Son Dakika Haberler

Renkli renkli…Burak ÖZBAKIR

Renkli renkli…Burak ÖZBAKIR
Okunma : 90 views Yorum Yap

– Savunma hattını yaracak bir planı nasıl yapamıyoruz anasını satayım? Hani satranç gibiydi şerefsizler! Verdiniz ayarı, bozdunuz düzenimi…

– Siz ki karpatlara bir fermanla korku salmış…

– Sokturma lan şimdi yıkama yağlamana! Konuştun mu isviçrelilerin komutanıyla?

– Konuştum kralım. Nuh diyor, peygamber demiyor.

– Nasıl lan? Nasıl? Paralı asker değiller mi lan bunlar? Teklif etmediniz mi hazinenin onda birini? Ganimetin yarısını da prim vericez işte. Daha ne istiyor ibneler?

– Karşı taraf ne ganimet çıktıysa sizin demiş!

– Yemiş mi ibneler bunu? Kim verir ulan bütün ganimeti? Verse bile kendi askeri izin verir mi?

– Vallahi kralım bende söyledim aynısını ama adam ” benim ganimete çökecek delikanlı, kaç kilo taşşağı var, tartsında gelsin ” diyor.

– Nerenin çocuğu lan bu?

– Babası belli değil muhtemelen ama sorunca ”zürihliyiz” biz dedi.

Savaş İtalya topraklarına salgın gibi yayılmaya başladığında, İtalyan şehir devletlerinin bu kadar etkileneceğini kimse beklemiyordu. İnsanların değerinin olmadığı, üst zümreye hizmetten başka birşey düşünmediği, karın tokluğuna gün geçirmenin en büyük mutluluk sayıldığı dönemlerdi ve düzenin bozulmaması kitlelerin uyuşturulmasıyla doğru orantılıydı.

– Makyavelli yi çağırın bana!

– Buradayım zaten kralım!

– Ne yapıcaz hacı?

– Kralım yardım mı alsak Osmanlı dan?

– Bi de onlarla uğraşamayız. Çıkmıyorlar girdikleri yerden. Almanlarla mı konuşsak? Onlarda da vardı paralı asker.

– Vallahi kralım ne diyeyim. Bende şaştım kaldım. Allah kuluna aşamayacağı derdi vermez. Aşarız bugünü de bir şekilde ama nereye kadar devam edecek böyle? Hadi diyelim ki bugün en kötü ihtimal bir anlaşma yaptık, hallettik mevzuyu. Yarın yine çıkacak aynı problem.

– E ne yapalım peki? Tezgahı mı bırakalım?

– Yok bırakmayalım tabi de, bu papa başımızda kaldığı sürece olacak aynı dertler. Gerçi papalık başlı başına problem ama özellikle bunun mantalitesini değiştirmek lazım. Sakata oynuyor hep. Yakacak hepimizin başını!

– Neden hakikaten lan? Nedir herifin derdi?

– Çok düşündüm üstüne niye diye. Buldum ama sonunda mantığını. Herifin derdi kitlelerin gazının alınması.

– O ne demek?

– Kralım bilirsin. Hepimiz yaptık askerliğimizi. O kadar adamı bir araya koyduğunda, kesin bir arıza çıkıyor. Ya herifleri mantıklı mantıksız birşeyle meşgul edeceksin ya da arasıra birbirlerine düşüreceksin ki kavga etsinler.

– Ben bizimkileri alkolik yaptım. Karı da gönderiyorum arasıra.

– Yetmez ama. Bölmek lazım. Birbirlerine düşürmek lazım. Kavga edecekler ki enerjiyi atsınlar.

– İyi de bize patlıyor sonunda. Hadi biz düşürdük birbirlerine diyelim. Ufak tefek toplumsal olayla hallettik, polisi jandarmayı da saldık araya, yediler dayağı geldiler kendilerine. Papa niye karışıyor ki? Biz girdiğimizde birbirimize ortak jandarmamız yok ki gelsin kessin raconu.

– Geçen papayla yaptık aynı şeyin geyiğini. ” Kardeşim ben kuruyorum tezgahı millet birbirine düşsün diye ama bu krallara noluyor, anlamıyorum şerefsizim” diyor o da.

– Ne yapacaz peki?

– Bence de doğru söylüyor kralım! Millete karşı atışıp tutuşacaksınız, ama arkada masada oturup kadeh tokuşturacaksınız. Zaten hepiniz bir yerlerden akrabasınız. En kötü ihtimalle kız alıp vermişsiniz. Neyin kavgası bu bende anlamıyorum.

– Birkaç yeni taktik yapıp çözmek lazım bunu.

– Var benim aklımda birşeyler.

– Söyle bakayım.

– Bir kere şu kölelik durumunu bir gözden geçirmemiz lazım. İnsanların köle gibi hissetmemesi lazım kendilerini.

– Kölelik olayını karıştırma ağa! Portakal orda kal!

– Yok yok! Yanlış anladın kralım. Kölelik bitse ilk ben rezil olurum zaten.

– Lan bende dedim komunist mi oldu Allahın faşisti diye.

– Yok kralım. Ne komünisti?  Sanki komünizm de kölelik yokmuş gibi yapmayın sizde ama. Sistem farklı düzende düzenlerde aynı sonuçta. Benim söylediğim farklı. Kölelik olsun yine ama insanlar kendilerini köle hissetmesin öncelikle. Bu türklerin meşhur bir neyzen tevfikleri var. Geçen okudum bir şiirini, çok güldüm. Ama çok doğru söylemiş herif. İnsanoğlu gariptir, ibne dersin bozulur, sikersin aldırmaz diyor. Bizimde ona benzer bir sistem kurmamız lazım. ” Ne köleliği kardeşim. Eşitiz hepimiz! ” diyeceğiz ama biz aramızda daha eşit olucaz. Çarka hizmet edecekler yine. Bizde yakıcaz puromuzu, bakıcaz keyfimize!

