir çingene, hepsini kapı gıcırtısına bile oynatırdı. Nirvana ya ulaşmaya çalışanlar saçmalıyordu apaçık. O kadar uğraşacaklarına, cankurtarandaki rahmetli Erol Taş ın kahvesinin önünde, aman bir hercalim var diye bağırsalar, nirvana yetişirdi onlara her kime diye.

Neyin kafasını yaşıyordu bilinmez ama ütopyasına göre, bütün dünya liderlerini kasımpaşa da 1 aylık eğitime alsalar, dünyanın dertleri bitmese bile, kimse kafasına takmazdı. Mantıklı bir çözüm olduğunu düşünüyordu kim ne derse desin. Dünya ülkelerinde 9-8 oynayabilecek bir lider olduğunu hiç sanmıyordu. Olsa olsa aralarında belki halay çeken ya da latin, tango oynayan çıkardı. En azından bir tanesine 9-8 öğretmekte büyük fayda olabilirdi.

 

Beyoğluna gelmişti sonunda. Taksim ne kadar da enteresan bir yerdi. Her türden insan vardı. Fransız kültürün basamaklarına çıkıpta tramvay yoluna baktığında ” millet parayı bulmuş ” diye geçirdi içinden. ” Bu ne kalabalık kardeşim ! Evde oturan yok herhalde. Haftaiçi böyleyse haftasonu  nasıldır kimbilir” . Taksime çıkıpta bu merdivenlere tırmandığında hep aynı şeyi düşünür ve gurur duyardı aslında. Allahın çinlileri gelsinde nüfus yoğunluğu görsündü. Ama çok iyi bildiği birşey vardı çinliler hakkında : ” Çinlilere bulaşılmaz ağa ! “. 1.60 boyunda adamlar nasıl da kafa tutuyordu 2 metre boyundaki amerikalılara, avrupalılara. Gerçi bazen Türklere bulaştıkları da oluyordu filmlerde ama film icabı olmalıydı büyük olasılıkla. Gerçeği düşününce sedlerini bizim için yaptıklarını bütün dünya biliyordu. Yine de eskaza birgün yolu Çin e düşerse mahallelerin birinde kavga çıkarmamaya kararlıydı. ” Onlarda da kahve ortamı varsa ve kahveden adam çağırıyorlarsa, uğraşılmaz ağa ” diye düsünyordu çok mantıklı olarak.

 

Taksimin girişinde sol sokaklardan birisine daldı öncelikle. Canlı rock müzik yapan barların önünden geçerken, dönüşte uğrayayım diye karar verdi. ” Kafası ayrı bu heriflerin. Biraz içmem lazım” . Sonra da türkü barların olduğu sokağa daldı. ” Tek yol devrim anasını satayım” . Hepimiz girmemişmiydik o karakollara, mapus damlarına? Hepimiz geçmemişmiydik filistin askılarından, kola şişelerinden, kum torbalarından? Gerçi kendi dahil kimse hatırlamıyordu nereye girdiğini ve üstünde başında herhangi bir iz taşımıyordu işkenceden ama olsundu, öyle hissediyordu. Muhtemelen, öyle bir baskı görmüştü ki, hatırlayamıyordu.

 

” Merhaba yoldaslar…. Metris mahkumları nereye oturuyor?? ” . ” Geç birader ! Hasta etme adamı 🙂 ” . Türküler peşpeşe geliyordu. Her Türkiye cumhuriyeti vatandaşının bilmesi gerektiği kadarından, sadece Ahmet Kaya dan anlıyordu gerçi ama  o gece herkes devrimciydi ve yoldaşlar birbirlerini anlayışla karşılardı. ” Zerdüşt üm ben ” diyerek oturduğu masadan diyarbakır goventi oynamaya kalktığında anlayış kalmamıştı ama. Hiçbir diyarbakırlının govent oynarken kasap havası adımları atmasına müsamaha göstermesi mümkün değildi. Devrim zamanı deyip çıktı bardan.

