Son Dakika Haberler

OLMAMIŞLIKLAR. Burak Özbakır

OLMAMIŞLIKLAR. Burak Özbakır
Okunma : 70 views Yorum Yap

Burak Özbakır
Burak Özbakır

Olmayan şeyler vardır, oldurulamamışlıklar. Doluya koyunca olmamışlar, boşa koyunca dolmamışlar. Kızdırmışlar hepimizi. Kalplerimizi kırmışlar. Gözümüz dalmış ta ufuklara, daldıklarımız ufuklara varamamışlar.
Ne demişiz, ne söylemişiz, hiç te bir yerlere kaydetmemişiz. Sanmışız ki, tekrarladıklarımız yeni gelişimlerimiz. Sanmışız ki, geliştikçe yenilenmişiz.
Aşk adamı inletir, dert adamı söyletir demiş ya dertlenen, ne derdimiz varsa aşka yüklemişiz. Olmamışın çocuğu olmuş ve koparmış ya fazlalığını, özlem duyanımız, hakkı var sanmış herşeye.
Ne çok söz vardır söylenecek di mi aslında, sizseniz söz konusu olan? Nasıl da haykırırsınız dertlerinizi hoyrat hoyrat? Bilirsiniz aslında değilsiniz en dertli ama ne tatlı bir yakınmadır di mi o inlemeler, sanki sizmişsiniz gibi en dertli? Hatırlatmışlardır defaatle hatırlamınız konusunda hastaneleri ve ölümleri ve geri de kalan gözüyaşlıları ama gelmez işinize di mi, gözünüz yaşlı dökememeyi sözleri?
Koşmak istersiniz yakalamak istediğinizi yakalamak adına da, yok mudur arkanızda size yetişmek isteyen birileri? Peki yok mudur durmak diye bir opsiyon hiçbir zaman? Yok mudur soluklanmak? Yok mudur yeniden tutunmak için hayata, umutlanabilmek için tekrar hayatta bir nefeslenme alanı?
Olmayan şeyler vardır, oldurulamamışlıklar. Şişmiş birkez içimiz, içimizde binlerce kez susturulmuşluklar. Şöyle açıp ta elimizi bağırmak isteriz ya ağzımızı doldura doldura, ekleriz ya bağırmalarımızın sonuna utanmamışcasına sinkaflı küfürleri ve hakkımızdır ya unuttuğumuz sevdiklerimize eziyet etmelerimiz, serzenişlerimiz, çok ta arsızca bekleriz dursun dünya ve desinler ki,önemli olan bir tek sensin, hiç hayatımız yokmuşcasına biz seni bekleriz.
Ne güzeldir di mi çocukluk yılları? Ne de güzeldir di mi o ilk masumiyet halleri? Ne kolaydır di mi ve de ne hoştur, boş, basit bir topun peşinde amaçsızca koşmak ve sırf çocuk olduğunuz için oyuna alınmak? Bilmezsiniz ve sorgulamazsınız, yaşlandıkça bencilleşeceğinizi ve oyunlara o kadar dahil edilmeyeceğinizi ve geldiğinizde de bugüne, aynı vurdumduymazlıkla, hatırlamazsınız, o çocuğunda siz olduğunuzu, bu kaşarlanmış halinizinde o çocukluğunuzun büyüklüğüne denk geldiğini.
An olur da, yaşanmış bir anınız ömre bedel olsun istersiniz, canlanır o anın anısı belleğinizde binlerce kez, unutmak istersiniz, aynı anda yitirmişsiniz binlerce kez aklınızı, ruhunuzu ve bedeninizi. Anlamlı gelir size işte o anda, yürü bre ehli deve endamını göreyim demek, sözlerinizin ilk dizesinde. Gerisi zaten sensiz geçen günlerin ejdadını seveyim diye dökülür ağzınızdan, otomatikman, o da sözlerinizin ikinci dizesi.
Ölüm değildir bir ihtimal, ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm? Yaşamayı almışsan birkez göze, ölüm dediğin bir tek ardında kalmışlara zulüm. Vur, kır, yak ve geç, gönlünü eyle ve eğlen, varsa derdin dertlerinle dertlen ve olsun sadece tek düsturun şu olsun, her ne helt yersen ye, sadece kendine yüklen. Bil ki bir mahşerdir bu alem, mahşerlerde buluşursun, olmamışlıklarını oluşturursun, o mahşerde sende elbet sevdiğine kavuşursun.
Vardı binbir sebebi, dolaşırken gariban sahilinde denizin, her taş vücud bulmuşken, sıfat bulmuşken hüzünlerin. Çakıl taşlarıydı işte. Basit ve yamuk ve düzgün, garibansa her attığı taşta denize, an ve an biraz daha üzgün. Neler yüklemişti be taşlara. Ne isimler takmıştı o şemalsiz taşlara. Şefaat dilemeyenlerinin mezarından taş çalmış gibi gariban, sonunda bir kez olsun sektirebildi bir taşı, yüzeyinde denizin. O taş ki, anlam kattı diğer taşlara, diğer taşlar yamukken bile, anlam buldu bir anda. Bir taş sanki babasıydı, simaen benziyordu babasına, diğeri annesi oldu, diğerleri teyzesi, amcası. İnsanlığının göstergesi oldu, kıyamaması diğer taşlara, umudu ise yanında olması gerekenleri yanına alabilmesi oldu, cebine doldurduğu taşlarla. Umut dedi ekmeğim, suyum, aşım, umut benim bu dünyada tek can yoldaşım. Fakiriysem bu cengin, bu alemin, bu düzenin dedi gariban, bana düşen tek şey vardır, o da artık terk etme vaktidir, şu gönlümün sahilin. Döndü arkasını ve dikti gözünü yukarılara, kahverengilikti, görebilen gözlere mor sümbüllerdi o dağlar, tırmanılması çok zor olacaktı ama tırmanılması büyük mutluluklar sağlar. Dağlar ah dağlar, senin için geceleri kim ağlar dedi ilk dize de, ikinci dize geldi her zaman ki gibi ve o dize de söyledi, ben bu gece ölmezsem ölmem, ölmem hiçbir vakit, vakit, gönlünün, nefsinin seher vaktin.
Olmayan şeyler vardır, oldurulamamışlıklar. Olmayan şeyler hayattır. Ve sizsinizdir, oldurulamamışlıklar…….
… Bir gözleri sürmeliye…