– Puro ne lan?

– Küba da yapıyorlar kralım. Böyle tütün yaprakları var. Ama büyüklerinden, ham haliyle. Kadın bacağına yatırıyorlar. Hafifte şarapta bekletmişler zaten. İçine koyup tütünü sarıyorlar sonra. Kocaman birşey oluyor zaten. Hani böyle afyon lokumu var ya metreyle satarlar, onların 20 – 30 cm liğini düşünün işte.

– Ulan ciğer mi dayanır ona be? Kafa yapıyor mu bari?

– Yok kafa yapmıyor. Tütün sonuçta. Ama kahveyle falan iyi gidiyor şerefsizim. Birde büyük olduğundan hem ele iyi oturuyor, hem de zengin gösteriyor namussuz.

– Neyse, diyelim köleliği kaldırdık senin dediğin gibi. Sonra?

– Sonrası kolay kralım. Saldan yardan aşağı. Misal diyeceğiz ki, ” Kardeşim kölelik yok artık. Sende çalış üst seviyelere çık. Ama arada vergini öde. Bak çok çalışırsan, sana da var puro. Meyve var, şarap var, kadın kız var, Sabahlara kadar dans var. ” Çalışacak herif. Abuk sabuk şeyler uyduracağız misal. ”Çok çalışıyorsun ama sağlığına dikkat etmiyorsun. Gel gladyatörler eşliğinde fonksiyonel antreman yap” diyeceğiz. Çinde budist rahipler varmış, onlardan getirip yoga yaptıracağız. Sizin şato nun yan tarafı çorak arazi. Para etmiyor. Oraya bir kafe açıcaz, kralla öğle yemeğinde memleket dertlerini konuşun diye bi çakıcaz promosyonu, hem paranın dibine vurucaz, hemde arsanız katlayacak misal. Sonuçta kaldırdık mı köleliği, kaldırdık. Ama adamlar bunlara yetişebilmek için zaten gönüllü köle olacaklar.

– İyi diyosun da makush, bunların hepsi sevmiyor ki çalışmayı. Bir sürü serseri var içlerinde. Herifleri köleyken bile zaptedemiyoruz. Ya serseriliğe vuruyorlar işi, ya da tembelliğe.

– Onlara da başka tezgahlar kurucaz kralım. Bu anglo ların bir oyunu var. Ayak topu diyorlar. Gerçi türktür onun özü. Tepük diyorlar. Böyle yuvarlak birşey, millet ayakla vurup peşinden koşuyor. Bir yere götürmeye çalışıyor. Onların maçlarını organize edicez. Düşünün, misal Milan dükalığı Floransa prensliğine karşı. Aynen savaş ama kimse ölmüyor. Arada birde ben senden delikanlıyım, yok ben senden façacıyım diye kavga çıkarttırdık mı seyredenler arasında, al sana attı millet bütün gazını. Sonra atları yarıştırıcaz, gladyatörleri dövüştürücez.

– Gladyatör mü kalır ulan kölelik bitince?

– Kalır tabi kralım. Köle diye alıyorsun herifi. Sonra bekliyorsun, ne zaman isyan çıkaracak diye yusuf yusuf. Yeni sistemde gladyatör yine gladyatör. Ama bu sefer para karşılığı savaşıyor. Akşamda evine, hanımına, çoluğuna çocuğuna dönüyor. Freelance takılıyor herkes.

– Freelance?

– Yeni trend kralım. İşe güce kafasına göre gidenlere, ihtiyacı kadar çalışanlara, bir kuruma zümreye bağımlı olmadan faaliyet gösterenlere diyorlar.

– Ne güzelmiş lan makush! Freelance krallık olur mu acep?

– Zor biraz ama olur belki ileride. Floransa prensi tatile gidecek misal. 2-3 aylığına yok. Sizden rica ediyor, sizde gidip bakıyorsunuz. O da 100 – 200 dönüm toprak veriyor size. Neden olmasın?

– Hacı ben anladım senin kafanda geçeni. Şu karşı tarafla bir anlaşmayı yapalım sonra hep beraber oturur yeni bir sistem belirleriz. Hatta, türkler geçen rakı diye bir içki göndermişler, balıkla yağ gibi gidiyor namussuz. Oturur rakı balık yaparız, muhabbeti de hoş, birşeylere bağlarız durumu. Ok?

– Tabi ki kralım. Ben buralardayım her zaman biliyorsunuz!

Makyavelli ayrıldığında kralın yanından, içini bir hüzün kapladı. Sistem denen şeyin,  bu tür kaçamaklara, her sıkışıldığında daha kolay çözümlere ulaşabilme kapasitesi varken, niye bırakmıştı arkasında bu makyavelistleri diye sitem etmeye başlamıştı kendi kendine. Tamam kazanmak için herşey mübahtı ama ortada kuralı belli bir oyuna uyarak bu kadar can yakmadan da, sistemi tehlikeye atmadan da yürümek mümkündü her zaman. ” Türklerin derbisi var yakında. Her seferinde olay da çıkıyormuş maç sonunda. Gidip yerinde incelemek lazım şu tepük denen oyunu ” diye mırıldanarak, ufukta kayboldu makyavelli batan güneşe inat.

Burak ÖZBAKIR