Lounge müzik yapan başka bir bara geçti oradan. Kapıda problem çiksa da, bodyguardlardan birisinin köylüsü çıkması şansı olmuştu. Olay çıkarmayacağına söz verince kapılar açılmıştı sonuna kadar.  ” Yaşasın köylüler ! Yaşasın halkların kardeşliği ! “. ” Abi, burası devrim yapmayı seçmeyenlerin, para var, huzur var diyenlerin mekanı” deyince, toparladı kendisini. ” Lounge fm dinliyorum zaten ben, sabah işe giderken…. Bazende power xl…. arada türkçe iyi oluyor ! “. Ne kadarda kalabalıktı içerisi. Lyiv gibi olmuş buralar. Lyiv geyiği köyde çok dönerdi. ” Bir şehirde kadın nüfus nasıl %85 olur birader? Kral olurum orda ben, bir denk getiripte gitsem ” diye geçirdi içinden. ” Pıst barmen ! Guzel bırşeyler hazırlasana bana. Cok sert olmasın ama. Şaşırt biraz beni ! ” Ne kadarda akıllıydı. Aklına kokteyl ismi gelmese çizilebilirdi karizması. İsmini yazdığı peçeteye 50 dolar sıkıştırıp barmene uzatması çok sağlam olmuştu üstelik. Sürekli geldiği yer değilmiydi zaten? ” Abi buyur ! Kokteylin hazır ” ” Ne abisi bea ???? “. Bu sefer altın varaklı kartviztini uzattı barmene. Barmen gülüpte kartviziti gözünün önünde çöpe atınca anlamıştı gitme zamanı geldiğini. ” Astalavista baby ! Yok sen değil…. Sen değil…. İki yanındaki kumral kız ! Tamam, tamam…. Bir ara bakarsa selam bıraktığımı söyle lütfen ! ok ? ”

 

Ne kadar efemine yapıyordu bu lounge olayı insanı. Bıyıklı bıyıklı adamların pembe kokteyl içmesi ne kadar komikti. ” Mehmet ağa, senin gibi bıyıklı adamlar vardı ama senden biraz daha göbekli, pembe kokteyler içiyordu. Sex on the beach mi ne? ” . ” O ne laynnn?”. ” Vallahi orada çok cana yakın bir çocuk vardı. Bana da ısmarladı bir tane. O söyledi. Sahildeki cinsiyetimiz nedir? Ayağımız toprağa basınca hepimiz bir değilmiyiz? demekmiş ” diye bir muhabbet dönse köyde cinayet sebebi olabilirdi. Daha maço bir mekan bulmak lazımdı.

 

“Rock bar zamanı geldi” diye düşündü. Keşke saçlarını kestirmeseydi. Kafa sallardı şimdi biraz. Her ortama uymak lazımdı. ” Bana şu en büyük bardaklardan bir bira baba ! Paraguay bardak mı ne?” ” Arjantin olmasın baba !? 🙂 “. ” Brezilya birader! İsyandayım… ” Bu kadar burnu büyük sünepeyi kim doldurmuştu acaba istanbula? Memleketlerine döndürmek lazımdı hepsini. Özel İstanbul vergisi çıkarmak lazımdı ki herkes yaşayamasın, bozamasın bu yedi tepeli güzelliği. ” Ulan vergisini ben veriyorum, saltanatını bunlar sürüyor! Biraz mazot kaçırdık diye de o kadar laf ediyorlar arkamızdan ” . Kafa sallayamayınca rock barın tadı kalmıyordu. Kızların bakması için kafa sallamak ne kadar saçmaydı. Rock bara girip vakit kaybetmek büyük saçmalıktı zaten. ” 2 aya geliyorum. Haftasonunda bu sefer. Saçları da uzatıcam. Buralarda ol sende, biraz sohbet edelim. Ok? Yok sen değil şu iki yanındaki sarışın !”. Ne kadar enteresan bir olaydı. Kader demek lazımdı. ” Orada kumral a selam verdim sarışın aldı. Burada sarışına verdim, kumral aldı. Benim gecem olmalı bu gece…. Enteresan ! ” Yine sokaktaydı.

Balo sokak vardı artık hedefte. Bütün herkes bilirdi burayı köyünde. ” Balo sokakta kurtları dökeceksin, nevizade de ateşi söndüreceksin hacı! “. Taksim e gelipte Asmalıya gidecek hali yoktu ya. ” Çok kıro doldu asmalı da hacı son zamanlarda ” diye geçirdi içinden. Ama iyi biliyordu ki masalar kalktıktan sonra asmalıdan ekmek çıkmazdı. ” Dünkü İstanbullu muyuz a.k. ! ” Rock bar da ikinci uruguayı içtiği için hayıflandı sonra. Çarpmıştı biraz sanki. ” Saçmalamayız inşallah balo sokakta!”.

Bu kadar yolu tepipte İstanbul a gelmesine mi yanmalıydı yoksa bu kadar para harcamasına mı? Ne demekti damsız almamak? 3 damı vardı köyünde. ” Agayım ben ulan! Aşiretim İstanbul a sığmaz! “. Meyhane kapatmaya karar verdi. Ama yemek yemeliydi biraz. Meyhane de bozmak olmazdı. Beyoğlunun en meşhur karadeniz pidecisi diye çektiği fotoğrafı twitter a postladıktan sonra daldı içeri. ” Haçan bağa iki tane lahmacun!” ” Abi pide vereyim…” ”

 

Acılı olsun! ”

 

Yemek toplamıştı bünyeyi. Kusma isteği de kalmamıştı. Zamanı gelmiş miydi acaba? Gelmişler miydi? Gelmedilerse de bekleyebilirdi biraz. Beklenilen bunca zaman olgunlaştırmıştı, netleştirmişti kafasını. Ne kadar komikti eski halleri. ” Bülbülün çilesi yanmakmış güle ! “. Mevzu bahis aşk ise verilebilecek en güzel örnekti bülbül – gül ilişkisi. Çünkü ne gülün umrunda olurdu bülbülün aşkı, ne de bülbül aşık olurdu güle beklentiler içinde. Karşılıksızlık anlam bulamazdı bu süreçte. ” Bülbülün çilesi yanmakmış güle! Çal…. Çal…!!!” ” Abe 10 liraya 5 şarkı olurmu bea? Ataydın 3-5 birşeyler daha !” . Hafta içi bulunuyormuydu bu kadar müşteri de, beğenmemezlik ediyorlardı bahşişi. Sanat  halk için olmalı diye geçirdi içinden. ” Norveç halkımıyız kardeşim? Bahşiş bu kadar !”. Olsun. Kendi söylerdi ya da youtube dan açardı parçayı. Bozuşmanın faydası yoktu, kendi köyü değildi buralar.

 

Rakıyla buluşmanın o dayanılmaz zamanı gelmiş çatmıştı artık. Rakı şişesinde balık olmaya da gerek yoktu. Kendisini kadehinde alık olacak kadar bozmasa yeterdi. Rakı dediğin delikanlıyı bozmaz, güzelleştirirdi. ” Efemineleştirmez güzelim güzelleştirir!”. Sex on the beach fitriyatını bozmuştu galiba biraz. Ama toparlardı. Mezeler arasında fırsat bulupta çektiği üç beş yudumdan sonra, “Çağırın, gelsinler” diye bağırdı garsona. “Kimler gelsin abi?” “Sen seslen onlar biliyor….” a ekleştirdiği 20 liralık bahşişin hürmetine ” Hadi gelin!” dedi garson.

 

” Sen!” dedi. “Sen! Bu muydu verdiğin söz? Bu muydu yarım bırakmaman? Bu muydu benle kurduğun gelecek?”

“…………”

” Bilmiyorum ki ne yaptım sana söz vermekten ve sözümde durmaktan başka? ”

“………….”

“Yuvayı yapan dişi kuşsa, ben atmadım herhalde temelini! Harcına kattığım üç beş tuğlanında hatırı yok ki, yıkıp gidebildin hiç umursamadan!”

“…………”

“Peki sen? Seni zorla mı aldım hayatıma?”

“…………”

“Sen değil miydin araya karışan, neşeme ortak olan? Sen değil miydin benimle gülen benimle ağlayan?”

“………..”

“Eczane yaptın ulan sen beni. Oh ne güzel İstanbul! Ben tamir edeyim, iyileştireyim, sen git yine bunalt milleti!”

“……….”

“Çok kötü biliyor musun sensiz dolaşmak sağda solda? Bir anı yumağı olmuş İstanbul, göğsüme batıyor her duruşumda, her soluklanışımda. ”

“……….”

“En çokta sen incittin beni. Diğerleri neyse de sen kaderimdin herşeyden önce. Bir tek ben desem uyumumuzu gam yemeyeceğim. Ama sen var ya sen, vardım her uyumumda.”

“……….”

“Hatırlıyor musun beni ilk kez nasıl heyecanla karşıladığını kapıda? Hatırlıyor musun kalbinin atışlarını? ”

“……….”

“Söylemeseydin keşke hissettiklerini. Bilmeseydim düşüncelerini. Kafanda oturttuğun yerde kendimi bulmak ve hiç dahlim olmadan oradan bir yerlere savrulmak, kaldırılabilecek bir sızı değil. ”

“…………”

“Hani böyle düğümlenir ya insanın boğazı. Hani söylemek istediğin bir sürü şeye inat, kırarım yine korkusuyla susarsın ve içinde patlar volkanları. O sun sen benim için. Ama peki! Peki! Herşeyinle yine de peki! Üzülme sen, ok? ”

“………….”

“Arkadaşlarla ilgilenin!” diye bağırdı sonra garsona bayılmakla, yeniden ayılıp yeniden bayılmaya hazırlanacağı o ince aralıkta.

“Abi yok kimse!”

“Nasıl yok ulan. Burdalar işte! ”

“Abi yoklar!”

“Delirtme ulan adamı. Nasıl yoklar! Burdalar ya işte. Deminden beri kimle konuşuyorum ben?”

Garson sağına soluna baktı. Yutkundu. Olay çok açıktı.

“Abi onlar misafirdiler ve mekanı çoktan terkettiler!”

“………….”